27 mayıs bu ülkenin her on yılda bir yapılan ihtilallerine emsal gösterilen ve o ihtilalleri tetikleyen bir ihtilaldir.

İkinci Cumhuriyetin kurulduğu gündür 27 Mayıs. İkinci Cumhuriyeti kuran 27 Mayıs, birinci cumhuriyeti yıkmış olmuyor mu Hayır! Çünkü birinci cumhuriyeti, 27 Mayısın yapılmasına sebep olan DP iktidarı yıkmıştı. (!)

Nasıl mı

Önce 10 Ekim 1960 tarihli Hürriyet gazetesini gösteren tabloya bakınız. Yassıada duruşmaları başlıyor. Menderes ilk ifade koltuğunda.

İnönüyü hayatının yegane yol göstericisi olarak bilen ve İnönü parasıyla dergi sahibi olan ve hatta Mecliste iki dönem CHP milletvekili sıfatı taşıyan bir kalemşörden okuyun Birinci Cumhuriyetin yıkılış sebebini. O da bu tabloya bakarak yapmış suç dökümünü. (Y. Ziya Ortaç)

"Bakıyorum: Yüksek Adalet Divanı huzurunda oturan o değil, onun iskeleti. Bir ölünün burnu ancak bu kadar kısılır ve ancak bu kadar uzar. Bir ölünün dudakları bu kadar kansız, bu kadar belirsiz bir eski yara çizgisi olur. Karşımızda oturan Menderes değil, esvaplarıdır.İçi boşalmış vücutsuz esvapları.

"Düşünüyorsunuz: Bu beyaz mendili tutan ince el miydi o kara cübbelilere sallanan kaba yumruk Bu etsiz ve kemiksiz adam, bu deri parçası mıydı Kızılayda gençlerle yaka paça boğuşan serdengeçti .. Bu beş aydır konuşamamaktan şikayetçi dilsiz miydi dokuz subayı ölüm cenderesinde inleten zebani Bir parmak işareti bir mahalleyi yok ediyordu bu adamın!.. Bir mahalleyi mi dedim   Bir eli Selanikte Atatürkün doğduğu evi bombalarken öbür eli baştan başa bütün İstanbulu yakıyor, yıkıyor, yağma ediyordu!"

Kin makinalarının üretebildikleri suçlar bunlar. (6-7 Eylül olaylarının asıl kışkırtıcılarının kendileri olduğunu, kendi dergilerinde, kendi kalemleriyle yaptıklarını yine bu sayfada uygun bir tarihte sergileyeceğimizi duyuralım. Çünkü bu bizim ödememiz gereken borçlarımızdandır)

27 Mayıs ihtilali ile düşürülmüş ve beş ay bir odaya kapatılarak hiç kimseyle konuşturulmamış bir başvekile, 10 yıl bu ülkenin başvekalet koltuğunda oturmuş bir başvekile "Zebani" diyebilen CHP milletvekili, CHP kalemşörü bakın nasıl kusmayı sürdürüyor içindeki irinlerini.

"Onu yarı yakasından yarı kravatından yakalayıp sarsmak istiyorum:

- Bre zibidi!.. Söyle!.. Niye bu hale geldin Niye bu duruma düştün Niye insanlıktan böylesine çıktın "

Örnek CHPlinin maaş ödediği diğer CHPli tetikçilerden de alıntılamazsak, olmaz. Onun dergisinde yazıyorlar.

"Atinalı Menderes

Atinada çıkan bütün gazetelerin manşetlerinde.  Menderes şunu yaptı, Menderes bunu yaptı var... Biz de bu gecikmiş ilgi neden diye şaşırıyorduk... Meğerse Menderes dedikleri Karamanlis imiş... Kendi Başvekillerini kötülemek için Bizim Menderes diyorlarmış ona. Bana bile ağır geldi."

Kötülenen Karamanlis Menderes ile aynı yıllarda Yunanistanda Başbakandır. Tekrar tekrar Başbakan olan ve iki kare de Cumhurbaşkanı seçilen Karamanlıse sevginin tezahürü olarak Menderes denmesini bir CHPli ancak böyle yorumlayabilirdi, yorumlamışlar. (N. Arzık)

Yassıadada duruşmalar yeni başlamış. Savcılar suçlayacak konu arayadursunlar, imdatlarına yetişen CHP medyasından örnekler sunmaya devam edelim.

