Başbakan Erdoğan, 25 Ocak 2013 tarihinde Kanal 24’teki

bir programda, AB ile ilgili şikâyetlerini dile getirerek Putin’e, ‘Alın bizi

Şangay Beşlisine, AB’yi unutalım’ şeklinde bir teklifte bulunduğunu beyan

etmiştir. Başbakanın bu beyanı üzerine, AB ve ŞİO ile ilgili yoğun tartışmalar

yaşanmıştır. Tartışmaya katılan taraflar, her iki birliğin fayda ve

mahzurlarını ortaya koymaya çalışmışlardır (1-4). Tartışmaların genelinde

görülen zaaf, bütünün gözden kaçırılması, kavramlara yüklenen anlamların farklı

olmuş olması ve her iki örgütün amaçlarının göz önüne alınmamasıdır. Gözden

kaçan diğer bir nokta da, bir milletin mukadderatının, millete sorulmadan,

danışılmadan bürokrasi ve siyası kadrolar tarafından son derece kolay bir

şekilde verilmekte olduğu olgusudur.

Burada, her iki örgüt amaçları açısından ele alınıp bir

değerlendirme yapılacaktır.

Şangay İşbirliği Örgütü: Askeri ve Ekonomik Birliktelik

Sovyetlerin çöküşünden sonra ABD’nin imparatorluğunu ilan

etmesi ve bu amaçla 11 Eylül 2001 Provokasyonunu yaparak Afganistan’ı ardından

da Irak’ı işgal etmesi, Dünyanın diğer ülkelerini, ABD yayılmacılığını

dengeleyecek yeni arayışlara itmiştir. Huntıngton’un medeniyetler arası çatışma

tezine göre ABD’nin gelecekte Çin ve İslam’la savaşmak durumunda kalacağı yaklaşımı,

ABD karşıtı ittifak arayışlarını hızlandırmıştır.

Sovyetlerin dağılması sonrasında Orta Asya’da, Türkî

Cumhuriyetler bölgesinde, meydana gelen boşluktan yararlanmak isteyen ABD,

Afganistan’ı işgal ederek ve Kırgızistan’da Kadife darbe yaptırarak bölgeye

girmek istemiştir. ABD’nin Avrasya’yı kontrol etme çabası, iki ezeli rakip

Rusya ile Çini birbirine yaklaştırmıştır.

Şangay İşbirliği Örgütü, bu yakınlaşmanın sonucunda

ortaya çıkmıştır.

Şangay İşbirliği Örgütünün kökleri, 1996 yılında Moskova

Zirvesinde yapılan “Askeri Güçlerin Çok Taraflı Olarak Azaltılmasına İlişkin

Antlaşma”ya dayanmaktadır. Bu antlaşmaya göre, “askeri güçlerin sayısının

azaltılması”, “sinir bölgelerdeki askeri eylemlerin önceden bildirilmesi,”

“Kontrol mekanizması kurulması, karşılıklı güvenin sağlanması”, “Güç

kullanılmaması”, “Güç kullanılması tehdidinde bulunulmaması”, “Tek taraflı

askeri üstünlük anlayışında olunmaması”, kararları alınmıştır. 2001 yılında,

örgüt, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Jiang Zemin’in

öncülüğünde Özbekistan da sisteme dahil ederek Orta Asya’nın güvenliğini

kolektif olarak sağlayacak bir yapıya kavuşmuştur. Şangay İşbirliği örgütünde,

Rusya, Çin, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan asıl üye,

Hindistan, Pakistan, Moğolistan ve İran gözlemci statüsündedir(5-7).

Örgüt, kuruluşunun ilk yıllarında bölgesel güvenliğe,

sınır kontrollerine çok önem vermiştir. Daha sonraları, terörizme,

ayrılıkçılığa ve Müslüman mücahitlere karşı mücadele kararı almıştır. Güvenlik

ağırlıklı olarak kurulan örgüt, daha sonraları taraflar arasında ticari,

ekonomik, teknolojik ve çevresel ilişkiler geliştirmeye dönük bir dayanışma

örgütü olarak şekillenmeye başlamıştır. Bölgede istikrarın ve güvenliğin

sağlanması, teröre ve uyuşturucu trafiği ile mücadele, ekonomi ve enerji

alanında işbirliğinin genişletilmesi hedeflenmektedir.

