Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.
Sönmek: Düşmek, adı sanı kalmamak yıkılmak, yok olmak,
yatışmak manalarına gelir.
Gün batımındaki kızıl şafak batar, karanlığa gömülüp yok
olur, ama bu şafaklarda yüzen al sancak sönmez, düşmez, yıkılıp yok olmaz
Özgürlüğümüzün ifadesi olan Alsancak, bu şafaklarda hep
dalgalanacaktır.
Bir al sancak sönmeyecek bir de gönüllere dikilen iman
söndürülemeyecektir diyor Akif:
Sîneden yükselecek İsm-i Hudâ hürmetine,
Iydin ey ümmet-i merhûme mübârek olsun.
Bugün âfâkı fürûzân edecek nûr-i mübîn
Parlasın haşre kadar, sönmesin! Âmîn âmîn!
Sönmez ebedî sirâc-ı kudret,
Yüzmek: Denizde yüzmek, Koyunun derisini yüzmek, bolluk
içinde yüzmek manalarına gelir.
Burada bolluk içinde rahatça dalgalanma manasındadır. Her
şehrin, her köy ve kasabanın şafağı yüz binlerce şafak eder. İşte Alsancak bu
şafaklarda yüzecek.
Akif, Allah ın (c.c.) koruduğu Mekke nin harem
mıntıkasında yüzen, dünyanın en değerli eşsiz incisi gibi olan, Sevgili
Peygamberimizin getirdiği şeriatın kıyamete kadar yetim kalmaması için Rabbine
dua eder:
Yâ Rab, o harîminde yüzen Dürr-i Yetîm in
Tâ haşre kadar Şer i yetîm olmasın... Âmin!
Mekke nin kum denizinde yüzülmez, Rabbin rahmet
deryasında yüzülür.
Ocak: Ateş yakılan yer, belirli meslek guruplarının
toplandığı yer: Yeniçeri ocağı, Asker ocağı gibi. Babadan evlada intikal eden
özellikler.
Ocağı söndü denildiğinde ailenin dağıldığı, yok olduğu
anlaşılır. O evde ocağı yakacak, dumanı tüttürecek kimse kalmamış demektir.
Dıştan düşman saldırır, içtende Allah ın kulları arasına
nifak sokulursa o zaman ayrılık alevleri saçakları sarar ve söndürmediği ocak
kalmaz.
Son nefer şehit olmadan, en son ocak sönmeden al sancağın
ışığı sönmeyecektir.
Ocakların sönmemesi için nifakın ortadan kalkması,
ikiyüzlülüğün tek yüze inmesi, beyinsizliğin bırakılması, ırkçılığa son
verilmesi gerektiğini anlatır Akif:
Hudâ rızâsı için kaldırın nifâkı... Günâh!
Alev saçaklara sarsın mı, yâ ibâdallah
Sararsa hangimizin hânümânı kurtulacak
O bir tutuşmaya görsün, ne od kalır, ne ocak!
Üç beyinsiz kafanın derdine, üç milyon halk,
Bak nasıl doğranıyor Kalk, baba, kabrinden kalk!
Diriler koşmadı imdâdına, sen bâri yetiş...
Arnavutluk yanıyor... Hem bu sefer pek müdhiş!
O ne yangın ki: Ocak kalmadı söndürmediği!
O ne tûfan ki: Yakıp yıktı bütün vâdîyi!
Millet: Arapçada Din anlamındadır. Kur an-ı Kerim de on
beş defa tekrarlanmış ve hepsinde din manasında kullanılmıştır.
Büyük Türk Lügatinde H. Kazım Kadri, Millet: din mezhep,
şeriat manasındadır dedikten sonra Millet: bir dine salik olanların hey eti
umumiyesidir diyor.
Bir kaç çadırda yaşayan aşiretten bir devlet çıkaran,
dini, imanı, irfanı, adalet ve ihsanıyla dünyaya Milliyetin nasıl olacağını
öğretmiş.
Akif merhum bunu şöyle ifade etmiş:
Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz:
Gelmişiz dünyâya milliyyet nedir öğretmişiz!
Bir taraftan dînimiz, ahlâkımız, irfânımız;
Bir taraftan seyre makrun adlimiz, ihsânımız
Bu millet, dinine bağlı kaldıkça, ahlakı örnek oldukça,
İslam ın adaletine uydukça, iyiliklerinin dünyaya yaydıkça ne ocağı söner, ne
bayrağı iner, ne de Kur an ı diner.