11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün 17-25 Aralık Operasyonlarındaki tutumu hep sorgulandı.

Kimilerine göre, Erdoğan’ın tutuklanması sonucunu da doğuracak süreçte Abdullah bey, MİT Müsteşarı Hakan Fidan’a, “Git, Savcıya ifade ver, bir şey olmaz…” dedi. Bu tezi savunanlara göre, “bu bir satranç oyunuydu” ve Abdullah Gül, bu süreçte Recep Tayyip Erdoğan’ı bir şekilde “ekarte” etmeyi düşündü!

***

Abdullah Gül’ün Başdanışmanı Ahmet Sever, ‘Abdullah Gül ile 12 Yıl; Yaşadım, Gördüm, Yazdım’ adlı kitabında, bu konuda Hürriyet’ten Çınar Oskay’a şunları anlattı;

Oslo süreci sonrası MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın ifade vermesine Abdullah Gül mü engel oldu

-Başbakan da istemedi. Ama bazı çevreler Abdullah Gül, “Git, bir şey olmaz” demiş gibi bilinçli dezenformasyon yaptı. Hakan Fidan’ı keşfeden Abdullah Gül’dür. “Sakın gitme” dedikten sonra, “HSYK bir karar alsın, dosyayı başka bir savcıya versin, bu konu duyulmadan kapansın” dedi. Girişimler yapıldı ama HSYK’da bu karar çıkmadı. Cemaat ilk kez kendini HSYK içinde belli etti.

Ruşen Çakır’ı Cemaatçi polislerin elinden kurtarmış...

-Ruşen, “Beni içeri alacaklar, kaynağımdan eminim” diye beni aradı. Cumhurbaşkanı’yla görüştüm, şaşırdı. “Bakayım, seni ararım” dedi. Ertesi gün çağırdı, “Haklıymış” dedi. “Alacaklarmış, ben müdahale ettim, rahat olsun” diye ekledi. Emniyetten birkaç isimle irtibatı kesmesini önerdi. Yoksa Ahmet Şık ve Nedim Şener’den önce Ruşen hapse girecekti.

Erdoğan, Abdullah Gül’ün önünü böyle kesti!

Bugün piyasaya çıkacak kitaptan bazı ayrıntılar da şöyle:

Dört Bakanı derhal Yüce Divan’a gönderirim: Abdullah Gül’ün olan bitenlerden sıtkının sıyrıldığını ve kenara çekilme kararı aldığını gözlemledik. Köşk’te durum değerlendirmesi yaparken “Ben aşağıya insem” diye söze girdi ve hepimizi umutlandıran şu cümleleri kurdu: “Türkiye’yi kısa sürede yıldızının parladığı döneme tekrar götürürüm. AB sürecini yeniden canlandırırım. Dış politikadaki yanlışları düzeltirim. Ülke çok kutuplaştı, bunu giderecek adımları peş peşe atarım. Demokratikleşmeye ağırlık veririm. Haklarında yolsuzluk iddiası bulunan dört bakanı derhal Yüce Divan’a gönderirim...”

Erdoğan, Gül’ün AKP’ye dönmesinin önünü nasıl kesti : Cumhurbaşkanı görev süresi bittiğinde ‘şüphesiz, kurucusu olduğu partisine döneceğini’ açıkladı. (...) MKYK toplantısı sürerken Sadullah Ergin söz alarak Gül’ün açıklaması hakkında bilgi verdi ve bu gelişmeyi dikkate alarak, olağanüstü kongreyi ileri bir tarihe ertelemenin daha doğru olacağını söyledi. Ancak, söz alanların sayısının giderek arttığını gören Erdoğan, müdahale ederek konuyu kapattı. Gül son derece rahattı: “Artık kimse bana ‘Partiye döneceğine dair bir işaret vermedin, sessiz kaldın’ diyemez. Ben üzerime düşeni yaptım.”

Vefa Kongresinde vefasızlık: 27 Ağustos’ta Davutoğlu oybirliğiyle genel başkan seçildi. “Bu bir veda değil, vefa kongresi” dedi. Ancak Erdoğan’a övgüler düzerken kendisini başbakan olduğu dönemde başdanışmanı yapan, büyükelçi unvanı verdiren, siyasete sokan, dışişleri bakanı olmasında etkin rol oynayan Cumhurbaşkanı Gül’ün adını bir kez bile anmadı. AK Parti’nin belde ve köy temsilcilerine kadar selamlamadık kimseyi bırakmadı. Cumhurbaşkanı bu konuyla ilgili tek kelime etmedi. Ancak Davutoğlu’nun konuşmasını okuduğunda yüzünde acı bir tebessüm belirdi. Yüz ifadesi her şeyi anlatıyordu.

