Bismillahirrahmanirrahim

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a hamt, Peygamberimiz’e, âline ve sahabelerine salât ve selam ederiz.

İnsanın yaratılış gayesi Allah’a kulluktur. Bu kulluğun temel özelliklerinden birisi de, insanın halifelik sıfatıdır.

Meczuplar; Allah’ın veli kullarıdır. Bunlardan birisi de Osmanlı’nın son dönemlerinde yaşamış

Adam Ol Mehmet Efendi’dir. Adam Ol Mehmet Efendi; tanısın, tanımasın her gördüğü şahsa “Adam ol!” der, kimseden de bir yardım talep etmezmiş. Rivayete göre bir gün Sadrazam Keçecizade Fuat Bey Beykoz’da vapura binmek için bekliyormuş. Bu esnada Adam Ol Mehmet Efendi iskelede belirmiş. Sadrazam Fuat Bey, Adam Ol’un parasızlıktan vapura binemediği için orada beklediğini anlamış. Fakat kimseden bir şey kabul etmeyip reddettiği için ona yardım edememiş. Sadrazam Fuat Bey, Adam ol Mehmet Efendi’yi orada bırakarak, vapurla Eminönü’ne ulaşmış. Tam iskeleye adım atıyormuş ki karşısında Adam Ol Mehmet Efendi’yi görmüş. Şaşkınlıktan ne yapacağını, ne diyeceğini bilememiş. Şaşkın şaşkın bakarken, kendisine gülümseyerek yaklaşmış Adam Ol Mehmet Efendi. Her zamanki gibi şöyle seslenmiş; “adam ol, adam!” Millî Görüş hareketinin de davasının delisi meczupları vardır. Bunlara karşı dikkatli olmak gerekir. Bizden söylemesi…

CİHADI DİRİ TUTMAK

Adil Bir Düzen kurmak gayesini güden şuurlu bir kadronun; Müslüman fert ve toplumun ve bütün insanlık âleminin dünya ve ahiret saadeti için cihat ruhunu diri tutması gerekir. Eğer bu kadro; cihat ruhunu diri tutmaz, bunun yerine başka şeyleri ikame ederse, Allah’ın gazabına muhatap olur. Tevbe 24: “De ki; eğer babalarınızı, oğullarınızı, kardeşlerinizi, hanımlarınızı, akrabalarınızı, kabilenizi, elde ettiğiniz malları, servetleri, kötüye gitmesinden kaygılandığınız ticareti, hoşlandığınız evler ve meskenleri, Allah ve Resulü’nden ve Allah yolunda, yapacağınız cihattan daha çok severseniz, artık Allah buyruğunu getirinceye kadar, yani dünya ve ahirette başınıza bir bela gelinceye kadar bekleyin. Şüphesiz ki, Allah kendi yasalarını çiğneyenleri asla doğru yola iletmez.” Mücadelesini, iman ve cihat şuuru üzerine ikame etmeyen hiçbir hareketin insanlığa önderlik yapması mümkün olmaz. İman ve cihat şuuru üzerine bina edilmiş hak-batıl mücadelesi, bir riyaset mücadelesine dönüştürülürse, bunu yapan topluluk; gayesinden uzaklaşmış, iman ile bağını zayıflatmıştır. Nisa 65: “Hayır, hayır, Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarındaki çekişmeli, ihtilaflı konularda, seni hakem yapmadıkça, senin icraatından, uygulamandan dolayı içlerinde hiçbir burukluk duymaksızın, tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmayacaklar.” Bu ayet ile bildirilen itaat ve teslimiyet esası, kesinlik ifade eder. Bu konuda, her Müslüman ferdin çok dikkatli olması gerekir. Görevi; fert ve toplumu İslam’a davet etmek, marufu emretmek, kötülüklere engel olmak olan bir ümmetin, cihadı diri tutmaktan başka bir yolu olamaz. Başka türlü dünya imtihanını kazanmanın yolu da yoktur. Cihadı diri tutmak, ittifak halinde olur.

