Hocalarımız sağ olsunlar, felaketlerin anhasını, minhasını bize iyice öğrettiler.

Öğrettiler ki, Türkiyemiz fay hattı üzerinde. Depremler zahiri olarak, bu fay hatlarındaki enerji sıkışması ve fay kırılması sonucu, Allah’ın yaratması neticesinde  meydana gelir. Tedbir olarak da bina kurarken bunun gereklerini yerine getirmeli. Yoksa felaketlerde büyük can ve mal kayıplarına uğramak kaçınılmazdır.

Yine öğrettiler ki, felaketlerin bir de batıni sebepleri vardır. Bunlar da kitapta ve sünnette sık sık ifade edildiği gibi toplumsal kusur ve günahlarımız yüzünden bizi terbiye veya helak etmek üzere Allah tarafından yaratılır.

Hocalarımızın işaretlerine göre, toplumsal felaketlerimizin bu batıni sebepleri arasında, fuhşun, ahlaksızlığın, rüşvetin, hırsızlığın ve benzeri şer fiillerin çoğalması vardır. Ahlaksızlığın artması, küfrün yaygınlaşması idarecilerin yoldan çıkması ve bunun gibi sapkınlıklar da bu günkü felaketlerimizi doğurmuştur. Bunların hepsinin toplumsal felaketlerin etkeni olmuş olabileceğini kabul etmeliyiz.

Yalnız; hocalarımızın ifade etmeye çekindikleri bazı toplumsal sebeplerin de olduğunu düşünmemiz gerek. Bunlar da komşu Müslümanların başına gelen ve ibret almamız gereken felaketlerdir. Birkaç tanesine değinelim mi?

Mesela Müslüman bir ülke olan Afganistan’da “köpek öldürüyoruz” diyerek katlettikleri on binlerce, yüz binlerce bebek, çocuk ve büyük Müslüman’ı hunharca öldürdükleri yetmiyormuş gibi, cesetlerine de işeyen zalimlere karşı bizlerin gerektiği kadar tepki göstermemiş olmamızdır. Bunları önlemeye çalışmak yerine, onları anlamak yerine adeta aldırış etmeyişimiz ibret almamız yönünden çok önemlidir. Demek ki kendimiz benzer felaketleri yaşamadıkça acılarını anlayamamış olmamızdır. İslam dünyası toplamında meydana gelen ve milyonlarca Müslümanın canına malına, ırzına malolan o felaketleri şimdi daha iyi anlıyor olmamız gerekiyor. O Müslümanların arşa çıkan feryat ve figanları bizim başımıza gelmedikçe tam olarak anlaşılamadı. Hayatta kalan Müslümanların bize olan sitemleri şimdi daha bir anlam kazandı.

Müslüman bir ülke olan komşumuz Irak’ta topraklarımızdan, zalimlerin bomba yüklü uçaklarına binlerce sorti müsaadesi vererek, yapılan bombardımanlarla yüzbinlerce çocuk, bebek ve yetişkinin enkaz altlarında canhıraş feryatlarla yanarak veya boşuna kurtarıcı bekleyerek can vermesine adeta seyirci kalmıştık. O katliamları yapan zalimlere toplum olarak yeterli tepkiyi göstermemiş olmanın bir nevi bedelini mi ödüyoruz diye zaman zaman düşünmekten geri kalamıyoruz. Sağ olarak enkazdan kurtulan ve ya kurşuna dizilerek ya da ırzına geçilerek mahvedilen o iffetlilerin bizim toplumumuza hitaben; “Bizi siz öldürün, bu zalimlere bırakmayın” diye canhıraş feryatlarına karşı yeterli tepkiyi verebildik mi?

Suriye’de, Yemen’de Libya’da mazlumlara sahip çıkmak yerine, adeta zalimlerin “başarısı” için çalışılmadı mı? Bu Müslüman beldelerindeki yıkımlar bize de yansır mı diye endişe içindeyiz. Asya kıtasında halen on milyonlarca soydaş ve din kardeşimize olmadık işkence ve soykırım uygulayan “büyük saydıkları devletlerin” bir dediklerini iki etmeyen ama mazlumları adeta “terörist” muamelesine tabi tutan yöneticiler bu endişelerimizi derinleştirmektedir.

Bu ve sayamadığımız daha nice katliam, tecavüz ve işkencelere karşı yeterli tepkiyi gösteremediğimiz bir gerçektir. Onların acılarını anlamak için illa bizim başımıza da benzeri felaketlerin gelmesini beklemiş gibi olmak bizi derinden üzmektedir.

“Öyle diyorsun da depremde hayatını kaybeden masumların ne günahı var?” denilirse, yukarıdaki örneklerini verdiğimiz zulümlerle mahvedilen masumların ne günahı vardı da, zalimlerine karşı yeterli tepkiyi, gösteremedik, diye cevap vermek yanlış olmaz.

Erbakan Hocamız ne demişti unuttuk mu?

“Bombalanmasına ve işgaline destek verdiğiniz Irak’ta, bir tek bile masum çocuğun öldürülmesine sebep olursanız, yedi göbek sülaleniz bu vebalin altından kalkamaz”

Biz adeta bu öbek öbek vebali ve bedduayı sırtlanmış bir toplumuz.

Maalesef bu veballerin dünyadaki bedellerini ödemek de yedi göbek boyu süreceğinden endişe duymaktayız.

“Efendim biz Milli Görüşçüyüz, bu dediğiniz zulümlere karşı haykırdık, destekçilerini de asla sırtımıza almadık” diye itirazları duyar gibi oluyoruz. Evet doğrudur. Lakin Milli Görüşçüleri de yalan dolanla, iftira ve çarpıtmayla, trolleri ve haramla semirmiş güçlü medyaları ile bombardımana tabi tutup fonksiyonel seviyeye çıkmasını engellediler.

Bu kuşak olarak hepimizin az veya çok vebali var ve dünyadaki bedelini muaf tutulmaksızın beraberce ödeyeceğe benziyoruz

Bir tek umudumuz, yönümüzü düzeltip eski yaptığımız hatalardan dolayı Rabbimize tevbe etmemiz, bundan sonra da istikamet üzere yürümemizdir.

FELAKETLER

Felaketler geliyor şelale, şelale,

Tehlikededir yedi göbek sülale!