Rusya ve Çin, Şangay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) aracılığıyla

bir taraftan kendi arka bahçelerini güvenli hale getirirken; diğer taraftan da

bu bölgeye batının girmesini engellemeye çalışmaktadırlar. Nitekim Haziran 2005

zirvesinden sonra Kırgızistan ile Özbekistan, ABD’den üstlerini tahliye

etmesini istemişlerdir. Kırgızistan daha sonra bu isteğinden vaz geçmiş, ancak

Özbekistan ABD üstlerini kapatmıştır. Rusya ve Çin diğer üye ülkelerin

bazılarını da işin içine katarak ortak askeri tatbikatlar yapmaktadır(6).

Yapılan askeri tatbikatlara bakıldığında Rusya ve Çin, ŞİÖ’yü NATO’nun

alternatifi ve NATO’ya karşı bir güç haline getirmeye çalışmaktadırlar.

Örgüt, BM tarafından tanınması için başvuruda

bulunmuştur. Gözlemci statüsünde olan İran ve Hindistan üye statüsünü kazanmak

için gayret sarf etmesi, örgütü daha da önemli kılmaktadır. Bununla beraber ŞİÖ

ile ilgili olarak Rusya, örgütü daha ziyade askeri birliktelik olarak görürken;

Çin, ekonomik bir Pazar olarak görmektedir. Bu iki farklı yaklaşım, şimdilik

ŞİÖ’nun daha etkin olmasını engellemektedir. Bununla birlikte Gerek Rusya ve

gerekse Çin, ABD’nin bölgeye girmesine karşı çok güçlü bir ittifak

içerisindedirler.

Görülebileceği şimdilik ŞİÖ, Batıya karşı güvenlik ve

ekonomik amaçlı olarak kurulan bir örgüttür. Kültür ve medeniyet merkezli,

değerler bazında entegrasyon isteyen ve üyelerine ortak bir kimlik kazandıran

ve üyelerini asimilasyona tabı tutan bir yapılanış değildir.

Buna karşılık AB nedir

Avrupa Birliği( AB): Askeri, Ekonomik ve Kültür-

Medeniyet Eksenli Birliktelik

Fransa, Federal Almanya, Belçika, Lüksenburg ve Hollanda

1951 yılında, Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğunu (AKÇT/CECA) kurarak AB’nin

temellerini atmışlardır. Bundan sonra sistem adım adım inşa edilerek bu günkü

şeklini almıştır.

Entegrasyonun sağlam bir şekilde gerçekleşebilmesi için

sürekli bir şekilde kriterler(kıstaslar) belirlenmiş, her şeye bir standart

getirilmeye çalışılmıştır. Ortak yasal mevzuat oluşturulmuştur.

Bizi ilgilendiren boyutu ile AB’de üç ana kriter ailesi

bulunmaktadır:

• Maastricht Kriterleri

• Amsterdam Kriterleri

• Kopenhag Kriterleri

Maastricht Kriterleri, 1991 yılında yapılan Maastricht

antlaşması ile belirlenen kriterler olup AB’nin ekonomik ve parasal birliğinin

ön gördüğü makro ekonomik istikrar ve bütünleşme ile ilgilidirler. Amsterdam

Kriterleri, tüketicilerin ve çevrenin korunması ile ilgili kriterlerdir.

Kopenhag Kriterleri ise, 1993 yılında Kopenhag zirvesinde

Avrupa birliğinin genişlemesi ile ilgili olarak aday ülkelerin tam üye

olabilmeleri için siyası, ekonomik ve mevzuatla ilgili sağlamaları ve uymaları

gereken kriterlerdir.

Üyeliğin Kıstasları ise bu üç temel kıstas grubu göz

önüne alınarak belirlenmiştir (8):

“a. Siyası Kıstas: Ülkede demokrasi, hukukun üstünlüğü,

insan haklarına ve azınlık haklarına saygıyı teminat altına alan istikrarlı

kurumların varlığı.

b. Ekonomik Kıstas: 1- istikrarlı piyasa ekonomisinin

mevcudiyeti; 2-Başta AB olmak üzere dış dünya rekabetine dayanma kapasitesi.

c. Uyum Kıstası: Siyasi birlik ile ekonomik ve parasal

birlik dahil olmak üzere AB’nin müktesebatına uyum kapasitesi.

