Bismillâhirrahmânirrahîm!

7 EKİM Aksa Tufanı harekâtından bu yana dünyanın ilgisi Filistin üzerine çevrilmiştir. Filistin bölgesi 76 yıldır İsrail işgali altındadır. Siyonist ve Hıristiyan ülkelerin liderleri zalim, katil, terörist, katliamcı ve soykırımcı İsrail’i sonuna kadar destekleyerek tarihî karakterlerini ortaya koymuşlardır. Dünya halkları ise meydanlarda, stadyumlarda, üniversite kampüslerinde bebek katili ve soykırımcılara karşı tepkilerini gösterdiler.

Kassam Tugayları’nın Haçlı-Siyonist İttifakı’na karşı destanlık direniş ortaya koymaları, dünyada İslâm’a olan ilgiyi artırdı. Filistin’in kahraman halkı, işgal altında tutulan toprakları için, “Ya Filistin’i özgürlüğüne kavuşturur ya da şehadete yürürüz” sözleri, bütün dünyanın hayranlığını kazandı. Bombalar, yakıp yıkmalar, açlığa mahkûm etmeler, teröristlerin Filistin’de güvenli bölge bırakmaması gibi olaylar Filistin mücahitlerini yıldıramadı.

Filistin, bir insanlık sorunudur. Filistin’in güvenliği varsa, dünya huzur ve barış iklimine girer. Kudüs ve Mescid-i Aksa işgal altındaysa, dünya huzur ve barışa hasret kalır. Bebekleri hedef alarak, katliam ve soykırım yaparak dünyada güvenliği sağlayamazsınız! Çözüm, İsrail’in işgalde tuttuğu Filistin topraklarının sahiplerine verilmesidir. Akşama kadar “insan hakları” sakızı çiğneyenler nerede?

Dünyada, başta yöneticiler olmak üzere, hepimiz çözümün neresinde olduğumuzu sorgulamalıyız. Yakınmak, ağıt yakmak çözüm değildir. Ayağa kalkmalı; hak, sahibine teslim edilmeli; Filistin toprakları özgürlüğüne kavuşturulmalıdır. İnsanî ve vicdanî olan budur. Hukuk da bunu gerektirir. Çünkü, “Hak, haklının en mukaddes malıdır.”

BUNU YAPANLAR İNSAN MI?

GAZZE’DE yaşananları kimse “savaş” olarak görmesin! Çünkü savaşın da bir hukuku vardır. Savaş askerler arasında geçer. Çocuklara, kadınlara, sivil halka dokunulmaz. Filistin’de yapılanlar Firavun’un yeni doğan çocukları katlettirmesine benziyor. Firavun, “Saltanatım elimden gidecek” diye bebek Musa’yı ortadan kaldırmak adına 70 binden fazla yeni doğan çocuğu katletmişti. Ama Musa (a.s.) vakti geldiğinde Firavun’un saltanatına son verdi.

Bugün, İsrail de işgal ettiği, mazlumun kan ve gözyaşı üzerine kurduğu saltanatının ebedî olacağını sanıyor. Akıttığı kan İsrail’i boğar. Bebek, çocuk, kadın ve mazlumların âhı yerde kalmaz. Her Firavun’un bir Musa’sı vardır. İsrail’in korkulu rüyası Ebu Ubeyde ve Kassam Tugayları bunun işaretidir. Vakti geldiğinde İsrail’in yerle yeksan olacağından kimsenin şüphesi olmasın! Zulüm ebedî olamaz.

Bütün iş, bizim nasıl imtihan verdiğimizle ilgilidir. Zalimin yanında mı olduk; yoksa Musa’nın yanında mı? Âhlar göklere yükselirken, Filistinli küçük kız, “Yoruldum, ölmek ve dinlenmek istiyorum” derken; elinde bir şey yapma imkânı olduğu halde yapmayanlar, kıyamet günkü hesaplarına hazırlansınlar! Bu günler gelir geçer; kıyamet hepimizi yakalayıverir.

Millî Görüşçülere, Millî Gazete’ye, TV5’e özellikle teşekkür ediyorum. Onlar, baştan beri hak-bâtıl mücadelesindeki yerlerini “hakkın safı” olarak belirlediler. Millî Gazete yazarları, görevlerini hakkıyla yapmaya çalışıyorlar. Mazlumun sesi oluyorlar. Millî Gazete’nin sanatçı duyarlıklı yazarı Cafer Keklikçi de uyarıcı, çözüm sunucu yazılar yazıyor.

TÜRKİYE’NİN GÖREVİ

CAFER Keklikçi, 10 Ağustos 2024 tarihli, “Bir Özgürlük Teklifi” başlıklı yazısında, Filistin bölgesinde kıyamet koparken, Türkiye’nin dikkatleri İran’a çekmeye çalışmasının zararını belirterek, yöneticilerin asıl görevlerini hatırlattı:

“İsrail, ikide bir Türkiye’nin dibindeki Halep’i bombalıyor. Kimseden gık çıkmıyor. İsrail aylardır Gazze’de katliam yapıyor. Yemen karşı koydu, diye ABD ve İngiltere, Yemen’i bombalıyor. İran’ın karşı koyma ihtimaline karşı ABD bütün varını yoğunu Ortadoğu’ya yığdı. Kim için, İsrail için! ABD, İsrail’i korumak için yüzlerce savaş uçağı ve gemisiyle, binlerce askeriyle Ortadoğu’ya çıkarma yaptı.”

Siyonistlerin yüz yıllar önce belirlediği bir Arz-ı Mev’ud haritası var. Nil’den Fırat’a kadar uzanan topraklar “bizim” diyorlar. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’muz da bu haritanın içinde yer alıyor. 3. Dünya Savaşı konuşuluyor. Çok hassas bir dönemden geçiyoruz. Sayın Keklikçi, bu atmosferde Türkiye’nin sağına ve soluna bakmadan şunları yapmasını öneriyor:

“ABD’yi Ortadoğu’dan çıkarmanın başlangıcı olarak ABD kafasıyla Türkiye’de yayın yapan bütün medyayı kapatmalı. Günlerdir İran’ı savaşa sokmaya çalışan ve sokamayan ABD kafalı televizyonları kapatmalı. Türkiye, ABD’nin Türkiye’deki bütün askerî varlığına son vermeli. İncirlik Üssü ve Kürecik Radar Üssü kapatılmalı. ABD mallarının Türkiye’ye girişi yasaklanarak karşı konulabilir.”

Dost ve müttefik deyip ABD’ye; normalleşme deyip İsrail’e şirin görünerek Türkiye’nin güvenliğini sağlayamazsınız! Olup bitenin farkında olanlar, Türkiye’nin güvenliği adına yöneticilerini uyarmalıdır.