Çalmakla, hırsızlıkla suçlanan DP yöneticilerin her birine rakamlar da ayarlanmıştır.

"Menderes çalar, Koraltan çalar, Polatkan çalar, Zorlu çalar, Bayar çalar...Hemde milyonlarla...Hem de nutuk ata ata...

"Gayrimeşru

Son günlerde bir gayrimeşru sözü aldı gitti.

Koraltanın 1.119.940, Zorlunun 1.474.305 lira gayrimeşru servetleri tespit edilmiş. Polatkanın da helalinden 13 milyonu...

Gayrimeşru servet, gayrimeşru bebek, gayrimeşru yönetim.

Heriflerin kursaklarında milyonlar dolu. Heriflerin gözleri kararmış. Nasıl görsünlerdi burunlarının dibindeki 27 Mayısı. Suçüstü basıldılar. Uçkurlarını toplamağa vakit bulamadılar ki..."

Yayınladıkları karikatürlerde  komisyonlu olarak gösterdikleri Fatin Rüştü Zorlu (Dışişleri Bakanı) sürekli malzeme olurken, 13 milyon lira serveti olduğu söylenen Hasan Polatkan az çizilir olmuş.

Neden mi

Önceki yıllarda Maliye politikasını övdüklerinden, ona mucize bakan dediklerinden olsa gerek... Yani eser miktardaki utanma duygusundan söz edebiliriz burada.

Ne derece doğrudur bilmem. Yassıadanın o ünlü savcısı Egeselin sonraları bir yerlerde "Polatkana yazık ettik" dediğini okumuştum.

CHP medyası asılacaklar listesini yayınlarken hergün, DPnin iktidarından faydalananlar/nimetlenenler nerede idi

Biz de bilmiyoruz. Cesaret meydanlarında hâlâ izine rastlanmış değil.

Lakin halk, Menderesi iktidara taşıyan bu ülkenin garip, mazlum ve naçar insanları efsaneler üretmekteler, kendi kendilerine moral olsun diye.

"Menderes her gece Eyüp Sultana gelmekte..."

Beş ay dünyayla irtibatı kesilen bir insanla daha nasıl bir iletişim kurulacaktı.

CHPlilerin kulağına gitmez mi üretilen bu efsane ve onları kudurtmaz mı Çizdikleri  karikatürlerde okuyun. Ki o karikatürü çizenin ve kardeşinin üzerinde Menderesin çok emeğinin olduğunu 70li yıllarda yayınlanmış bir risalede okuduğumu hatırlıyorum. O risaleyi yayımlayan M.Şevket Eygi ağabey mi idi Benim aklımda böyle kalmış.

Derlerki o söylentinin başsavcı üzerinde yansıması, Menderesi asılırken tutmak ve tekrar asmak şeklinde oldu. "Haydi Eyüp Sultana gitsene" dediğini de duyduklarını söylemişlerdi idam sahnesinin şahitleri.

Ve derlerki o savcının bir önceki seçimlerde (1957) DPne yaptığı milletvekili olma müracaatı kabul edilmemişti.

Elbette etkisi olmamıştır yargılamalara bu reddin. Hatta Yassıada savcısı olmak için İnönüye aracılar koymasında da etkili olmamıştır. O makamın önce Kani Virana ve Şevket Müftügil adında iki savcıya teklif edildiği ve onların kabul etmedikleri, tarihteki bir başka red bilgisidir. Danıştay ve Yargıtay başkanlıklarından emekli oldular sonra. Yassıada savcısının ise ne olduğunu Adalet Gazetesi sahibi Turhan Dilligilden okumuştum. "Ankara sokaklaranda... Öldü..."

