Bütün varlık adalet kavramı üzerine bina edilmiştir. Allah, insan ve âlem arasında anlaşılamayan meseleler olduğunda son cümle Yüce Yaratıcının adil olduğu ve ne olursa olsun adalet ile hüküm vereceğidir. Kader konusunda, nasip konusunda, kötülük problemi konusunda ve nihayet hem dünya hem de ahiret ahvali konusunda kulun idrakinin yettiği ve yetmediği durumlarda sığınak Allah’ın adaletli olduğu hakikatidir. Çünkü adalet bütün mülkün temelidir. Mülk adaletle inşa edildiğinde ve yönetildiğinde hakiki manada mülk olma vasfını kazanır.

Bugün dünya üzerindeki bütün sorunların temellendirilebileceği ender kavramlardan bir tanesi adalettir. İnsan adaletle olmayı kaybettiği ve adil davranmadığı için birçok problemle karşılaşmaktadır. Bütün dünya ölçeğinde bir ekonomik birikim söz konusu olmasına rağmen Afrika başta olmak üzere dünyanın dört bir yanında açlığın hüküm sürmesinin nedeni, kazanımların adaletli bir şekilde dağıtılmamasıdır. Dünyada yeterince enerji kaynağı olmasına rağmen büyük bir kesimin enerjiden mahrum kalmasının nedeni adaletli bir paylaşım yapılmamasıdır. Dünyada bütün insanlığa yetecek kadar su kaynağı bulunmasına rağmen susuzluk kavramının hala kullanılıyor olması yine bir adalet problemidir. Çünkü insanoğlu adalet terazisini dağıtmıştır.

Türkiye özelinde karşılaştığımız sorunların da temelinde adaletsizlik ve bu adaletsizliği meşru gösteren zihniyet vardır. İmar rantının oluşturulması ve bu rantın çok dar bir kitlenin elinde tutulması adaletsizlikten kaynaklanmaktadır. İşi ehline vermemek adaletsizlikten kaynaklanmaktadır. Adam kayırma yahut yeterli donanıma sahip olmayan insanların hızlı bir şekilde yükselmeleri adaletsizliktendir. Herhangi bir aileye mensup olmanın imkân ve imkânsızlık oluşturması adaletsizliktendir. Gecekonduların ortasında yükselen devasa beton yığınları, insanlığın adalet terazisini yerle bir etti.  Yatırım adı altında kamu malının ölçüsüzce ve kamuya rağmen kullanılması bu adaletsizlik zincirinin başka bir halkasıdır.

Yine Türkiye özelinde binlerce kişinin tutuklanmasında ve salık verilmesinde hiçbir hukuki dayanağın olmaması adaleti tesis etmesi gereken hukuk müesseselerinin adaleti nasıl kaybettiğinin ifadesidir. Var olan hukuk kurallarının kişiye göre uygulanması, suçun şahsiliği ilkesinin çiğnenmesi, suç tanımlamasının güne göre değiştirilmesi tamamı ile hukukun adaletsizliğe ne kadar da bulaştığını göstermektedir.

Kişinin ailesiyle olan ilişkilerinde eşya ile olan irtibatında daha doğrusu şahsi hayatında adalet ile davranması gerekir. Yakınlarımıza ayırdığımız vakitten, trafikteki davranışlarımıza kadar her hareketimizin adaletli olması gerekir. Adaletli olmak, hayat tarzına dönüşmüş bir idraktir. Bu idrak varlığın her evresinde ortaya çıkar. Öyle ki en küçük meselelere de anlamı, bu idrak biçimi verir. Düşmanla olan irtibat bile adalet kavramı olmaksızın kurulamaz.

Bütün bu adaletsizliklere hem dünya hem de Türkiye üzerinden onlarca örnek verilebilir. Esasında hayatımızın her evresinde bu tür örneklerle karışı karşıya kalırız. Sistemin ve sosyal yapının yeniden inşa edilebilmesi için merkezi kavram adalet kavramı olmalıdır. Adilce ve ötekisi olmayan birlikte yaşam sağlanmadığı sürece insanın huzuru bulması mümkün değildir. Bu yönden yapılması gereken adil düzenin yeniden sağlanmasıdır. Toplumun ihtiyaç duyduğu kavram ve toplumun kendi kurtuluşunu bulabileceği düzen, adil düzendir.  

Adil düzen ancak adil insanların kurabileceği bir sistem, adil insanların topluma sunacağı bir teklif olabilir. Adaleti kendi hayatında tahakkuk ettirememiş kişilerin adalet kavramından bahsetmesi esasında bizzat adaletsizliktir. Bu adaletsizlik gerçekleşecek adalet düzenin önünde en büyük engeldir. Adalet kavramını somutlaştırmak, adalet kavramının zuhura çıkacağı vasatların oluşması, sistemli ve siyasal bir yönü de mecbur kılmaktadır. Yeniden adaleti tesis etmediğimiz sürece yapılan hiçbir hareket bizi saadete ulaştırmayacak aksine huzursuz kılacaktır.

Adil bir toplumun inşasında merkez kavramlar haram-helal kavramları değildir. Adil bir düzen birlikte yaşamayı mecbur kılar. Müslümanlar olarak birlikte yaşamanın kavramı adalet, hak, hukuk ve hakkaniyettir. Müslümanların kendi içlerinde Allah ile olan irtibatlarını ifade etmekte kullandıkları haram-helal kavramları ya da itikat kavramları, toplumun bütün katmanlarına ulaşabilecek kavramlar değildir. Toplumun temel sorunu; dini pratiklerin azlığı ya da yanlışlığı değil, dinin ahlak ve buna bağlı olarak doğruluk gibi kavramların tam manası ile idrak edilememesidir. Bu problemin çözümü; önce ahlak ve maneviyat söylemi ile davasını başlatmış, adil düzenin kurulması için gayret sarf etmiş kadroların yeniden adil düzen söylemini güncellemesi ile mümkündür. Saadet maksattır. Maksat sorunların çözülmesi için yönteme işaret etmez. Yöntem ve yönetim, adil düzenle mümkündür. Aksi durumda saadeti tahakkuk ettirmek imkansızdır.