Dışişleri Bakanı Sayın Abdullah Gül şu anda Amerika da. ABDDışişleri Bakanı Rice ile konuştular, bir sözlü anlaşma yaptılar. Konu, ABD ile Türkiye arasındaki önemli siyasi meseleler karşısında takip edilecek yol haritasını belirlemek.
Hemen akla bir sual geliyor bu noktada. Niçin yazılı bir netin imzalanmadı da, sözlü şartlar üzerinde duruldu Hikmetinden sual edilmez tabii bu işlerin.
Bir konuda yazılı ve şartlı anlaşma yapmak ayrı bir işlemdir. Ama aynı konuda kayıtsız şartsız bağlılık sözü vermek ondan farklıdır. Niçin farklıdır Çünkü kayıtsız şartsız bağlılıkta daha kuvvetli ve daha kesin bir birliktelik sözkonusudur.
Ama siz kalkıp Sayın Gül e sorarsanız, canım yaptığımız bu anlaşma pek de önemli değil, çünkü yazıya bağlanmadı, imzalanıp mühürlenmedi diye Türk kamuoyuna beyanda bulunacaktır.
Meşhur bir hikâyedir:Bir köylü ile bir şehirli karşılaşmışlar. Köylü şehirliye:
-"Bey ateşin var mı, sigaramı yakacağım da, çaresiz kaldım" demiş.
Şehirli cebindeki pilli el fenerini çıkartıp yakarak, "Haydi arkadaş sigaranı bununla yak" demiş. Köylü nefesliyormuş, sigara bir türlü yanmıyormuş.
Şehirli ben bu zavallıyı aldatıyorum, onunla eğleniyorum diye seviniyormuş. Köylü ise, "Ben şu şehirliyi aldatıyorum, onun pilini bitireceğim, o işin farkında değil diyormuş.
Ama şâirin, "Bizler bu bazîçede yine yandık" dediği gibi, gerçek planda bu işten ABDkârlı çıkacaktır.Zira ABD nin pili bitmeyecektir.
Kârlı çıkacaktır çünkü, Condi nin de tekrar tekrar açıkladığı gibi, ABD nin nihâi gâyesi, bütün İslâm ülkelerini, zorla egemenliği altına alıp, Türkiye dahil cümlesinin siyasi haritasını, keyfî olarak değiştirmektir.
Afganistan, Irak işgal edildi. Topun ağzında Suriye, İran var.
Türkiye olarak sustuğumuz veya ABD ye yaklaştığımız oranda, sürekli olarak, ABD nin planladığı âkibete yaklaşmış olacağız. O zaman iş işten geçecek. Rahmetli Akif in dediği gibi, "Bir uykuya daldık ki cehennemde uyandık" diye, dövüneceğiz, saçımızı başımızı yolacağız.
Bir iki gün önce, ciddi bir ABD dergisinde bir harita yayınlandı. Bu haritada, Güneydoğumuzun Kürdistan a Kuzeydoğumuzun Ermenistan a verileceği görülüyor.
Canım sende, bir dergi yazdı diye kalkıp komplo teorisi üretmenin âlemi var mı diye itiraz etmeyin. Ne çabuk unuttunuz Hatıralarınızı yoklayın, Birinci Körfez Savaşı esnasında, iki ABD li komutan bir brifing vermişler, "Bizim hedefimiz, Türkiye deki, Irak taki, İran daki Kürt bölgelerini içine alan bir devlet oluşturmaktır" demişlerdi. Hatta biz askeriz, emir kuluyuz, amma Pentagon un onaylanan planı budur diye ilave etmişlerdi.
Demek ki, neymiş Felâket bize adım adım yaklaşıyormuş.Aklımızı başımıza alıp, çare üretmeliyiz. Bu durumda Sayın Gül ün Condi ile gülücüklerle açıkladıkları "kayıtsız şartsız sözlü anlaşma" timsahın ağzına kafamızı uzatmaya kalkışmak kadar tehlikeli bir oyunmuş...
Güya biz, ABD nin stratejik ortağıyız ve güya Sayın Erdoğan, İslâm ülkelerini içine alan Büyük Ortadoğu Projesi nin eşbaşkanıdır. Ama görülüyor ki, bu yaklaşımlar ve bu ABD lehine Ortadoğu da ayak oyunları oynamalar, sonunda, "ABD nin İslâm ülkelerine GOL atmasından başka bir sonuç doğurmayacaktır."
Evet Türkiye olarak biz top çevireceğiz, ABD müsait pozisyon yakalayacak ve sonunda şut atacak bir veya bir kaç ülke dahi işgale uğrayacak.
Yani Gül ve Erdoğan, ABD nin pilini bitiriyorum diye kamuoyumuzu oyalarken, tehlike adım adım bize yaklaşarak, bizi kuşatacak. Bunun adı da önemsiz, yazılı olmayan, sadece sözlü bir anlaşma olacak.
Üzülüyoruz ve fakat gerçekleri haykırmak zorundayız.