“Tüm muhteşem hikâyeler iki şekilde başlar. Ya bir insan bir yolculuğa çıkar, ya da şehre bir yabancı gelir.” Tolstoy’un bu sözü bir sürü şeyin kimseye aldırış etmeden dünyamızdan çekip gittiğini ne de güzel anlatıyor.

Yolculuğa çıkan kaç kişi kaldı aramızda ya da seyrüseferinin yolculuk olduğunun farkında olan ne kadar insan var? Sonra, şehre gelip gidenlerden hangileri yerli hangisi yabancı bunu bilenimiz var mı? Ben bu durumu içimde biriktirip bir keresinde şöyle demiştim: “Hani geçmiyor değil aklımdan / Çekip gitsem diyorum / “Gitmek” hemen şurası.”

Bir yerden bir yere gitmek yolculuk değil artık, sadece “gidip gelmek”ten ibaret. Bir de Fransız şair Baudelaire’nin insanın içindeki gitme arzusunu tutuşturan bir sözü var: “Her nerede değilsem orada iyi olacakmışım gibi geliyor.” Bu cümle üzerine saatlerce düşünebilir ve hayal köşelerinizi hiç gitmediğiniz yerlerle doldurabilirsiniz.

Şu cümleler de yeryüzünde var oluşu bir sefer bilinci ile uzaklara bakmaya denk gören gazeteci Âdem Özköse dostumuza ait: “Sefer yepyeni bir nefes ve farklı bir heyecandır. İnsan önce hayal ve rüyalarında seyahat eder sonra da bu hayal ve rüyalar ülkelere, şehirlere, sokaklara, farklı kültür ve insanlara dönüşür. Eğer gittiğimiz yer içimizdeki merak duygusunu kışkırtıyor ve bize farklı bir bakış açısını sunuyorsa o iyi bir yolculuktur.”

Âdem Özköse gerçek bir yol oğlu. O gittiği şehrin yabancısı değil, hep bir yolculuğa çıkanıdır. Bu yüzden gidip gördüğü yerlerle ilgili sahici bir hikâyeye sahip. Özköse sefer bilinci ile gezip gördüğü yerlerle ilgili izlenim ve intibalarını yakın zaman önce bir araya getirdi ve Sefer adı ile kitaplaştırdı. Gezdiği şehrin avaresi değil her köşesinin satır satır okuyucusu bir seyyahla karşı karşıyayız kitapta. Okuyucuların, “Gezmeye nasıl başlayalım ve nerelere gidelim?” şeklindeki sorularına da cevap veriyor.
“Bence gezmeye önce Balkanlardan başlamak gerekir” diyor Âdem Özköse ve Saraybosna’yı, Mostar’ı, Üsküp’ü, Kalkandelen’i, İşkodra ve Prizren’i görmenin gezene tarih bilinci kazandıracağını söylüyor. Osmanlı perspektifinin altını çiziyor. Balkanlardan sonra gezilmesi gereken yerlerin ikinci sırasına Endülüs’ü yerleştiriyor. Tarihin yasını tutmak ve büyülenmek için Tuleytula, Kurtuba, İşbiliye ve Gırnata’yı işaret ediyor.

Sefer burada bitmiyor, bilakis uzaktaki yakına doğru daha bir uzanıyor: Bizi köklerimizle buluşturacak şehirlere Semerkand, Buhara ve Hive’ye yönümüzü çevirmemizi tavsiye ediyor. Ortadoğu ve Kuzey Afrika da es geçilmemesi gereken coğrafyalar. Kahire, Isfahan, Şam ve Kayrevan ile Fes şehirlerini görmeden bir seferin gerçekleşmesinin mümkün olmayacağını öğreniyoruz.

Batı’nın ruhunu da öğrenmek gerek. Roma, Floransa, Venedik, Viyana, Prag, Paris gibi şehirleri gezmek bir felsefe akademisini dolaşıp Batı Düşünce Tarihi’ne ait bir kitabı okumak gibi bir şeydir. Bu arada Oslo ve Bergen gibi İskandinav şehirlerinin de üzerinizde hakkının kalmamasını hatırlatıyor Özköse.
Mavi Marmara gemisi yolcularından olduğu için İsrail tarafından Filistin’e girme yasağı sebebiyle Kudüs’ü görme umudunu hep diri tutup hayalinde yaşatıyor.

Madem seyahat üzerine söylenmiş sözlerle yazıya giriş yaptık yine yazarımızın giriş bölümünün sonunda yer verdiği siyahî Müslüman Lider Malcolm X’in sözleriyle noktalayalım: “Dar düşünceli insanların her şeyi ne kadar berbat edebildiklerini gördüğümden beri ufkumu genişletmek için seyahat ediyorum.”
Bir kitapla dünyayı gezmek, kültürleri okumak ve o şehirlere iz bırakan fikir, düşünce ve inanç insanlarıyla tanışmak isteyenler için SEFER güzel bir imkân. Sevgili okur, bu sefere sen de katılabilirsin. Öyleyse bu kitabı lütfen ortasından değil başından oku, bir yolculuğa çıkar gibi.
(Sefer-Âdem Özköse-Pınar Yayınları)