SURİYE’DE iç karışıklıklar başladığında güya güney sınırımıza NATO tarafından füze savunma sistemi konuşlandırılmıştı. Bu sayede ülkemiz özellikle İran’dan gelecek(!) füzelere karşı korunacaktı… Şimdilerde bu sistemden güney sınırımızda eser yok… Kuruluşundan kaldırılışına kadar da ne işe yardığını bilen olmadı. Aslında söz konusu füze savunma sistemi Türkiye’ye ABD tarafından teklif edilmişti… Yani ABD’ye ait bir sistemdi. Ama ülkemizden buna itirazlar yükselsince aynı sistem bu defa NATO ambalajı içinde sunuldu. NATO deyince itirazlar birden bire kesildi. Aslında NATO’da son sözü söyleyenin de ABD olduğunu sanıyorum bilmeyen yok. Bu hatırlatmanın ardından medyada genellikle, “Putin’e NATO duvarı” başlığı altında yer alan habere geçmek istiyorum. Haberin özünü, Polonya’nın başkenti Varşova’da düzenlenen NATO zirvesinde örgütün Rusya tehdidi karşısında 3 Baltık ülkesi ve Polonya’daki askeri varlığını artırma, bu dört ülkeye 4 bin çok uluslu asker takviyesi yapılması kararı alınması oluşturuyor… Bu arada Afganistan’da süren ‘Kararlı Destek Operasyonu’ için de ABD dışındaki NATO ülkeleri üç yılda toplam 1 milyar dolarlık maddi destek sağlama taahhüdünde bulunmuşlar. Yani Afganistan’daki ABD işgaline NATO ülkeleri maddi destek sağlayacakmış… Aslında Afganistan’daki NATO varlığı ile güney sınırımıza konuşlandırılan füze savunma sistemleri doğrudan ABD’nin isteği doğrultusunda ortaya çıkmış, ancak ABD dünya kamuoyunda kendisine karşı oluşacak tepkileri azaltmak için bu işleri artık NATO ambalajı içinde sunmayı tercih ediyor.

Bu noktada kısa bir süre önce Kırım’ın Rusya tarafından ilhak edildiğini hatırlatmakta yarar var… Bu ilhak karşısında ABD, AB ve NATO ne yaptı… Rusya’ya karşı ciddi bir yaptırım gündeme getirildi mi? Denebilir ki, Kırım NATO üyesi olmadığı için bu konuda NATO devreye giremezdi… İyi de ABD ve AB ülkeleri devreye giremez miydi? Sadece işi bir takım açıklamalarla geçiştirmekle yetindiler. Diyelim ki, Kırım olayı Batı dünyasını fazlaca ilgilendirmiyordu… Olabilir. Peki, Putin’e karşı Estonya, Letonya, Litvanya ve Polonya’da NATO duvarı örenler Suriye’de birlikte hareket etmiyorlar mı? Yani, Suriye’nin paylaşılması ve yeniden yapılanmasında birbirlerine destek vermiyorlar mı? Rusya Suriye’de devreye ABD’ye rağmen mi girdi? Böyle söylenirse inandırıcı olur mu? Kaldı ki, NATO zirvesinde alınan son kararın ardından Rusya Devlet Başkanı Putin’in basın sözcüsü Peskov’un, “NATO mu Rusya’yı, Rusya mı NATO’yu düşman görüyor?” sorusuna verdiği, “Rusya, NATO’yu düşman ilan etmiyor. Biz sadece onların bize bakış açılarına yanıt veriyoruz” yanıtı da aslında iki tarafında paylarına düşen bölgeler üzerinde karşılıklı anlayış (!) içinde faaliyetlerini yürüttüklerini göstermiyor mu?

Son olarak Avrupa Birliği üyelerinin Afrika’dan gelen göçmenlerin önünü kesmek için 2020’ye kadar Afrika ülkelerine 62 milyar euro’luk yardım yapılacağını açıkladığını hatırlatmak isterim. Bu yardımın ne kadarı Afrika ülkelerine gider, ne kadarı daha yolda iken bir takım aracı kuruluşlar ile AB şirketlerinin kasalarına akacaktır o ayrı bir konu. Ancak, Afrika’dan Avrupa’ya mülteci akınını önlemek için 62 milyar euro’yu gözden çıkarabilen AB’nin Türkiye’deki 3 milyona yaklaşan Suriyeli mülteciler konusunda söz verdiği 3 milyar euro’luk desteği uygulamaya koymak, daha doğrusu vermemek için ileri sürdüğü şartlar hatırlandığında sergilenen ikiyüzlülüğü sanıyorum daha fazla izaha gerek yoktur. Çünkü imzalanan geri kabul anlaşması ile AB kapılarına dayanan mültecilerin sayısında ciddi bir azalma gözlenirken taahhütte bulunduğu desteği vermek için özellikle kendi seçeceği STK’lara vermek isteyen AB ile ilişkilerden Türkiye lehine bir sonuç çıkmasını beklemek mümkün olabilir mi?

Kısacası; AB, ABD ve NATO Müslümanlar ve Müslüman ülkeler söz konusu olduğunda ortak hareket etmekte ve bu ortak hareketten hep Müslümanlar zararlı çıkmaktadır. Uzun yıllardan beri yaşananlara bakıldığında durumu en iyi “İt iti ısırmaz” atasözümüz ifade ediyor.