AB’nin oluşum sürecine, alınan entegrasyon kararlarına ve

oluşan kurumlarına bakıldığı zaman, aynı kültür - medeniyet ve din havzasına

mensup ülke halklarını, tek bir çatı altında birleştirip bütünleştirmek,

birliğin temel amacıdır. Bu amaçla ekonomik eksende başlatılan bir entegrasyon,

adım adım, siyasi, askeri, sosyal, kültürel, değer eksenli bir bütünleşmeyi

sağlayacak şekilde genişletilmiştir.

Ekonomik birliktelik olarak çıkılan yolculukta kültür ve

medeniyet merkezli değerler üzerinden gerçekleştirilmeye çalışılan tek bir

Avrupa Devleti hedeflenmektedir. AB’ye dahil olabilmek için sadece ekonomik

kriterleri yerine getirmek yetmemektedir. AB’nin temelinde olan değerleri de

benimseyip ona göre ülkeyi yapılandırmak ve halkı değiştirmek dönüştürmek

gerekmektedir.

Kıta Avrupa’sının değerlerinin özünde ise Hıristiyan,

Musevi, Seküler-Laik değerler bulunmaktadır. Avrupa’da Hıristiyanlığa karşı

verilmiş kanlı bir mücadelenin sonucu olarak Hıristiyanlık budanmış, hayatla

ilişkisi koparılmıştır. Bununla birlikte AB kanunlarında gizli bir şekilde

Hıristiyanlığın etkisi bulunmaktadır. Almanya Protestan Kilisesi eski temsilcisi

Dr. Ralf Geisler, “Kilisenin kuralları ile anayasa arasında çatışma yoktur.

Kilise yasaları aslında anayasanın içindedir, ancak saklı olarak

bulunmaktadır.” (8) demek suretiyle bu gerçeği dile getirmiştir. Ayrıca AB

Temel Haklar Şartının giriş kısmında, “Avrupa halkları, aralarında daha yakın

bir birlik oluşturmak için ortak değerlere dayalı bir geleceği paylaşmaya

kararlıdırlar”, dendikten sonra “Ruhanı ve manevi mirasın bilincinde olan bir

birlik” ifadesi kullanılmaktadır. Bahsedilen “Ruhanı ve manevi miras”, AB’nin

ortak değerlerinin dayandığı temellerdir. Yanı Hıristiyan, Yahudi, Roma ve

Laik-Seküler eksenli değerlerdir.

Dönemin Alman başbakanı Helmut Kohl 1989 yılında, AB’nin

“Her şeyden önce ortak değerler, özellikle Hıristiyanlık ve Aydınlanma çağının

düşünceleri tarafından belirlenen bir kültürel birlik” olduğunu ifade etmiştir.

Bir başka konuşmasında ise, “Hıristiyan dünya görüşü ve Hıristiyanlık

değerlerinin olmadığı bir Avrupa benim Avrupa’m değildir” demekle AB’nin

temellerinin Hıristiyanlık değerleri üzerine oturtulduğunu beyan etmiş

olmaktadır(9). Keza Fransa eski Cumhurbaşkanı ve Avrupa Konvansıyonu başkanı

Valeri Giscard D’estaing, ‘Avrupa bir Hıristıyan Kulübüdür.” demiştir (10).

Halkı Müslüman olan Türkiye’nin AB macerasında yol boyu,

bu nokta, hep tartışılmıştır. AB’nin yetkili şahısları, bir taraftan ev

ödevlerinizi yapın, AB uyum kriterlerini yerine getirin derken; diğer taraftan

AB’de sizin ne işiniz var demektedirler. 1987 yılında Avrupa Parlamentosu

Enstitüsü Komisyonu Başkan yardımcısı ve SDP milletvekili Hans Joachim Seeler,

“Ayrı kültür ve dine sahip bir İslam ülkesi olan Türkiye’nin Hıristiyan AET’de

işi ne ” demiştir(11).