YÖNETMEK

Allah, Müslümanlara, insanları Allah’ın indirdiği ile yönetmeyi birçok ayet ile emretmiş iken bu emirleri yerine getirmeden Allah’a kulluk nasıl olur? Ayrıca Allah, marufu emretmeyi, münkeri; Allah’ın rızasına uygun olmayan şeyleri engellemeyi müminlerin bir sıfatı ve görevi olarak talep etmektedir. Marufu emretmek ve münkeri engellemek de bir adil yönetim işidir.

Marufun da münkerin de esası fert ve toplumu yönetmektir. Yönetim, fasit olursa toplum fasit ve kirli olur. Fert ve toplumu, Adil Düzen’e, iyi ve güzel olana yönlendirmeyen yönetim, faydalı değil zararlıdır. Yönetmek, aynı zamanda fert ve toplumu talim ve terbiye etmek, aralarındaki ilişkileri tanzim etmektir. Talim ve terbiyede, ilişkileri adil bir şekilde düzene koymada yetersiz olan bir yönetim, dengesizliğin ve huzursuzluğun sebebi olur. Yönetmek bir başka açıdan, disiplin ve ciddiyet, mükâfat ve cezalandırma işidir. Bunlar, kendi kendine olmaz. Güvenlik zafiyeti, suç işleyene duyarsız kalmak, fert ve topluma zulüm olarak yansır. Yönetimde adalet; her elemanı, yerli yerinde değerlendirmektir.

LİDERLİK

Fert ve toplum yönetiminde etkili olan özel kimseler, liderler ve âlimlerdir. Bu ikisi, adil olursa fert ve toplum adil, bu ikisi zalim olursa, fert ve toplum zalim ve cahil olur. Allah, İslam ümmetini; hidayet ve cihat ümmeti kılmış, insanlığı doğru yola yönlendirmek, onları zulümlerden, sapıklıktan, kula kulluktan kurtarmak için çalışmakla sorumlu kılmıştır. Bu bakımdan bir aksiyon görevi olarak cihadı farz kılmıştır. Cihat ise kendi kendine tek başına yapılmaz. Cihat; bir lider ve bu lider etrafında kenetlenmiş sağlam bir kadro ile yapılır. Cihadı bozan en büyük şey tefrikadır. Şuurlu bir Müslüman, her kusuru işleyebilir ancak, asla yalan konuşmaz ve de tefrika yapmaz. Cihat ilimle eda edilir. Cehaletle hiçbir saadete ulaşılmaz. İlim; İslam’ın hayatı, iman da direğidir. İlim; liderliğin de kıvamıdır. Bir lider, kendisine tabi olan kadroyu, cihat için diri ve canlı tutmak zorundadır. Bunu da tecrübeli, ehil ve liyakat sahibi yardımcılarla yapabilir. Yardımcılarını isabetli seçemeyen liderlerin, kadrosunu cihada hazır hale getirmesi mümkün olmaz. Bu bakımdan, hesap gününde liderlerin muhasebesi herkesten daha çetin geçer. Kendisine merhamet eden her lider, görevini ilimle taçlandırır, tecrübelerle güçlendirir ve adil olur. Kadrosunu da kardeşler topluluğu haline getirir ve onları hayırda ve cihatta yarıştırır.

SIFAT MI, CİHAT MI?

İnsanlığın saadeti için yapılacak çalışmalarda, sıfatlarımız değil cihadımız önemlidir. Bu bakımdan Müslümanlar olarak öncelikle nefislerimizi terbiye etmeliyiz. Kur’an’ın tabiriyle “bünyanünmersus” tek bir ümmet, tek bir teşkilat olmak zorundayız. Kim Allah’tan kesin bir zafer istiyorsa, cihadın hakkını veren Müslüman bir adam olsun. Selam hidayete tabi olanlara…