Prof. Dr Arif Ersoy, geçen hafta Cuma günü bu köşede "Yeni Adil Bir Dünya: D-8 Teşkilatı" başlığı altında yazdığı yazısına şöyle devam ediyor: "D-8 Teşkilatı, coğrafyamızda, İslâm âleminde ve bütün dünyada barış ve adaleti tesis etmek amacıyla Türkiye nin 54. Cumhuriyet Hükümeti Başbakanı ve Millî Görüş Hareketi nin lideri muhterem Prof. Dr. Necmettin Erbakan ın girişimi ve önderliğinde 15 Haziran 1997 tarihinde nüfusu 50 milyondan fazla sekiz Müslüman ülkenin katılımı ile İstanbul da kurulmuştur

D-8 Teşkilatının dayandığı ilkeler: Savaş değil, barış! / Çatışma değil, diyalog! / Çifte standart değil, adalet! / Üstünlük taslamak değil, eşitlik! / Sömürü değil; yardımlaşma ve dayanışma! / Baskı ve tahakküm değil, insan hakları hürriyet ve adil paylaşımı esas alan demokrasidir.

Dünya barışı ancak bu ilkelerin hayata geçirilmesiyle sağlanabilir.  Bugün ABD nin önderliğinde kurulmaya çalışılan dünya düzeni yeni bir düzen değildir. Eski sömürgeci düzenlerin devamıdır. Küreselleşme boyutu kazandırılan bu dünya düzeni "Post Modern Sömürgeci Düzen" diye adlandırılmaktadır. Bu sömürgeci düzen, içeriği itibariyle ta firavunların kurdukları baskı ve sömürgeci düzenlerin devamıdır Özü itibariyle ırkçı, tekelci ve sömürgecidir... Bu düzen, ABD de ve AB de siyasi ve iktisadi politikaları belirleyen ve denetleyen ırkçı-tekelci mihrakların kurmak istediği düzendir. A. B. Devletleri, Yeni Konların yönetimi ele geçirmelerinden sonra adeta Amerikan Merkezli Tekelci Firmaların yönetimi haline getirilmiştir. Post Modern Sömürgeci Düzeni sadece ırkçı-tekelci mihrakların emrindedir ve onlara hizmet etmektedir.

Bu düzen şu ilkelere dayanmaktadır: Barış değil, sürekli çatışma ve savaş, / Diyalog değil, baskı ve tahakküm, / Adalet değil, Çifte Standart ve haksızlık, Eşitlik değil, Irkçılık ve Üstünlük, / Dayanışma ve yardımlaşma değil, Sömürü, / Gerçek anlamda insan hakları, hürriyet ve demokrasi değil, çifte standartlı korku ve tehdide dayanan göstermelik demokrasidir. Bu ilkeler, nerede ve ne zaman uygulanırsa çatışma meydana gelir, savaşlar çıkar. Bu çatışmaların cereyan ettiği ülkede yolsuzluklar olur. Sömürü ve dayatma olduğu için insanlar yoksullaşır. Kaynaklar yerli işbirlikçileri ile sömürgeciler arasında paylaşılır. Bugün coğrafyamızda karşılaştığımız terör, işgal, yoksulluk, işsizlik, sefalet "Post Modern Sömürgeciliğin" ürünüdür. Eğer 22 Temmuzda sağ-sol göstermelik çatışmasını çıkartarak kitleleri aldatan işbirlikçi mihrakların eylemlerini oylarımızla onaylarsak, coğrafyamızda cereyan eden terör ve çatışmalara süreklilik kazandırmış oluruz.

Şayet emperyalizme karşı dünyanın ilk İstiklâl (bağımsızlık) savaşını kazanan ecdadımızı örnek alır; işbirlikçilere karşı hak ve adalet merkezli milletimizin ortak dünya görüşü olan Milli Görüşü desteklersek, hak ve adalet merkezli Yeni Bir Adil Düzeni tercih etmiş oluruz. Seçim bir bakıma geleceğimizi kendi kararlarımızla belirleme eylemidir. Oyumuzla kendimizin ve çocuklarımızın geleceğini belirleyeceğiz."

*

G-8 yine sahtekâr

Bu üst başlık benim değil, Patrick Watt ın, geçenlerde Almanya da toplanan G-8 lerin toplantısı ile ilgili (8 Haziran tarihli) yazısının başlığı ve ilk paragrafı da aynen şöyle başlıyor: "36 saat süren fotoğraf çekimleri, dünya liderleri arasında dinlenme anları ve tamamıyla garip paralel olayların alışıldık akışının ardından Almanya nın Heiligendamm kentindeki G-8 zirvesi sona erdi ve liderler Afrika liderleriyle bir sabah toplantısının ardından evlerine döndü. Sonuç olarak bir şey değişti mi

Arka plan bomboş / Vaatlerin, arkasında büyük para olmayan büyük sayılara dönüşmesi durumu ilk kez yaşanmıyor G-8 bildirisinde 60 milyar doların gelecek yıllarda AIDS , tüberküloz, sıtma ve sağlık sistemleri için harcanacağı söyleniyor. Uygun bir girişim olmaması nedeniyle, kesin bir takvimin belirlenmediği söyleniyor. Bütün G-8 ülkeleri, zaten gelecek 10 yılda bütçelerinden farklı miktarlarda yardım ayırmak konusunda da anlaşmıştı. Bu, onları mükemmel birşey yapmış gibi gösteriyor ancak arka planda hiçbir şey yok. Dünya genelinde her yıl sağlık ve HIV için yaklaşık 14 milyar dolar yardıma harcanıyor. Yani G-8 görünüşe göre, bu yeni cesur vaadi zaten olan şeyi sürdürerek gerçekleştirebilir. Başka bir ifadeyle, dünyanın en yoksul ülkelerindeki karşılanmayan muazzam sağlık ihtiyaçları karşısında başlarını devekuşu misali kuma gömüyorlar. Bu utanmaz bir sahtekarlıkla açıklanan bildiriler insanı çileden çıkarıyor. Sözlerin tutulduğu izlenimini yaratmaya çalışıyorlar ve yardım bütçelerinin varlığını tekrar tekrar duyurmaları kamuoyunun hükümetlerinin sanıldığından çok daha cömert olduğunu düşünmesine yol açıyor.   Sonuç olarak, bugünkü G-8 bildirisi, dünyanın en zengin ülkelerinin liderlerinin Gleneagles ta vaat edilenleri gerçekleştirmemeleri nedeniyle bu insanların üçte ikisinin önlenebilir erken ölümlere kurban gidebileceği anlamına geliyor. Gerçek, 60 milyar dolarlık yardımın sahteliği değil, mesele Afrika olduğunda Heiligendamm Zirvesi nin utanç verici yüzüdür."

*

Yazımın asıl başlığı, geçen haftaki Perşembe ve Cumartesi günleri Ankara ve İstanbul da yapılan iki önemli toplantıda, Türkiye nin 54. Cumhuriyet Hükümeti Başbakanı ve Milli Görüş Hareketi nin lideri muhterem Prof. Dr. Necmettin Erbakan ın yaptığı konuşmalardan birinde dile getirdiği bir cümleden oluşmaktadır.

Erbakan Hocamız ın Adil Bir Düzenin Kurulması Şart cümlesinden oluşan o önemli hatırlatmalarını yarın hayırlısıyla tekrar hatırlayalım, inşaallah