İslam’ın büyük bir hamle ve yükselişe geçtiği olay Mekke’nin

Fethi’dir. Dünya durdukça, bütün fetihlere örnek ve kaynaklık teşkil eden

tarihî bir dönüm noktasıdır. Hakk’ın bâtıla galebesinin sembolüdür. Putların

yıkıldığı, zulüm ve kötülüklere son verildiği bir zaman dilimidir. Görülmüştür

ki, aslolan haktır, zulüm ise ârızidir. Zulüm, sömürü, işkence, savaş, şiddet,

tekebbür, yalan gibi kötülüklerin sona ermesi Hakk’ın hakimiyetine bağlıdır.

31 Aralık, Mekke’nin Fethi’nin milâdi yıldönümü. Bu kadar

önemli bir olaya, senelerden beri Anadolu Gençlik Derneği sahip çıkıyor ve her

31 Aralık akşamında yüksek katılımlarla coşkulu kutlamalar gerçekleşiyor. Bu

sene, Mekke’nin Fethi kutlamaları 200’den fazla noktada yapıldı. Halkın büyük

ilgi ve teveccühüne mazhar oldu.

Bu anlamlı programlardan Muğla’da yapılanına konuşmacı

olarak katıldım. Muğla, Türkiyemizin güneybatı ucunda. Akdeniz ve Ege

Bölgeleri’nde toprakları var. Fethiye, Datça, Marmaris, Bodrum gibi ilçeleri

birer turizm ve tatil merkezi. Narenciye ürünleri yetişiyor. Arıcılık ve zeytincilik

de halkın geçim kaynakları arasında.

Çevresiyle birlikte 803 bin ve şehir merkezinin 62 bin

nüfusuyla Muğla’ya “öğrenci şehri” demek mümkün. Muğla Sıtkı Koçman

Üniversitesi’nde ilçelerindeki Meslek Yüksek Okulları ile birlikte 37 bin

gencimiz öğrenim görüyor. İlk ve ortaöğrenimle birlikte Muğla merkez nüfusunun

yarıdan fazlasını öğrenciler oluşturuyor.

Özel İdare Kültür Sitesi Konferans Salonu’nda yapılan

Mekke’nin Fethi programına hanımlar ve gençler büyük ilgi gösterdi. Muğla

AGD’nin geçen yıl kendi binasında 60 kişiyle yaptıkları programdan sonra; bu

seneki kutlamaları 400 kişilik salonda gerçekleştirmiş olmaları yöneticilere

büyük güven ve cesaret verdi. İl Müftüsü, sivil toplum kuruluşlarının

yetkilileri, imam hatip ve öğretmenlerden oluşan protokol ve halk programı

ilgiyle takip etti.

TABİİ VE SAMİMİ BİR KUTLAMA

AGD Muğla Başkanım Cebrail Tümenci’nin öncülüğünde

hazırlanan  “Mekke’nin Fethi” programına

samimiyet ve tabiîlik damgasını vurdu. AGD’yi Tanıtma ve Mekke’nin Fethi ile

ilgili sinevizyon gösterileri programa renk kattı. Başkan Cebrail Tümenci’nin

kendine güvenen bir üslûpla gösterdiği hedefler salondakilere ümit ve cesâret

verdi.

Yadigâr Hocaefendi’nin Kur’an tilâveti tam bir “ziyâfet”

özelliğine büründü.

Üniversite öğrencisi Ali Cengiz’in görüntüler eşliğinde

okuduğu şiir salondakilere İslâm Tarihi’nin yaşandığı günlere götürdü.

Görevlilerdeki, çalışma uyum ve disiplini de dikkatlerden

kaçmadı.

İstanbul’dan misâfir olarak katılıp programın sunuculuğunu

yapan Ömer Salman dikkatleri devamlı uyanık tutmayı başardı. Salondakilere

yönelttiği sorular ve verilen hediyeler, programın salondakilerle birlikte

gerçekleşmesini sağladı. 8-9 yaşlarındaki yavrularımızın sunduğu

Karagöz-Hacivat gösterisi izleyenlerin hayranlığını kazandı.

