Suriye’nin teröristlerden temizlenmesi, özellikle de Türkiye’nin sınır ötesinden taciz edilmesini önlemek amacıyla bir güvenli bölge oluşturulması hususunda ABD tarafından yapılan bir takım olumlu açıklamalara rağmen ortak bir çözüm sağlanmadığı haberleri medyada yer alıyor. Aslında bu tür haberler ABD’nin tavrını bilenler için sürpriz değildir. Çünkü ABD Suriye’nin teröristlerden tam olarak temizlenmesini hiç istemedi, bunu da gizlemedi. Bazı terör gruplarını kontrolleri altındaki güvenli bölgelere taşırken de bu niyetlerini ortaya koyuyorlardı. Bazı terör gruplarını yeni isimler altında piyasaya sürerken de bu niyetleri görülüyordu. Hatta daha kısa bir süre önce ABD’nin PKK/YPG’nin Suriye’den tamamen temizlenmesini çeşitli taktiklerle önlemeye çalıştığı, bir kısmını Irak’taki ABD üslerine taşıdıkları, bazılarını da Suriye’deki ABD’nin kontrolü altındaki alanlara çektikleri biliniyordu. Kısacası, ABD, Türkiye’nin Suriye’de öngördüğü çözüm şeklini hiç içine sindirmedi/sindiremedi. Çünkü Türkiye, Suriye ve Irak’ın terör örgütlerinden tamamen temizlenmesini, bu yönde ortak adımlar atılmasını istiyordu. Söz gelimi oluşturulacak güvenli bölgenin kendi kontrolü altında olmasını ısrarlı bir şekilde savunurken ABD tarafı bu isteğin bölgedeki maşalarının devre dışı kalacağı düşüncesiyle ya oluşacak güvenli bölgenin Türkiye ile birlikte kendi kontrollerinde olmasını ya da adı değiştirilmiş, esasını PKK/YPG teröristlerinin oluşturduğu bir takım güçlere bırakılmasını istedi. Bu yaklaşım ABD’nin terörist seviciliğinden vazgeçmediğini/geçemeyeceğini gösteriyordu. Bu bakımdan gelinen noktada ABD’nin Suriye temsilcisi Jeffrey’in Türkiye ile ABD arasında güvenli bölge konusunda çözüm bulunamadığını açıklamasının temelini de ABD’nin terörist sevicilikten vazgeçmeye niyeti olmadığın gösteriyor.

Bu noktaya nasıl gelindiğini izah bakımından geçmişe kısa bir yolculuk yapmak yeterli olacaktır. Hatırlanacağı gibi ABD Başkanı Trump’ın 14 Aralık 2018’de, “Suriye’den tamamen çekiliyoruz” açıklamasının üzerinden 3 ay geçti ama çekilmek bir yana Washington’un attığı adımlar sis perdesini daha da kalınlaştırdı. Tamamen çekilme planı rafa kalktı. 200 asker ile başlayan kalıcı birlik sayısı 400’e çıktı. Son olarak WSJ bu sayının bini bulacağın yazdı. Ancak şu anda ABD’li asker sayısının bölgede 2 bin olduğu biliniyor. Bunun da ötesinde ABD’li yetkililere dayandırılan haberde ABD’nin bölgede SDG birliklerinin bulundurulacağı, çalışmaların bunlarla birlikte yürütüleceği ileri sürülüyor.

Tüm bunlar gösteriyor ki ABD yetkililerin, Suriye’den tamamen çekileceklerini açıklamaları da dâhil tüm söyledikleri Türkiye’yi oyalamaya yöneliktir. Bunu da kesinlikle kafalarının karışıklığı sebebiyle yapıyor değiller. Bilerek ve belli bir hedefe ulaşmak adına yapıyorlar. Artık kesin olarak ortaya çıktı ki, ABD bölgemizde terör örgütleri ile ilişkisini kesmek niyetinde değildir. Bunun için de başta Türkiye olmak üzere bölge ülkeleri tarafından bu ilişkinin kabul edilmeye zorlandığı görülüyor.

Gelinen noktada diyebiliriz ki, artık başta Türkiye olmak üzere bölge ülkeleri ABD’nin ne dediğinden çok ne yaptığına, neyi hedeflendiğine odaklanmak durumundadırlar. Sergilenen bir takım çelişkilerin de ne yapmak istediklerine karar verememiş olmaktan değil, bu çelişkili tavrı bilerek sergiliyorlar. Netice itibariyle ABD ile birlikte hareket ederek bölgemizde huzur ve güveni sağlamanın mümkün olmadığını görmek durumundayız.