İnsan gövdesinden taşmaya meyilli bir varlık. 

Onun için bir ağaç kadar bile bu dünyaya ait değil. 

Topraktan yaratıldı, ama kökü topraktan ziyade gökyüzüne yakın.

Geçici ve uçucu olma özelliği ona haddini bildirdiği kadar, fanilik duygusuna karşı önlem almaya da sevk ediyor. 

Hep gölgesini gövdesinin peşinden gezdirmesi bundandır. 

Ne varsa gövdesinden dışarıya yansıyan o insanın gölgesidir. 

Bu gölgede terini silip yorgunluğunu atar, salıncağını bu gölgeye kurar.

İnsanın gölgesi, bedeni ortadan çekilince geriye ondan kalan neyse odur. En başta da adı. 

Veysel boşuna dememiş zahir: “Ben giderim adım kalır”. 

Şimdi anladınız mı insanın bu dünyada adını dağa taşa yazma arzusunun kaynağında yatan şeyi. Mahiyeti ve niyeti ne olursa olsun bütün yazma edimlerinin özü budur: Adını yazmak! 

Yani gölgesini gövdesinin geçiciliği karşısında yeşertip ölümsüz kılmak. 

Sükut suikastları ve trajik ölümler hep bu dirime karşı geliştirilmiş bir savaştır aslında. 

Gövdesini ortadan kaldıramadığı kişinin gölgesini yok etmek ister insan. 

Bu uğurda bir kanlı katilden daha fazla gözü dönmüştür bazılarının.

İstemedikleri ya da çekemedikleri kişinin adını andıklarında kendi ömürlerinden bir şeylerin eksileceği duygusunu yaşarlar. 

Siz aynı isimlerin neden sürekli parlatılarak cilalanıp durduğuna bir türlü akıl erdiremezsiniz. 

Oysa onlar bir isimden heykel yontarlar, kazık çakarlar, mabet yaparlar, ölümsüzlük iksirinden çevresindekilere de bulaştırsın diye.

Adlarının hep en önce olmasını istemeleri bundandır.

Adları çokça anarak zihinlere çivilemek ne ise bir adı hafıza duvarından indirme telaşıyla silmeye çalışmak da odur. 

En çok suretten kaçan muhafazakâr kesim olmasına rağmen en fazla suretleri ve suratları ikame etmeye çalışan da onlardır. 

“Herkes heykellere karşıdır, fakat herkes heykelinin dikilmesini ister” diyor bir düşünür. 

Surete karşı müsamahasız olan kesimler ne hazin ki görünmek için de en fazla gayret sarf eden kesimlerdir. 

Heykel kıvamında duruşları bu yüzdendir. 

Kendi ortamlarındaki insanların isimlerini bıktırırcasına anmaları en bildik virdleridir. 

Çürük gövdelerini silik gölgelerine yaslamaya çalışanlar mezarlıkları şöyle gezip dolaşmalılar. Ne çok gövdenin gölgesi pusup kalmıştır servi ağaçlarının heybeti karşısında mezar taşlarında. 

İçimizde en çok isim yapan ve de en çok takipçisi olan şeytandır malum. 

Gövdesi gölgesini, gölgesi gövdesini taşıyamadığı için yolların üzerine oturduğu insanlardan medet ummaktadır. 

O iblis ki gelip gidip nam delisi insanların kulağına bir tatlı yalanı fısıldamaktadır: “Sen var ya sen topraktan yaratıldın, ama ateş gibisin, öne geleni yakarsın; ölüm bile senin karşında duramaz, yeter ki sımsıkı gölgene sarıl.” 

Herkesin 15 dakikalığına da olsa yolunu gözlediği şöhret denilen afeti doğuran kıvılcım da bu ateşten sıçrayıp güvendiğimiz dağları yakan kıvılcımdır.