"Sizi buraya tıkan güç böyle istiyor" diyen hakim Başoldan da bahsedelim bir cümle ile. Yassıadaya tayin edilmeden önce bu ülkedeki en fazla idam cezası veren hakim olduğunu biliyor mu idiniz

Son mahkemesini anlatmıştı bir siyasi dergiye: Karşıma birini getirdiler. Kahvede bir adam öldürmüş. Sordum. Niçin öldürdün Gözleri mavi idi, bana baktı, nazarı değdi, ben de öldürdüm. Bu müdafaa karşısında hemen kararımı verdim ve kırdım kalemimi. (Bu mahkemenin bu ülkede bir gün film olması özel isteğimdir)

Üç siyasinin asıldığı ve fakat CHPlilerin niçin onbeş kişi asılmadı diye çok üzüldükleri 27 Mayısı onların kalemleri ile onların çizgileri ile onların suçlamaları ile hatırlatmaya çalıştık.

Sonraki ihtilallerde Cumhuriyetimiz numaralanmadığından, 27 Mayısın numarasını kabul ederek diyoruz ki: Birinci Cumhuriyet çocuklarının iyice azaldığı bu günlerde İkinci Cumhuriyet çocukları 28 Şubattaki Erbakanın şanlı direnişini anlamaya çalışsınlar.

Gömleklerin neden çıkarıldığı öğrenilirken, kim kimin gömleğini giydi bilgisine de erilmelidir.

Semira senin ekmek yemene karışmadı Ekrem

Bu yaştan sonra olmaz Ekrem. On sene önce, onbeş sene önce aklın nerede idi Ben ilk senelerde hallettim o işi, biliyorsun. Seninle o zamanlar tanışıyor olmamamız benim suçum değil Ekrem.

Senin eşin Üniversite mezunu, İngilizce öğretmeni. Ben biliyorum. Semranımın da bilmesinin bu mevzuu ile bir alakası yok. Semranımda okumuş kadın. Yüksek Ortaokul mezunu. Elektrik şirketinin daktilo kadrolu eleman ihtiyacını önemsememiş olsaydı, bu gün o da yüksek üniversite falan bitirmiş olabilirdi.

Hem sonra Semranım benimle birlikte Amerikaya gitmiştir. Biliyorsunki Amerikada buralardan daha fazla İngilizce konuşulur.Semranım İngilizce bilmez ama çok İngilizce duymuştur yani. Dolayısıyla bu açıdan da Semranımın bir  şeyi yoktur.

Benim onunla yaptığım tartışmalar kulağına gelmiş olabilir. Lakin eşinin başının kapalı olması senin sorunun Ekrem. Biz ne yapabiliriz Seni Başbakan yapmayız, partimize başkan yapmayız. Daha ne yapabiliriz Eşinin başı kapalı.

Biz Semranımla tartışırız, tartışırız sonra benim dediğim olur.Şuraya bir kaset koy da neşemizi bulalım Semira, derim iş tatlıya bağlanır.

Herkes gördü, biliyor buraları. Semranım benim Semranım diye söylemiyorum, kaset seçip koymakta da üstüne yoktur yani. Fakat muhalefetin ağzı torba değil büzesin. Güya Semranım o zaman bana demişki: Yol yapma bana Turgut. Sen her şey oluyorsun, ben bir şey olmuyorum. İngilizce bilmek çok mu önemli. Ya da Üniversite diploması falan. Akşama evde sorarım sana. Muhalefetin böyle dediklerine kulak asma Ekrem.

Semranım haklı yani. O zamanlarda mektupla öğretim, açık öğretim üniversiteleri vardı da müracaat etmedi mi Elektrik idaresi vardı oraya girdi. Oxford vardı da girmedi mi Ama senin de eşinin başı kapalı Ekrem.

Herşeyi ben düşünüyorum, ben yapıyorum. Partinin başı olmak benim işim, hükümetin başı olmak benim işim. Sizin yardımlarınız sınırlı kalıyor. Eşinin başı kapalı. Dolayısıyla İstanbul İl başkanlığı yapmakta bize düşüyor. Semranım sormuş öğrenmiş diplomanın şart olmadığını. İlla İngilizce bilinecek diye bir madde de yok parti tüzüğünde. Semranım mecburen kabul etti yani.

Hem sonra olaya Semranım tarafından bakarsak, kimse ona eşinin başının kapalı olduğunu söyleyemez. Benim başım kapalı mı Ekrem Senin eşinin başı kapalı.

