CHP'den ayrılıp AK Parti'ye katılanlar arasında Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu ve Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay …
Eylül ve Ekim 2026 döneminde Çiğli (İzmir), Çerkezköy (Tekirdağ), Foça (İzmir) gibi kritik ilçelerin belediye başkanları ile İstanbul'da Tuzla, Çekmeköy ve Şile belediye başkanları da toplu törenlerle AK Parti saflarına katıldı…
Toplamda diğer partilerden (Yeniden Refah Partisi, İYİ Parti, bağımsızlar vb.) de gerçekleşen katılımlarla birlikte yerel yönetimlerde AK Parti'ye geçen toplam belediye başkanı sayısı 107'yi buldu…
Bu sayı içinde en büyük payı CHP kökenli belediye başkanları oluşturmakta…
AK PARTİ’NİN CHP AÇILIMI: KİM KİME DAHA ÇOK BENZEYECEK?
* Peki, belediye başkanlarının özellikle CHP’den AK Parti’ye transfer olmalarını siyaseten nasıl okumalı?
* Mesela, gelecek seçimlerde bu transferlerin nasıl ne yönde bir etkisi olur, olacak?
* Daha da önemlisi, bu transferler iktidar partisinin politikalarını hangi yönde etkileyebilir?
Soruları artırmak mümkün…
Bu soruların cevabı niteliğinde, hertaraf haber sitesinde oldukça dikkat çeken bir analiz yapan yazar Kamil Yeşil, “AK Parti’nin CHP Açılımı: Kim Kime Daha Çok Benzeyecek?” başlıklı bir yazı kaleme aldı. Önemli ayrıntılar veren yazar İşte Kâmil Yeşil’in söz konusu yazısı şöyle;
“Refah Partisinin iktidar yolunu 1980 sonrası belediye hizmetleri açmıştı. Rize Kendirli belediyesi ile başlayan Refah dönemi, İstanbul’da Bahçelievler, Sultanbeyli derken Recep Tayyip Erdoğan’ı büyükşehir belediye başkanlığına taşıdı. Van’da Fethullah Erbaş; Konya’da Halil Ürün, Şanlıurfa'da İbrahim Halil Çelik, Kahramanmaraş'ta Ali Sezal, Kayseri'de Şükrü Karatepe belediye başkanlığını kazandıklarında RP'nin yüzde on barajını aşmak problemi vardı. Refah Partili belediye başkanları belediye hizmetlerini okuldan öğrenmediler. Seçimden önce bir belediye çalışanı değillerdi. Öğretmen kökenli, ilahiyatçı, akademisyen vs idi çoğu. Peki RP'li bu başkanların fark atmasının sebebi nedir?
Birincisi, en önemlisi önceki belediye başkanının yolsuzlukları idi. İski skandalı kamu parasının kişisel, aile ilişkilerine harcandığını gösterdi. Susuzluk, çöp yığınları, trafik sorunu bütün ağırlığı ile yaşanırken metres hayatı, bol kepçe tazminat üstüne tüy dikti. “Başkanımız yolsuzluk yapıyor ama laikliğin teminatıdır kendileri” düzeyinde bir ideolojik seyir vardı, millet ikinci sınıf bile değildi yanlarında. Devleti temsil eden vali ile de gayet uyumlu idiler. Oysa Recep Tayyip Erdoğan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğunda vali Erol Çakır, belediye başkanı ile araya ideolojik devlet refleksi ile büyük bir mesafe koymuştu, bürokratik işlerde zorluk çıkarıyordu. Nitekim devlet de vali gibi davrandı ve bir şiir okuduğu için mahkum edildi.