Bülent Arınç’ı istifadan döndürdü: Arınç da kırgın ve küskün bir şekilde istifa kararı alıp evine çekilmişti. Aynı günün akşamı geç saatlerde üç bakan Gül’den acil randevu talebinde bulundu. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Enerji Bakanı Taner Yıldız ve Kültür Bakanı Ömer Çelik... Devreye girmesini rica ettiler. Gül, telefonla Arınç’ı aradı ve uzun bir görüşmenin sonunda onu zor da olsa kararından vazgeçirdi.

Erdoğan tahminimde yanıltmadı!

Bir TV programında, “Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Deniz Baykal’la neden görüşmüş olabilir ” diye sorduklarında şunları dile getirdim;

“Deniz Baykal şu anda ‘en yaşlı milletvekili sıfatıyla’ yasamanın başındaki isim sayılır. Zira, Cemil Çiçek 7 Haziran seçimlerinde milletvekili seçilmedi. Dolayısıyla Cumhurbaşkanından sonra Türkiye’nin 2 numarası Deniz Baykal’a ait. -Her ne kadar öyle muamele edilmese de- plakaya göre de öyle. Zannediyorum, Sayın Cumhurbaşkanı önce TBMM Başkanı konumundaki isimle, ardından da TBMM’de grup kurmaya hak kazanan tüm siyasi parti liderleri ile sırasıyla –görev vermeden- bir araya gelecek. Baykal’la görüşmesi bu zincirin ilk halkası…”

***

Dediğim gibi çıktı…

Erdoğan, Baküden dönerken uçakta gazetecilerin sorularını cevaplarken şunları aktardı:

“Görevlendirmeyi yapmadan önce liderlerle görüşmek gibi bir planım var. Her birini ayrı ayrı davet edip sürece ilişkin görüşlerini almak istiyorum. Programıma bakacağım. Bu görüşmelere yemin töreninden önce de başlayabilirim. Dolayısıyla kendilerini önümüzdeki hafta davet edebilirim.”

Altan Oymen, Yavuz Donat’laştı!

Hatırlayacaksınız;

1995 seçimlerinden sonra gazeteci-yazar Yavuz Donat özel bir “misyon” yüklendi; seçimden birinci parti olarak çıkan Refah Partisi’nin hükümeti kurmasını engellemek ve Anavatan Partisi ile Doğru Yol Partisi’nin birlikte koalisyon yapmasını sağlamak…

Başardı da…

Yavuz Donat’ın bu çabaları sayesinde, seçimden sonra kısa süren ve başarısız bir Anayol Hükümeti kuruldu.

Yavuz Donat’ı, “işini seven ve gazeteciliği iyi yapmaya çalışan biri olarak” takdir ederim, hep. Ama söyler misiniz; bu yaptığı doğru muydu Adama sormazlar mı; “Kardeşim sen gazeteci misin, yoksa özel bir ‘misyon’ sahibi misin ”

***

Bugüne gelirsek…

Yavuz Donat’ın bu misyonunu şimdilerde Altan Öymen üstlenmiş gözüküyor.

Öymen beyefendi, illa da CHP+MHP+HDP’nin koalisyon kurmasını ısrarla talep ediyor.

Acaba neden Ben çözemedim.

Peki, ya siz!

NOT: Bugün, 15 Haziran 2015, Pazartesi. 1) Emekliler yılda 15–20 TL zamla, hâlâ sürünmeye devam ediyor. 2) An itibariyle asgari ücretli “nasıl geçineceğim ” diye feryat ediyor. 3) Bu parlamento ve mevcut AKP iktidarı, 2011’den bu yana verdiği yeni ve sivil anayasa sözünü yerine getiremedi. 4) 28 Şubat darbesi döneminde kapatılan, yoksul-zeki Anadolu çocuklarının barındığı Başbakanlığa bağlı Vakıf Öğrenci Yurtları hâlen kilitli. Otur, sıfır!