Almanya CDU/CSU Koalisyonu Meclis Grubu Başkanı Wolfang

Schaeuble, “AB üyeliği yalnızca Avrupa- Hıristiyan geleneğine sahip ülkeler

için söz konusu olabilir. Müslüman Türkiye ve Asyalı Rusya AB Üyesi

olamaz.”(10)

Eski İtalya Dışişleri Bakanı ve AB Dönem Bakanı Franco

Frattini, “ Laikliğin Avrupa demokrasisinin başarısı olduğunu kabul ediyoruz,

ama Hıristiyan kökenlilik bununla uyuşmaz bir şey değildir.”(10)

2004 yılında Türkiye’de Diyanet işleri Başkanlığı On beş

bin İmam kadrosu istediğinde İtalyan Parlamenter Mario Borghezio AB komisyonuna

verdiği soru önergesinde; “ABD ile sıkı bağları nedeniyle Müslüman bir ülke

olan Türkiye, Batı yanlısı kabul edilmekte ve ılımlı İslam ülkesi olarak

yorumlanmaktadır. Ancak, Türkiye’de alınan kararlar, ılımlı İslam kavramıyla

çelişmektedir. Bu çelişkilerin son kanıtı hükümetin, dini yaygınlaştırmak

amacıyla, devlet bütçesinden 15 bin yeni imam kadrosu almak istemesidir. Türk

Hükümetinin bu kararı, AB değerleri ile ne kadar uyumludur Aynı Karar,

Türkiyenin AB yolunda, hangi aşamasını temsil etmektedir ”(10)

TBMM İnsan Hakları Komisyonu başkanı Mehmet Elkatmış ve

Başkan vekili Cavit Torun, Strasburg’a gidip AHİM başkan yardımcısı Jean Paul

Costa’ya başörtüsü ile ilgili başvuruların red edilme gerekçelerini

sorduklarında aldıkları cevap seküler- laik AB’nin şuur altının dışa

yansımasıydı. Costa, “Kadınların başlarını örtmeleri diğer kadınlara karşı

ayrımcılık olabilir.” Başörtüsü konusunda dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Chirac

ise, “ Bazılarının Cumhuriyetin yasalarına meydan okumak için, saptırılmış bir

din özgürlüğü fikrinin arkasına sığınmaları kabul edilemez.” şeklinde bir değerlendirme

yapmıştır(10).

Dönemin AET başkan yardımcılarından Claude Cheysson

kendisi ile yapılan bir röportajda Türkiye’nin AET üyeliği için kullandığı

ifadeler, AB’nin dayandığı felsefi temelleri ve aday ülkelerle yapılacak

entegrasyonun çerçevesini ortaya koymaktadır:

“NATO bir askeri ittifaktır. AT ise politik bir

entegrasyon. Bunlar farklı şeyler… Türklerin kendilerine özel hüviyetleri

vardır. Dünyanın dört bir tarafına fatih olarak gitmişsiniz, Türk hüviyetiniz

değişmemiştir. Müslümanlık da bu hüviyetinizin bir parçasıdır. Benim inancım

Türklerin bir Avrupalı hüviyetine sahip bulunduklarıdır. Ama bu hüviyet öteki

Avrupalı hüviyetlerle nasıl uyuşacaktır Entegrasyon nasıl olacaktır Bu AT’nin

bir sorunudur. Çünkü Avrupa, ABD gibi “eritici kazan” değildir. Milli

hüviyetlerin var kıldığı ve birbirleri ile kaynaştıkları bir topluluktur.

Türkler buna ne kadar uyum sağlayacaklardır.” (12)

Dönemin Alman İçişleri Bakanı Otto Schily, Türklerin

AB’ye katılabilmesinin şartını, “En iyi entegrasyon asimilasyondur” şeklinde

dile getirmektedir. Türkiye’nin asimilasyonu benimsemediği ve içselleştirmediği

müddetçe AB’ye alınmayacağını daha kibar bir lisanla 2000 yılında Almanya eski

başbakanı Helmut Schmidt dile getirmiştir:

“Avrupanın geleceğinde ne olursa olsun Türkiye’nin yeri

yoktur. 70 milyon Türk vatandaşını Avrupa içinde dolaştıramayız. Avrupa’nın

İran, Irak, Suriye gibi ülkelerle sınır komşusu olmasını kabullenemeyiz.

