Kendine güvenmeyen kendini, söylediklerinin gücüne inanmayan sözünü abartır. Kalbinin kararını bilmeyen hem sevgisini hem de nefretini abartır. Abartıcının sınırları yoktur. O denli pervasızca hareket eder ki onu durdurana aşk olsun.
Ancak itidal sahipleri nerede duracaklarını bilirler.
İnsan olarak en az başardığımız da budur.
Sevdiğimiz kişinin hatalarını görememek ve sevmediklerimizin olumlu taraflarına karşı kör ve sağır olmak.
Aslında hakikat ve doğru kimden sadır olursa olsun kıymetinden bir şey eksilmez.
Bunu bildiğimiz halde hakikat benimsemediğimiz kişilerin ağzından çıktığında ona sahip çıkmakta zorlanıyoruz.
İster abartma deyin siz buna isterse ifrat, bu tutumda her şekilde şahsiyetimizi tahrip eden bir şey vardır.
Ancak ‘Vasat Ümmet’ standartlarına geri dönerek yeniden kendimize gelebiliriz.
İnsana elbette öfke de lazım, coşku da, aşk da kıvamına uygun nefret de. Önemli olan iki zıt kutupta bulunan duygu durumlarını dengeleyebilmektir.
Şayet bu duygu durumları doğru adreslere yönelmemişse, nerede duracağını bilmiyorsa ancak insanın egosuna hizmet eder.
Kimi zaman ego hakikatin maskesini yüzüne geçirerek bir dava eri gibi ortalıkta dolaşır.
Dünya hayatında insandan cevaplandırılması istenen en açık uçlu soru ‘abartı’ karşısında alacağı tavır ve pozisyondur.
Dünyada insana hayata geliş gayesini unutturan şeylerin hemen hepsi ‘abartı’ unsurlarıdır. Erkek için kadın, kadın için erkek, ebeveyn için evlat, kadın-erkek herkes için mal mülk, altın, gümüş, sürüler, ekinler bunların her biri yaratıcı tarafından ‘süslendirilmiş’ yani insana çekici kılınmıştır. İnsan buradaki abartıyı fark ettiği zaman sınavını da başarmış olacaktır.
İnsan sahip oluncaya kadar sahip olacağı şeyi, varıncaya kadar ulaşacağı yeri gözünde büyütür. Buna kelimeler, kavramlar, imgeler ve olgular da dâhildir. Oruçlu iken ekmeği ve suyu abartması gibi. İftar vaktiyle beraber bu gözlerde büyütülen şeyler gerçek seviyesine rücu eder.
İmsak insanların arzularıyla test edilmesi, iftar ise insan arzularının geçiciliğini anlatmak sadedinde en etkili eğitimdir. Gerçek hayat bizi ekmeğe, suya ve bütün cazibe unsurlarına karşı temkini olmaya davet ediyor.
Bu davete katılmak isteyenler parmak kaldırsın!
2018 TÜRK DÜNYASI KÜLTÜR BAŞKENTİ: KASTAMONU
Milli Mücadele ve İstiklal Savaşı’nın sembol şehirlerinden Kastamonu 2018 Türk Dünyası Kültür Başkenti seçildi. Bundan kaç kişinin haberi var bilmiyorum. Özellikle başta İstanbul olmak üzere yurt sathına dağılmış Kastamonulu vatandaşların bilgi sahibi olup olmadığı merak konusu. Çünkü bu doğrultudaki etkinlikler sanki kapalı devre usulü yapılıyormuş izlenimi uyandırıyor.
Yanlış anlaşılmasın, hiçbir şey yapılmıyor falan demiyorum. Yıl boyu etkinlikler çizelgesi Kastamonu Valiliği’nin web sitesinde mevcut. 2018 yılının sonuna kadar yapılacak etkinlikler ilçeleri de kapsıyor. Lakin kimi etkinlikler Feshane Kastamonu Günleri kıvamını aşamıyor ne yazık ki. Tarihi kültürel dokusu bu kadar zengin bir şehrin iz bırakan mekân ve şahsiyetleri daha etraflı ve de renkli biçimde hiç olmazsa memleket insanına tanıtılabilirdi.
Oğuz Atay, Rıfat Ilgaz, Behçet Necatigil, İsmet Özel, Mehmet Akif, Orhan Şaik Gökyay gibi daha birçok edebiyatçı ve sanatçının hatıralarında yer tutan bir kentin kültürel alanındaki sesinin daha gür çıkması gerekir. (Rıfat Ilgaz’la ilgili doğduğu yerde, Cide’de anma programının yapılacak olması, eğer niteliğe özen gösterilirse iyi bir vefa örneği olacaktır.) Ninniler, ağıtlar, türküler ve de şifahi kültür noktasındaki birikimi bulup çıkarılmalı, üzerinde konuşulmalıdır. Çanakkale Savaşı’nda en çok şehit veren şehirlerin başında yer alan, sayısız destan kahramanını bağrında taşımış bu şehrin modern hayata mukavemeti de başlı başına bir oturum konusudur. Zira Kastamonu tarihi siluetini kaybetmemiş birkaç şehrimizden biridir bugün.
Kendini bu toprakların evladı hisseden biri olarak bu hatırlatmaları yapmayı sorumluluğun gereği sayıyorum. Keşke böylesi bir etkinlikler dizisinde Kastamonu’nun kültür emekçilerinin de fikri alınıp Kastamonu’ya dair beklenti ve önerileri dikkate alınabilseydi. Valiliğin sahip çıktığı bu etkinliğe keşke sivil toplum unsurları da yardımcı olup katkı sağlasalardı. Nasıl değerler müşterek üretilirse o değerlere sahip çıkıp tanıtmak da kolektif bir ruh ile mümkün olabilir. Birçok kez valilik ve yerel yönetimin bu kentte kentin şanına yakışır programlar yaptığına tanıklık eden biri olarak bu coşkunun artarak devam etmesini diliyorum. Bir şehrin gerçek sahipleri her şeyden evvel o şehrin nöbetini tutanlardır. Bütün mesele galiba şehrin sakinleri kadar sakin olabilmekte yatıyor.
Not: Bütün okuyucularımın Ramazan Bayramı’nı tebrik eder, tuttuğumuz orucun üzerimizde tesirini gösterdiği güzel günler temenni ederim.