Muhalif basın da şahitlik etti. Refah Partili başkanlar belediyelerde önce insan ilişkilerini değiştirerek başladı işe. Halkın arasında, kiralık evlerde yaşıyorlardı; zaten halktan kişiler idiler. Halil Ürün’ün anlatımıyla halkın cenazesinde, sünnet düğününde, hastalık zamanlarında yanlarında idiler. Cami cemaati ile hemhal idiler zaten. Bir fark koymak zorunda idiler. İkinci kez seçilmek isteyenler, hizmeti artırarak götürmek zorunda idi. Üçüncüsü, sistem Refah Partisini ve partilileri dışlamıştı. Küçük görüyordu, ötekileştiriyordu ve bunu açıkça söylemekten çekinmiyordu. Çöp toplayacak, su getirecek, yol yapacak kimselere bunlar mürteci, Atatürk düşmanı vs diyerek armutlarla elmaları topluyordu. Oysa mahalleye hizmet etmenin ideolojisi yoktu, olmazdı. Millet, ötekileştirilen kişileri Refah Partili olarak değil, kendisi olarak kabul etti ve sahip çıktı. Dördüncüsü yolsuzluk, usulsüzlük yapmadılar. Belediyenin bir işini üstlenen firmaların ‘usul ve teamül gereği’ başkana ödeyecekleri payı belediyenin iş indirimine ilave ettirdiler. RP’li belediye başkanları yemediler, yedirmediler. Allah doğrunun yardımcısıdır ilkesi de kendini gösterdi. Mesela susuz İstanbul’a bereketli yağmurlar yağdı. Nurettin Sözen’in yağmur bombası vaadi yağmur duası ile boşa çıktı. Sözen’in yağmurlar için yorumu “Ne yapalım Tayyip Bey’in yukarısı ile arası iyi” şeklinde oldu.
Ak Parti birçok il ve ilçe belediyeyi yönetti, yönetiyor. İzmir’i hiç kazanamadı, Ankara ve İstanbul’u da son iki seçimde kaybetti. Bu kayba rağmen İzmir BBB ve İstanbul’da bazı ilçelerde belediye başkanları partilerini terk edip Ak Parti’ye katıldı. Acaba bu kişiler Ak Parti’den aday olsaydı gene seçilebilirler miydi? Seçilmelerine sadece partilerine mi borçlular yoksa kendilerine ait bir seçmen kitlesi mi vardı?
Basına yansıdığına göre CHP/Yeni Parti’den Ak Parti’ye geçen belediye başkanlarının memnun oldukları en önemli şey; genel merkezin, partililerin kayırma, rüşvet ve irtikap gibi ilişkilerinden kurtulmak olmuş. Ak Parti’ye geçişten sonrası bu kadarıyla izah edilemez. Doğrusu, CHP’den seçilip de Ak Parti’ye geçen başkanların düşünceleri, tecrübeleri meraka değer. Mesela; CHP ile neden, nasıl kazandılar; Ak Partili aday niye kazanamadı? Bu konudaki gözlem ve düşünceleri nedir?
Ak Parti önümüzdeki mahalli seçimde kendilerini aday gösterirse bu tecrübeden yararlanmaları gerekecek çünkü.
Ak Parti’ye geçtikten sonra gerçekten belediyecilik anlayışı ve hizmet vermek bakımından ne gibi bir birikimle karşılaştılar, destek buldular? Ak Parti mahalli idaresi hangi hususlarda destek oldu? Bu desteğin içinde personel desteği oldu mu? Hükümetten iller idaresi payından başka maddi bir destek aldılar mı? Daha önce neleri, neden eksik veya yanlış yaptığı ile ilgili bir kanaat oluştu mu? Ak Parti’ye geçtikten sonra halkın aldığı hizmet kalitesi arttı mı? Halkın dikkatinin parti mi hizmet mi beklediği konusunda ne gibi bir kanaate vardılar? Kişisel, seküler hayatında ne gibi değişiklikler oldu? Veya oldu mu? Ak Parti’nin uluslararası siyaseti hakkında ne düşünüyorlar? Ak Parti’yi iddia edildiği gibi, “dinci”, “Atatürk ilkelerine karşı bir parti” olarak mı buldu yoksa CHP gibi bir parti mi? Vali ve il idaresi bürokrasisinde olumlu/ olumsuz tepkiler, iş birliği bundan nasıl etkilendi? Belediye hizmetleri dışında Ak Partinin mahalli idaresi ile kaynaştığı söylenebilir mi ? Ak Parti’yi ne kadar muhafazakâr ne kadar demokrat buldu? Tekrar Ak Parti’den aday olmak ister mi?
