Dünkü yazımın başlığı, “ABD, İran’a vurmak için bahane arıyor” idi. Belli ki, ABD İran’a vurmak için daha fazla bahane aramaya gerek duymamış ve İranlı General Kasım Süleymani Irak’ın Bağdat Havaalanı’nda füze ile vuruldu. Bu saldırının sadece Kasım Süleymani’ye yönelik değerlendirilmesi eksik olacaktır. Saldırı doğrudan İran’a yöneliktir. Buna ister gözdağı deyin, ister haddini bildirmek deyin hareket İran’a yöneliktir.
Olayın duyulması ile birlikte dün sabahın erken saatlerinden itibaren televizyonların tek konusu bu saldırı oldu. Böyle olunca da konu ile ilgili söylenmedik söz, yapılmadık tahmin kalmadı. Tahminler ne ölçüde gerçekleşecektir, bunu zaman gösterecek. Ancak, bölgede havanın daha da gerileceğini söylemek yanlış olmayacaktır.
Hemen belirteyim ki, yazıma, dünkü yazımın başlığına atıf yaparak başlamış olmam, ‘Ben söylemiştim’ demek için olmadığını belertmek istiyorum. Çünkü bu saldırı göstere göstere geldi. Böyle bir tahminde bulunmak için daha fazla bilgiye gerek yoktu. Ancak, Kasım Süleymani’nin Bağdat Havaalanı’nda vurulmasının ABD’nin kendini korumaya yönelik bir saldırı olmadığını, esas meselenin İsrail’in düşman kabul ettiği ülke ya da oluşumların ABD tarafından devre dışı bırakılmasına yönelik bir hamledir. Yani, ABD’nin Kasım Süleymani’ye yönelik saldırı ABD ile İran arasındaki gerilim yansımasından ibaret değildir. Çünkü görünen o ki, ABD İsrail’in güvenliğini sağlamayı kendisine görev edinmiş durumda. Bunun yanında elbette ABD’nin bölgeye yönelik çıkarlarının korunmasının da bunda payı var ama bölgemizdeki gelişmeleri değerlendirirken dünya Siyonizm’inin bölgemize yönelik değerlendirmesini gözden kaçırmamak gerekiyor. Aksi, halde değerlendirme yanlış olmasa bile yanılma payı yüksek olacaktır.
Konu ile ilgili olarak televizyonlarda yüzlerce konu ile ilgili Hocalar görüşlerini gün boyu açıkladılar. Bir süre daha bu tür açıklamalar devam edecektir. Yani, bir iki gün içinde söylenmedik söz kalmayacaktır. Ancak, tüm bu değerlendirmelere rağmen gelecek bölgemiz ve ülkemiz açısından neler getirecek bunu zaman gösterecek. Ancak, İsrail bölgemizde varlığını koruduğu sürece ve Siyonistler belirledikleri hedeflerinden vazgeçmedikleri sürece bölgemizin barış bölgesi olması mümkün değildir.
Bu bakımdan özellikle de İsrail’in saldırgan tavrı ve ABD’nin ne yaparsa yapsın bu ülkeyi korumayı kendisine görev bilmesi devam ettiği sürece benzer çatışmalar devam edecektir. Çünkü başta Filistin olmak üzere kendilerince vaat edilmiş topraklar yaklaşımı ile Nil’den Fırat’a uzanan bölgenin kendi malları olduğu iddiasına sarılmış İsrail ve bu hedefe ulaşmak konusunda ABD’nin bölgeyi sürekli karıştırması devam edecektir. Çünkü onlar istiyorlar ki, bölgemize son şeklini Siyonistler versin ABD’de verilmiş bu son şekle uygun düzenlemeyi ABD yapsın. Elbette ABD bu işi doğrudan kendisi yapmak yerine bir takım maşalar eliyle yapmayı tercih ediyor. Her gün yeni bir ad altında, kılıktan kılığa giren terör örgütlerinin bölgemizi ne hale getirdiğini söylemeye gerek bile yok. Bu bakımdan ABD’nin Bağdat Havaalanı saldırısını değerlendirirken kulağımıza fısıldananlarla değil, olayların tarihi geçmişini ve bugüne yansımasını doğru değerlendirmek gerekiyor. Özellikle de bu konunun değerlendirmesini siyasi mensubiyete göre yapmak insanımıza tartışma imkânı bile vermiyor. Biliyoruz ki, özellikle medyamızda ABD etkisi oldukça fazla. Bu etki otomatik olarak insanımızda İran karşıtlığını gündeme getiriyor. Bu ise, “ABD’nin Irak’taki saldırısını doğru değil ama İran’da masum değil” yaklaşımını akla getiriyor. Bu yaklaşım ise eşkıyanın aklanması anlamına geliyor.