BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM;

İHTİRASLI Avrupa, sanayi devrimini yapıp silah üretme yarışına girmişti. 1. ve 2. Dünya Savaşları’nda birbiriyle de savaşarak yanmış, yıkılmış, perişan olmuştu. Kötü gidişi fark eden Papa uyardı: “Birbirinizle savaşı bırakın; birleşin.”

Bu çağrıya uyan Avrupa; Demir - Çelik İşbirliği’yle başlayıp AET, AT, AB şeklinde süren Hıristiyan ülkelerin birlikteliği sürecini başlattı. Osmanlı’nın son dönemlerinde, bizde gözü kapalı Avrupa hayranlığı oluştu. 1959’da AET (Ortak Pazar) genişleme çalışmaları başlattığında Türkiye’deki yöneticiler de topluluğa katılma müracaatı yaptı.

Türkiye’nin Hıristiyan ülkelerle birlik olmasının yanlışlığına ilk kurumsal tepkiyi, 1969’ta Prof. Dr. Necmettin Erbakan gösterdi. Düştüğü perişanlıktan kurtulmaya çalışan Avrupa içinde bizim ne işimiz olabilirdi? Erbakan Hoca, Avrupa’nın durumunu, “uçuruma yuvarlanan freni patlamış bir arabaya” benzetiyordu.

Avrupa, Türkiye’deki yöneticilerin zaafını çok iyi kullandı. Aralarına almak istemedikleri halde, Türkiye’yi bekleme odasına koydu. Böylece, hem Türkiye’nin İslam dünyasının arasına girmesini önlüyor; hem de Türkiye ve İslam dünyasının, - başta silah olmak üzere- kendilerinin pazarı haline gelmesini sağlıyordu. Yani, Avrupa ülkeleri birbiriyle ortak, İslam dünyası ise onların pazarıydı.

AB Türkiye’yi bugüne kadar oyaladı. Ev ödevleri verdi. İlerleme raporlarıyla hakaretler yağdırdı. Onlar böyle yaptıkça, yöneticilerimiz Avrupa’nın vazgeçilmezliğini; zorunlu istikamet, medeniyet projesi (!) olduğunu anlattılar. Ülkemizin kuyusunu kazanlara güvendiler. Bu uğurda, nice değerlerimizi ayaklar altına aldılar.

YOL HARİTAMIZ OLMALI

TÜRKİYE’NİN en büyük problemi; ufku dar, hedef ve ideal eksikliği olan yöneticiler elinde olması;  yöneticilerinin bize özgü orijinal bir yol haritası oluşturamamasıdır.

AKP hükümetleri daha da ileri gitti. AB Bakanlığı kurdular. Teslimiyetçi bir yol izlediler. Avrupaȋ  hayat tarzını benimsediler. Nesillerimizi onlara özendirdiler. AB’nin kendi içinde meşruiyet tartışmaları sürer, önde gelen Avrupa ülkeleri AB gemisini terk etmeye başlarken; bizimkiler kraldan fazla kralcı kesildiler. AB’ye bağlılıklarını artırdılar.

23 Haziran’da İngiltere’de yapılan referandum, AB için dönüm noktası oldu. Halk AB’yi istemediğini gösterdi. İsviçre, Norveç, Kuzey Atlantik, İzlanda gibi ülkeler de AB’ye soğuk bakıyordu.  Avrupa ülkelerinde referandum talepleri seslendirilmeye başladı.

Varlığını sömürgeciliğe borçlu olan Avrupa’yı ayakta tutan İslam dünyasının basiretsiz yöneticileriydi. Erbakan Hoca hep anlatırdı: “Siyonizm timsaha benzer. Üst çenesi AB, alt çenesi ABD, kuyruğu ise İsrail’dir. Gövdesi de, birtakım İslam ülkelerinin yöneticileri, medyacıları, işbirlikçileridir.”

Biz, nasıl olur da bencil, sömürgeci, paylaşmayı bilmeyen bir topluluğun içinde yer alabilirdik? Onlar hedeflerini gözetiyorsa, bizim de hedeflerimiz olduğunu bilmemiz gerekmez miydi?  Avrupalılar hep bizim zaafımızdan faydalandı.

Rabbimiz yol gösteriyor: “Onlar müstahkem şehirlerde veya siperler arkasında bulunmaksızın sizinle toplu halde savaşamazlar. Kendi aralarındaki savaşları ise çetindir. Sen onları derli toplu sanırsın, halbuki kalpleri darmadağınıktır. Böyledir, çünkü onlar aklını kullanamayan bir topluluktur.” (Haşr, 14)

AB BAKANLIĞI DA NE?

BUNCA tecrübelerden ders alamayan AKP hükümetleri bir de AB Bakanlığı kurdu. Bu tavır aşağılık kompleksinden başka hangi anlama gelir?

AB Bakanlığı’nın halkımıza ne faydası var? Bir toplum kimliğine aykırı bir yapının içine girebilir mi? Hem de halka sormadan. AB Bakanlığı’nın etkinlik ve yarışmalarına bakın! Genç nesilleri Avrupa’ya özendirmeye çalışıyorlar. Dünyaya efendilik yapmış bir millet bu zillete nasıl katlanır? Türkiye, başta İslam dünyası olmak üzere, bütün insanlığa örnek olabilecek bir mevkide! Tarihi misyonu bunu gerektiriyor. Türkiye’ye yakışan AB’ye “kuyruk ve sığıntı”  olmak değil; İslam dünyasına “lider” olmaktır.

Yaşananlar, AB ile kafayı bozmuş yöneticilere ders olmalı. Avrupa, tarih boyunca Müslümanları haritadan silmeyi azmetti. Haçlı seferlerinin amacı bu! Çanakkale’de yapmak istedikleri de aynıydı. Bugün de Türkiye’yle savaş halindeki PKK, PYD, YPG gibi terör örgütlerine güç ve destek veriyorlar. Bu gerçeği görmek istemeyen yanlış zihniyetli yöneticiler, Avrupa’ya gidip onlarla birlikte yaşayabilirler. Ama, lütfen Türkiye’mizi komplekslerine alet etmesinler!

Tarih, Milli Görüş’ün 47 yıllık dış politikasının doğruluğuna şahitlik ediyor. Türkiye’nin dost ve müttefikleri ancak Müslümanlar ve İslam ülkeleri olabilir. Saadet Partisi uyarıyor: “AB’ye üye olmak, onların eğitimini, hayat tarzlarını birebir almak demektir. Onlar bizim kendileri gibi düşünüp yaşamamızı istiyorlar. Uğruna koskoca bir imparatorluğu feda ettiğimiz Almanya bizi soykırım yapmakla suçluyor.”