“Açlık Sanatı” diye bir kitap okumuştum. İçeriğini çok hatırlamıyorum ama sadece kitabın isminden bile aklıma çok şey gelmişti. Bir hatırladığım da aklıma gelenlerle kitaptaki bazı cümlelerin buluşması, hoş sohbet edip kaynaşması. Kitaptan bağımsız olarak yaşadığımız toplumu düşünüyorum. Yani doğal olarak herkes içinde yaşadığı toplumu düşünür. Zaten insan, düşünen bir varlık olarak sürekli düşünür. Düşünmede problem yok, nasıl düşündüğümüzde, düşüncemizi etkileyen etkenlerde ve toplumda problem var. Konuyu şu soru cümlesi ile özetleyebiliriz, “gerçekten düşünüyor muyuz, yoksa düşüncelerimiz yönetiliyor mu?”

Düşüncelerimizin yönetilmesi yani modern ismi ile algı yönetimi artık hayatımızın merkezine oturmuş durumda. Hatta algı yönetimi o kadar gelişti ki; yapay zekâ araçları ile birlikte anlık olarak işlevini sürdürüyor. Öyle uzun planlar, derin stratejiler, zaman kaybı yok. Artık beyinlerimizi anlık olarak yönetiyorlar, daha doğrusu yönlendiriyorlar. Belli bir marka üzerine arkadaşlarınızla sohbet ettikten iki dakika sonra internetinizi açıp dijital dalgalar arasında sörf yaparken biraz önce muhabbetini ettiğiniz markanın reklamlarının şaaak diye önünüze çıkması gibi mesela. Sürekli dinlenen, takip edilen, algıları yönetilen bir toplum olarak nefes tüketmedeyiz. Artık bu işler böyle. Öyle özgürlüktür, hürriyettir, temel insan haklarıdır falan filan bitti bunlar. Yani gerçekte bitti, kâğıt üzerinde, politikacıların dilinde, hukuk kitaplarında falan var.

Şimdi gelelim, açlık sanatına... Bir şeyin sanat olması için diye başlayan uzun cümleler var ya. İşte o cümlelere ihtiyacımız yok. Bizim kendi tanımımız var. Şu an o tanıma da gerek yok. Bahsedeceğimiz örnek üzerinden konu tam olarak anlaşılmış olacak. Nasıl ama?.. Bizde böyle kardeşim, laga luga, boş laf yok. Ekonomik olarak taş devrine doğru hızla ilerliyoruz. Toplumun önemli bir kesiminin ana gündemi, faturalar, zamlar, ödemeler, kredi borçları, hacizler vs. Mutlu ve huzurlu, kazancına kazanç katan bir kitle de var. Bu ikisinin arası kalmadı gibi bir şey. Nasıl oluyor da hâlâ böyle olabiliyor? Nasıl oluyor da hâlâ bu cümleler kurulabiliyor? Nasıl oluyor da hâlâ aynı yolda gidilebiliyor? Nasıl oluyor da hâlâ aynı yöntem ve metotlarla daha iyi olabileceği düşünülebiliyor? İşte bu sanattır kardeşim. Dünyanın hiçbir yerinde göremeyeceğiniz türden, eşi benzeri olmayan bir sanat türü. Açlık sanatı, “düşünce tarihinde açlık felsefesi, açlık dönemi düşünürleri, açlık metaforları, açlık günlükleri, açlık tarihi, coğrafyası, bilimsel olarak açlık” gibi cümleler dünya tarihine bizim tarafımızdan altın harflerle yazılacaktır. Bu başarı hepimizin arkadaşlar.

Tercihlerinizi değiştirmek zorunda değilsiniz, zaten kimse size böyle bir şeyi dayatamaz ama desteklediğiniz kişi ya da kurumlara en azından ayar verebilirsiniz. Bazı apaçık gerçeklere, yaşanan sorunlara, acı çeken insanlara işaret edebilirsiniz. En azından bir ses yükseltebilirsiniz. Bir itirazda bulunabilirsiniz. Bunu yapan kardeşlerimizin gözlerinden, büyüklerimizin ise saygı ile ellerinden öpüyoruz. Allah sizden razı olsun, diğerlerine de akıl fikir versin.