Kişiler bugün olmazsa yarın, bu sorulara cevap veren hatıralar yazsalar yine önemli bir iş yapmış olurlar.
Bu ve benzeri soruları soruyoruz çünkü bu geçişler Türk siyasi hayatında büyük bir kırılmadır. Bu geçişler CHP-MSP koalisyonundan kat kat öte bir şeydir. O kadar ki, önümüzdeki CB seçimi ve mahalli seçimlerle sınırlı kalmayacak bir tesiri olacaktır. Mesela bu bağlamda Ak Parti’nin, CHP eleştirisi yumuşayacak, İnönü dönemine ait uygulamalar güne taşınmayacak ve yeni siyaset yeni bir dil ile yapılmaya başlayacaktır. Millet önümüzdeki seçimlerde “ Seçtiğimiz başkan nasıl olsa Ak Parti’ye geçecek öyleyse şimdiden Ak Parti’ye verelim gitsin” mi diyecek yoksa “Ak Parti’ye oy yok, başkanların kendine geçmesini beklesin” mi diyecek ayrımındayız. Kemal Kılıçtaroğlu CHP’sini tarihi ağırlıklarından da kurtaran bu geçişlerden sonra dini söylem ve hassasiyetlerin Yeni Parti’ye göre daha da yumuşayacağını söylemek kehanet sayılmaz.
Olan sağ, muhafazakâr, (İslamcı !) siyasete mi olacaktır yoksa sol, Kemalist siyasete mi bunu zaman gösterecek. Zira Ak Parti, bu kaynaşmada geçiş yapanların hayata bakış, dil ve söylemlerini de içselleştirecektir. Dolayısıyla önümüzdeki yıllarda muhafazakârlık denilen tutum, sekülerliğe doğru genişleyecektir. Buna karşılık sol, Kemalist söylem sağ, muhafazakâr anlayış ve dile ne kadar gelecek onu da görmüş olacağız.”
KAMİL YEŞİL KİMDİR?
31 Mart 1963, Çine / Aydın doğumlu. İlk ve ortaöğrenimini Eskiçine’de tamamladı. Atatürk Üniversitesi Kâzım Karabekir Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü (1987) mezunu.
Edebiyat, kültür ve eğitim alanlarında yazıyor. 2015-23 yılları arasında Talim ve Terbiye Kurulu Üyeliği yaptı. Bir süre Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Türk İslâm Sanatları Bölümünde yüksek lisans programına devam ettiyse de bitirmeden ayrıldı.
Yüksek lisans tezi olarak hazırladığı “Anlatılarda Hoca Tipleri” adlı çalışmasını Tarih ve Düşünce dergisinde tefrika etti.
Panel dergisinin kültür-sanat sayfasını M. Sabri Aydınlı imzasıyla yönetti. Rize, Çorum, Manisa gibi illerde öğretmenlik yaptı.
Çalışmalarını Ankara’da sürdürmekte.
Kâmil Yeşil’in ilk öyküsü “İlgi”, Ankara’da çıkan Aylık Dergi’de (1988) yayımlandı. Deneme, inceleme ve eleştirileri İzlenim, Nehir, Bilgi ve Hikmet, İlim ve Sanat, Panel, Altınoluk, Tarih ve Düşünce’de; öykülerini Ayâne, Kayıtlar, Kardelen, Kaşgar, Yönelişler, Hece, Dergâh, İkindi Yazıları, Birlik (Üsküp) dergilerinde yayımladı.
Ali Kemal’in Paris Musahebeleri’ni yayına hazırladı.
Balın Tuzu Eksik adlı eseriyle 2001 Türkiye Yazarlar Birliğince Yılın Hikâyecisi seçildi.
ESERLERİ: HİKÂYE: Ankebût (1998), Balın Tuzu Eksik (2001), Kayıp Dilin Öyküleri (2003), Tamir Görmüş Aşk (2004).





