ABD’nin bölgemizdeki terör örgütlerini eğitip her türlü desteği de vererek meydana sürdüğünü bilmeyen kalmadı. Böyle olunca da bilinmeyen, ilk defa haber olarak medya yansımış bir olayı köşeme taşımadığımı biliyorum. Bu gerçeği aynı zamanda tüm dünyanın bildiği de malum. Bu bilinene karşı bölge ülkelerinin ve sömürüye karşı olduklarını söyleyen ülkelerin ne yapması gerektiği pek gündeme gelmiyor, tartışılmıyor. Adeta ABD’nin bölgemizdeki terör örgütlerinin maşalığı gönüllü kabul etmiş, birtakım yöneticilere karşı nelerin yapılması gerektiği, dünyayı sömürmeyi iş edinmiş ABD’ye karşı neler yapılabileceği, bu eşkıyanın bölgemizden sökülüp atılması için nasıl bir organizasyona ihtiyaç olduğu hususu üzerinde nedense hemen hemen hiç durulmuyor. Sanki bölgemizdeki terör örgütleri kendiliklerinden ortaya çıkmış, her türlü silah ve mühimmatı kendileri üretiyormuşçasına sürekli kan dökmeleri sanki sıradan, olağan bir hale gelmiş görülüyor.

Böyle olunca da terör örgütleri ve onların destekçilerine yönelik bölge ülkelerinde bir hava oluşmuyor. Sanki hâlâ yıllardan beri ileri sürdükleri gibi kendilerini barışsever olarak takdim ediyorlar. Birileri de çıkıp batsın sizin barışseverliğiniz demiyor, belki de diyemiyor. Kısacası ortada çatışmayı yürüten ve terör örgütü olarak nitelendirilen örgütlerin destekçileri, eğiten ve silahlandıranların kim olduğu biliniyor olmasına karşı, bu bilinen düşmana karşı gerekli olan birlik ve beraberlik bölge ülkeleri arsında bir türlü sağlanamıyor. Böyle olunca da meydan eşkıyalara kalıyor, arada hiçbir suçu olmayan siviller hayatını kaybediyor. Bu arada kendi ülkelerinde yarı aç, yarı tok hayatlarını sürdürmek zorunda kalan insanlardan, bu eşkıyalara karşı harekete geçenler çıktığında, terörist olarak nitelendiriliyor ve suçlanıyor. Sonuç itibarıyla kabak onların başında patlıyor, bu bölgenin sahipleri sığıntı durumuna düşürülüyor. Sonuç olarak, bölge ülkeleri gerçek düşmana karşı mücadele vermek yerine sömürgeciler tarafından icat edilmiş birtakım illegal örgütlere kalıyor. Sonuç sadece ülke yönetimlerini yönetmiyor, aynı zamanda bölgemiz ülkelerinin zenginliklerini sömürgeciler kullanıyor, var olan zenginlikler sömürgeci ülkelerin insanlarının refahının artırılmasında kullanılıyor. Kısacası, Müslümanların büyük bir çoğunluğu sahip oldukları yer altı ve yer üstü zenginliklerini kullanmakla kalmayan sömürgeciler, birtakım icat edilmiş sorunlarla halk karşı karşıya getirilerek birbirleri ile çatıştırılıyorlar. Hâlbuki tüm bunların esas hedefinin her bakımdan bölge ülkelerini kullanmak olduğu da biliniyor. Ama bazı gerçeklerin bilinmesi yeterli olmuyor. Çünkü sömürgeciler sahip oldukları güce güvenerek dünyaya kendi çıkarları doğrultusunda bir nizam vermişler, veriyorlar. Böyle olunca da bunlarla başa çıkmanın yolu olarak yeryüzünde yeni bir dengenin oluşturulması gerekiyor. Bir bakıma artık dünyanın beşten büyük olduğunu söylemenin ötesinde bu söylemin hayata geçirilmesi gerekiyor.

Çünkü artık biliyoruz ki, dünyayı kendi çıkarlarına hizmet edecek bir yapıya kavuşturanların sadece güçten anlayacaklarının görülmesi gerekiyor. Bunun yolu ise çeşitli kereler dikkat çekmeye çalıştığım gibi, yeryüzünde adil bir dengenin oluşması için İslam Birliği’nin şart oluşudur. Çünkü İslam Birliği’nin dışında yeryüzünde adaletin sağlanması, mazlumların korunabilmesi mümkün görülmüyor. Bu bakımdan özellikle Müslümanlara ve İslam ülkelerine büyük bir görev düşüyor, o da kendilerini Haçlıların etkisinden kurtararak İslam Birliği’nin sağlanması için harekete geçmeleri lazım. Bu olmadığı sürece hemen her gün bölgemizdeki terör örgütlerini ABD’nin nasıl eğittiğinin haberlerini izlemeye devam ederiz.