Grup Şühedâ’nın söylediği ilâhiler konuyla bütünleşen

parçalardan seçilmişti. “Sevdim seni Mâbuduma cânân diye sevdim” ilâhisi “Allah

Rasülü’ne (s.a.v) bağlılığı”; “Döneceğiz o günü bekle” ilâhisi, hicret

sırasında Peygamberimiz ve sahabesindeki “Mekke’den vazgeçilemeyeceği ve geriye

dönüş azmini”; “Talea’l bedri aleynâ” ilâhisi, Allah Rasülü’nün (s.a.v)  Medine’ye girişi sırasında, Medineliler

tarafından muhteşem bir merâsimle karşılanmasını; “Medine yoluna vardım”

ilâhisi de, “her Müslümanın Allah Rasülü’nün (s.a.v) yolunu arama ve O’nun

(s.a.v) insanlığa sunduğu örnek hayatı yaşama coşkusu”nu sembolize ediyordu.

MUHTEŞEM FETİH

Programda 45 dakika kadar süren konuşmamda, Nur Dağı’ndaki

Hira Mağarası’ndan verilmeye başlanan ilâhi mesajın, Allah Rasülü (s.a.v)

eliyle nasıl kademe kademe hayata geçirilmeye çalışıldığı üzerinde durdum.

Allah Rasülü’nün (s.av) “Rehber-i kül-her alanda rehber” olarak; tebliğ, davet,

hicret, cihat, aile, toplum, eğitim, komutanlık, diplomatlık, devlet adamlığı

gibi hayatın her safhasında ideal örnek (hayat modeli) olduğunu ifade ettim.

Gelmiş geçmiş en büyük eğitimci olan Allah Rasülü’nün (s.a.v) dünyanın en vahşî

toplumu içinden en seçkin insanlar yetiştirerek Asr-ı Saadet toplumunu

oluşturduğunu anlattım.

Hicret öncesi Medine’ye davetçi olarak gönderilen Mus’ab bin

Umeyr’in (r.a), tatlı dili, güler yüzü, Allah Rasülü’ne en çok benzeyen

sîmâsıyla İslâm’ı tebliğ ederek, Medinelilerin bölük bölük İslâm’a girmelerini

sağladığını ve Medine’yi Allah Rasülü ve sahabesinin hicret edebileceği bir

mekân haline getirdiğini anlattım. Bugün de her şehir, her ilçe, her belde, her

köy ve mahallenin birer Mus’ab beklediğini söyleyerek Asr-ı Saadet’te

yaşananların bize yüklediği görevleri hatırlatmaya çalıştım.

Hudeybiye Barışı, Mekke’nin Fethi’nin önünü açtı. Ondan

sonra, Allah Rasülü (s.a.v) bütün devlet başkanları ve kabile reislerine,

onların idare ettikleri halkla birlikte bütün insanlığa İslâm’a davet için

mektuplar gönderdi. İslâm’ın hızla yayılmaya başladığını gören  müşrikler, tek taraflı olarak anlaşmayı

bozdular. Bu olay üzerine, Allah Rasülü (s.a.v) seferin nereye yapılacağını

söylemeden Mekke’nin Fethi hazırlıklarına girişti ve Mekke Allah’ın lütfuyla

fethedildi.

Mekke’nin Fethi ile Müslümanlar büyük bir zafer kazandılar.

Kölelik mevkiindekiler, efendilik mevkiine ulaştılar. Müşriklerin öncülerinden

Ebu Süfyân, Vahşi, Hind, İkrime, Safvan bin Ümeyye, Ebu Leheb’in çocukları Utbe

ve Muattıp gibi pek çok kişi Müslüman oldu. Gönüller fethedildi. Kilitli

gönüller İslâm’a açıldı. İnsanlık, yaşanmaya değer hayatın İslâm’da olduğunu

gördü.

Mekke’nin Fethi’nde o kadar büyük ders ve ibretler var ki…

Fetihle hakikat güneşi parlıyor, bâtılın koyu karanlığı dağılıyor. İnsanlar

hakikatı apaçık görebilme imkânını elde ediyorlar. İnsanlığın önünü açan fetih

erlerine selâm olsun!