Görüntülü bir habere takılıp bakakalıyorum.
Kurbanlıklarını büyük şehirlere getiren besicilerle ilgili bir haberdi.
Bütün bir yıl bekledikleri an gelmiş hayvanlarının minik yavrularını aylarca beslemiş artık hasat alma zamanıdır,büyük şehre sefere çıkmışlar ellerindeki hayvanları bitirip köylerine döneceklerdir.
Onlardan kurbanlık satın alanlar iyi bilirler, ellerindeki kâğıt paralarla hesapları hep milyar üzerindendir, iyi kazandıkları, mutlu oldukları sanılır.
Lakin o görüntülü haberde hiç de huzurlu olmadıklarını anlattılar.
Hani kimisi hayvanlarını değerine satamadıklarını ifade edebilir belki ama konu o değildi.
Bir çadırda toplanıp hep beraber tahta bir sandık üzerinde güleç bir yüzle yemek yiyen besicilere spiker soruyor, “bayramda ailenizden ayrı olmak nasıl bir duygu” diye, hepsi de yaralarına dokunulmuşçasına iç çekip:
-çok kötü bir duygu, ailemizle bir arada olmak isterdik, onlardan ayrı bir bayramı geçirmek çok zor, o kadar çok özledik ki, çocuklarımız burnumuzda tütmekte.
Dışarıdan bakıldığında ceplerinde demet demet paralar taşıyan besicilerin mutlu olması düşünülürken, aile ayrılığı ile derin elem içerisindeler.
Ailenin, çoluk çocuğun, anne babanın, kardeş bacının nasıl hayatın anlamı olduğunu çektikleri ahlarla anlatmaktalar.
Otobüste yanımda oturan genç, anneannesinin yanında tatilde olan minik kızı ile görüntülü telefonla konuşmakta, çocuk henüz dokuz aylık bir bebek ama babayı görünce çıldırıyor sevinçten.
Herkes bu ailenin hasret dolu cümlelerini dinliyor, baba da onlara kavuşmak için saatleri sayıyor, bayram dolayısıyla ailesi ile buluşma sevinci gencin yüzünden o kadar çok okunmakta idi ki.
Ailenin ne kadar kutsal bir mefhum olduğunu, hayatta en mutlu olunan yerin sadece aile ocağı olduğunu, bu minik bebekle babasını izlerken bir kez daha anlıyor, gözlerim yaşarıyor. Bayramlar en çok da ailenin bir araya gelmesi, toparlanması, birlikte geçirilecek vakitler yumağı değil mi?
Bayram sevincine ayrılıklar ne kadar fazla darbe vurmakta, kavuşamama, sıladan uzaklık, aileden ayrı düşme, özlemleri yaşayamama insanlara tarifsiz sızılar vermekte.
Hasret, uzaklıklar, ayrılığın acısı; şarkı ve türkülerimize de sinmiştir.
Şu türküyü eminim çoğunuz anımsarsınız:
“Bitlis’in etrafında mor sıra dağlar / Dağların eteğinde yemyeşil güzel bağlar / Bakmayın güldüğüme can gizli gizli ağlar.
Dideban’ın taşını / Sil gözünün yaşını / Bacımı kardaşımı / Özledim çok özledim.
Gökmeydan’ın düzünü / Sevgilerin özünü / Anamın gül yüzünü / Özledim çok özledim”.
Bu en sevinçli günlerde,annelerin gözbebeği yavrularının başlarına bir şey geldiyse eğer, gayrı bayramlar “kara bayram”dır. Belki de sadece Anadolu’ya has bir gelenektir “kara bayram”.Yitirilenin ailedeki boşluğu elbet asla doldurulamaz ama yine de yakınları, komşuları; bayram ziyaretine daha bir itina ederler çünkü hane sahibi ciğerparesini yitirmiştir. Ağıtlar artık annelerin çığlığı olmuş herkesin gözlerinden sicim gibi yaş akmaktadır:
“Hazin esen seher yeli / Al yanına götür beni / Kurban olam karlı dağlar / Verin benim sevdiğimi.
Sen küçüksün ölemezsin / Kefen bile giyemezsin / Kara toprak aldı seni
İstesen de dönemezsin.
Yüce dağlar dizi dizi / Viran etti hanemizi / Kime diyek derdimizi / Verin bana yiğidimi”.
Bu bayram ve diğer bayramlar anneler ve yavruları için, küçük kızlar ve babaları, besiciler, balıkçılar, işçiler, öğrenciler, tüm aileler için; “kara”dan uzak, ışıklı, renkli, sağlıklı, huzurlu, mutlu bayramlar olsun.