Eşimin başının kapalı olduğunu bile bile bizi milletvekili yaptın, deme be Ekrem.Biliyorsunki partimize oy lazımdı. Hem sonra o zamanlar Semranım, aman Turgut bu başörtülülere hak falan vereyim deme. Hakları yokken Üniversite bitiriyorlar. Ya bir de hakları olsa, biz elektrik idaresinden çıkamazdık kız, demiş değil yani. Muhalefetin ağzına bakıpta günahını alma Ekrem. Eşinin başı kapalı.

Bu yaştan sonra karımı boşayayım mı, dedin. Aklına başka ihtimal gelmiyor mu Ekrem Yahut aklına gelen ilk ihtimal bu mu Ekrem. Benden sonra partinin ve hükümetin başına geçmeye layık kişisin. Fakat... Eşinin başı kapalı. Dediklerimi anladın, ikna oldun mu Ekrem. Semranımda öyle demişti gerçi. İkna olmasını seven bir tipi var, sana itiraz edemez, demişti. Semranımın şartları böyle Ekrem. Eşinin başı kapalı.

Cumhurbaşkanı Özal, Ekrem Hocayı çağırır

-Ekrem seni ne kadar taktir ettiğimi bilirsin... Bundan sonra partinin ve hükümetin başına geçmeye layik kişisin... Fakat eşinin başı kapalı.

- Turgut abi bu yaştan sonra karımı boşayayım mı

(Bir Yavuz Donat tanıklığı)

Böl parçala yönet veya döv parçala sığındır

Birkaç yıldır yeni bir yarış başladı gazetelerde, İnternet sitelerinde "Kocasından dayak yiyen kadınlar" haberlerinin grafiği yükseledursun, "Karısından dayak yiyen koca" haberleri beklenmedik reklam primleri sağladılar duyurulan yayın organlarına.

Neredeyse şehirler bazında sürüyor bu yarış.Hayallerindeki "Erkek sığınma evleri" projelerini hayata geçirmek isteyen mülki idare amiri sıfatını taşıyan memurlarımız TOKİden yardım istemeye başladılar. Kentsel dönüşüm peşindeki müteahhitlerimizin görüşü ise hükümete yol gösterme kalitesinde: Şehirlerimiz, bir ucuna "Kadın sığınma evleri" yapılırken, diğer ucuna da "Erkek sığınma evleri" yapılmalı, şeklinde yeniden dizayn edilmelidir.

Geçen yılı da, bu yılı da geçelim ve geçtiğimiz asra bakalım. Bu topraklarda bir kültürün, bir zerafetin olduğu yıllara...

Reşat Ekrem Koçu, Hoca Evliya Efendiyi anlatıyor:

Geçen asrın zürefasından kalender meşreb bir sima; küçük iradı ve bir kalemden aldığı mütevazı maaşcık ile tertemiz yaşamasını bilmiş İstanbullulardan. Boğaziçinde Beykoz-Paşabahçe arkalarında güzel bir çiftliği ve köşkü olan Hacı Evliya Efendinin, latif fıkraların kahramanı Hoca Evliya Efendi olması da muhtemeldir.

Bir gün karısıyla kavga eder; kadın hocayı adamakıllı dövdükten sonra kapı dışarı atar. Gürültüyü sokaktan dinlemiş olan mahalleli Evliya Efendiyi alıp mahalle kahvesine götürürler, yarasını beresini sararlar.

- Yahu efendi!.. Nedir bu kadının elinden çektiğin... Boşa şirret karıyı, nikah parasını düşünüyorsan biz aramızda toplarız be!.. Derler.

Kalender ve zarif adam sorar:

- Siz alın yazısına, kadere, kısmete inanır mısınız

- İnanırız elbet.

-İşte benim de kısmetimde bu gün mükemmel bir dayak yemek varmış, Yabancıdan yiyeceğime kendi karımdan yedim, bilakis hamdü şükür etmeliyim!...

Mühürlü gözler

Bir tek derdi etek, gırtlak ve bağırsak,

Haramla kirlenmiş, içindeki maya...

Hesap da var diye, ne kadar bağırsak,

Göz kulak mühürlü, imkan yok duymaya...

Manyak

-Hırsızlık, gasp, terör, bin bir türlü günah,

Üstüne üstlük bir kez de orman yakmış...

-Tevbe eder belkide bağışlar Allah,

- Ama orman yakmış, bu tam bir manyakmış!..

Ekrem Şama