Türkiye ile ekonomik ilişkilerimizi sürdürmeliyiz. Genç ve hızla büyüyen

nüfusun satın alma gücünden faydalanmalıyız. Bu ülkeye ihracatımızı

sürdürmeliyiz. Ticaretimizi geliştirmeliyiz. Ancak bu ülkenin globalleşmenin

temel prensiplerine sahip olmadığını ve uluslar arası kardeşliği içine

sindiremediğini görmeliyiz.”(10)

Sonuç: “Nereye Gidiyorsunuz”

Yukarıda her iki örgütün amaçları ele alınıp

incelenmiştir. Şangay İşbirliği Örgütü, şimdilik, ekonomik ve askeri bir

ittifak olup üyelerinden asimile olup tek bir kültür ve medeniyet değerlerini

kabul etmelerini istememektedir. Buna karşılık AB, üye ülkelerin tek bir kültür

ve medeniyete tabı olmalarını yanı asimile olmalarını istemektedir. Bir ittifak

projesi olmayıp bir entegrasyon projesidir. Yabancı gördüğü unsurları

asimilasyona hazır hale getirinceye kadar “ eritici kazanda” eritmeye çalışmaktadır.

Bu nedenle AB ile SİÖ’nün amaçları ve yapıları göz önüne

alınmadan tartışılması ve Türkiye’ye yol haritası çizilmesi yanlıştır.

Amacını açık bir şekilde ortaya koyan bir AB sisteminde

Müslüman kimliği ile Milletimizin bulunması ve İslami bir bütün olarak yaşaması

mümkünmüdür İslam kültür ve medeniyetinden vazmı geçeceklerdir Bu soruları

Müslümanların kendilerine tekrar ve tekrar sormaları zorunludur.

Türkiye’de ki laik-seküler olanların AB’yi istemesi ve

tercih etmesinin sebepleri bellidir ve onlar açısından normaldir. Bir

medeniyet, yaşam tarzı tercihi yapmaktadırlar. Ama bir kısım Müslümanların

böyle bir tercih etmelerinin ve bunu savunmalarının sebebini anlamak mümkün

değildir. Bir kafa karışıklığı var demektir.

Keza AK Parti yönetici kadrolarının 2000’lı yıllara kadar

AB’ye karşı çıkıp 2000’den sonra “Türkiye’nin AB ile bütünleşmesi bir medeniyet

projesidir” diyerek yolculuğa çıkmaları da kafa karışıklığının bir sonucudur.

Ey İman Edenler!

“Siz nereye gidiyorsunuz ” (Tekvir 26)

           

Kaynaklar

1-  Dalay, G.,

Şangay ile Bürüksel Arasında, Dubam, 2013 ŞUBAT.

2- Dağı, İ., “Avrasya Kimin Alternatifi ”, Zaman,

29.01.2013.

3- Dündar, C., “Ne oldu da Başbakan, MGK çizgisine

geldi ”, Milliyet, 29.01.2013.

4- Korkmaz, T., “Blöf değil, rest”, Yeni Şafak,

29.01.2013.

5- Sean L. YOM(Çeviren: Gül Arıkan AKDAĞ), Şangay

İşbirliği Örgütü’nün Geleceği, Tasam, Harvard Asia Quarterly, Ağustos 2002

6- İnat,K., Wolfgang Gieler,W., Kullman, C., “Foreign

Policy of States”, TASAM , İstanbul 2005. Yıldırım, B., Şangay İşbirliği

Örgütü.

7- Kamalov, İ., Rusyanın Orta Asya Politikaları, Rapor,

Ahmet Yesevi Üniversitesi, Ankara, 2011

8- Bulaç, A., Avrupa Birliği ve Türkiye, Eylül yayınları,

İstanbul, 2001

9- Cumhuriyet 12 Ekim 1989

10- Alpaslan M., Türkiye Menşeli Bir Dünya İnşaasında

İslami Kimliğimiz Ve AB, AB Yolunda Türkiye, TGTV, s: 90-110, 18 Nisan 2004.

11-  Zaman , 2 Ocak

1987.

12- Milliyet 4.2.1987