Tüm insanlar Âdem peygamberin çocuklarıdır. Müslümanlar, Yahudiler ve Hristiyanlar da Âdem’in çocuklarıdır. Ama biz Müslümanlar Onun iki çocuğundan biri olan Kabil’in kirli değil Habil’in soylu temsilcileriyiz.
Çünkü Habil Tevhidin, çünkü Habil adaletin, çünkü Habil iffetin, çünkü Habil itaatin öncüsüdür.
Kabil ise şirkin, zulmün, fuhşun ve isyanın temsilcisi/öncüsüdür.
21.yy’da Kabil’in temsilciliğini birey ve devlet olarak takip edenler/ettirenler var. Kötülüğün iktidarı için her türlü desteği verenler bu kapsamda değerlendirilir. Yeryüzünde özellikle İslam coğrafyasında akan kan ve gözyaşına sebebiyet veren/kayıtsız kalan; ABD, İngiltere, Almanya, Rusya ve İsrail; Kabil’in devlet boyutunda vagonu olurken, bireysel anlamda başta körfez ülkelerinin kralları olmak üzere farklı kariyer sahibi insanlar da Kabil’in kompartımanında yer almışlardır.
Yıllardır Doğu Türkistan, Filistin, Afganistan; dün Irak, Arakan, Balkanlar; bugün Suriye ve Mısır; hep ağladık gözyaşı döktük. Türkiye olarak adeta ağlama duvarına dönüştük. Ağlamak/gözyaşı dökmek insani bir özelliktir. Ancak sürekli olması acziyetin ifadesidir.
Batı medeniyetinin de gözyaşları var! Timsahlar da gözyaşı döker ama avını imha ederken. İşte Suriye’de kimyasal silahlarla öldürülenlere kimyevi ağıt yakarken; uçak, tank, top ve diğer öldürme araçları ile yapılan katliamlar karşısında ise kahvelerini yudumlamaya devam etmekteler.
Mazlumların ağıtını dindirmek onlarla beraber ağlamaktan geçmez. Bu tablonun değişimi; zulme engel olmak ve zalime dur demekle mümkündür. Müslümanların görevi de bu değil midir Yani müminlerin görevi ağlama duvarı olmak değil, değiştirmek ve dönüştürmektir. Çünkü tüm peygamberler yeryüzünü değiştirmek ve dönüştürmek üzere gelmişlerdir.
Şirke, zulme ve adaletsizliğe son vermek yalnızca dua ile mümkün değildir. Bir Osmanlıca metinde şöyle yazıyordu “tarlaya duadan önce çapa gerekir.” Duasız olmaz ama çapasız da olmaz. 21. Yy. da Müslümanlar çapasız iş görmeye kalkıyor ama başaramıyorlar. Çünkü eşyanın tabiatına aykırı bir haldir bu. Diğer bir ifade ile peygamberlerin geleneğine aykırı.
Dua ile birlikte yapacağımız ve sahip olacağımız şeyler var; okumak, sürekli okumak. Bilgi, birikim ve bilinç. Ve üretmek; her alanda üretmek. Çünkü tarihi yazanlar ve yapanlar; üreten toplum ve milletlerdir. Ama bilenen gerçektir ki; tarih güç ile yazılır. Güç ise bilgidir. Bilgiyi ellerinde tutanlar, toplumların kaderini ellerinde tutanlardır.
Bu kapsamda Müslümanlar! Ya siz tarih yazar tarih yaparsınız; ya da sizi tarih yaparlar!
2012 yılı uluslararası ilk 500’e giren büyük şirketleri konun edinen; “FORTUNE 500” dergisi FORTUNE 500 listesinde Türkiye’den sadece bir şirket yer alıyorken, gelişmiş ülkelerden; ABD’den 132, Japonya’dan 62, Fransa’dan 31, Almanya’dan 29 ve gelişmekte olan ülkelerden Çin’den 89, Güney Kore’den 14, Brezilya’dan 8 ve Rusya’dan 7 şirketin bulunması İslam ülkelerinin durumunu özetliyor. Türkiye’nin en büyük 500 sanayi şirketinin 2012 yılı üretiminden satış gelirleri 353 milyar, Royal Dutch Shell Firması tek başına 484 milyarlık gelire sahip. Bu tabloda sanırım Türkiye’nin durumunu gözle önüne seriyor.
Mazlumların ağıtını dindirmek ve ağlama duvarı olmaktan kurtulmak için; üretmek şarttır. Üretmek güçtür. Güç bilgidir.
Hamasi ve duygusal söylevler gâvur parası ile beş para etmiyor!