2014 ün son aylarında yaşanan bazı gelişmeler,

Türkiye nin 2015 itibarıyla bir takım krizleri sona erdirebileceğini

gösteriyor. Bunla ilgili en somut gelişme ise Irak bağlamında yaşanan son

gelişmelerde saklı.

2014 ün son çeyreğinde Irak bağlamında yaşanan hızlı

diplomasi trafiği, bir kez daha krizleri fırsata çevirme noktasında Ankara nın

tarihsel hafızasını devreye soktuğunu gösteriyor.

Bu bağlamda, Mısır daki askeri darbe sonrası bölgedeki

sacayakları çökertilen Türkiye nin, Kuzey Afrika dan-Körfez e uzanan ve

Afrika nın içlerini de hedef alan Büyük Stratejisi nde yeni bir revizyona

gittiği görülüyor. Aksi takdirde manevra alanı tamamen daraltılmış bir

Türkiye nin bırakın yakın çevresini, kendi içerisinde bile ciddi bir güvenlik

zafiyetine düşeceği ortada.

Dört bir taraftan ateş çemberi içerisine alınan

Türkiye nin bu yangınla baş edebilmesi için yeni bir dış politikaya olan

ihtiyacı ortada. Bu dış politikanın öncelikli hedefi ise elbette güvenlik. Bu

da Türkiye nin yakın çevresinde yeni bir güvenlik ağı oluşturmasından

geçiyor.

***

Dolayısıyla yeni süreç sadece Irak la sınırlı değil. Bu

bağlamda İran ile 2014 te tırmanma eğilimi gösteren ve son olarak tır krizi

ile zirve yapan gerginlikler, 2015 in başı itibarıyla yerini daha farklı bir

ilişkiye bırakacağa benziyor.

ABD nin burada her iki ülkeye yönelik yaklaşımı ve Rusya

krizinin seyri, Türkiye-İran arasında Direnç Cephesi ni bir kez daha gündeme

getirecek gibi görünüyor. Bu ise, Yeni Ortadoğu da değişen dengeler ile

birlikte, oyun un da değişmesi demektir. Bir anlamda 2011 öncesi modeli.

Bu noktada bölgedeki terör hadiseleri, Batı-İsrail

uzantılı bir Kürdistan Devleti nin inşası ve her iki ülkede etnik-mezhepsel

bazlı iç savaş olasılıkları Ankara ve Tahran açısından unutulmuş ya da ihmal

edilmiş bazı işbirliği platformlarını gündeme getirebilir. Bunların başında da

D-8 geliyor.

Diğer taraftan, Türkiye-İran ilişkilerinde Suriye krizi

bir sorun alanı olmaya da devam edecek gibi. Dolayısıyla ortada bir kontrollü

kriz süreci varlığını devam ettireceğe benziyor. Suriye de dondurulmuş bu kriz

durumu kendisine Irak ta bir alan açabilir. Türk-Rus ilişkilerindeki durumun

bir benzeri Türk-İran ilişkilerinde de gündeme gelebilir. Irak bu bağlamda her

iki ülke açısından yeni bir işbirliğine yönelik test alanı olarak karşımıza

çıkıyor; eğer değerlendirebilir ise...

***

2015 te Türkiye-Körfez ilişkileri açıkçası fazlasıyla

bulanık. Nitekim, Ankara bu muğlaklığı göz önünde bulundurarak 2013 ten bu yana

fazlasıyla temkinli bir dış politika izliyor. Katar bağlamında her şeye rağmen

derin ilişkilerin devam ettirilmesi, Suudi Arabistan ile krizden uzak

durulmaya çalışılması da bunun birer göstergesi.

Fakat Mısır krizi, Türkiye ile Körfez arasındaki sorunu

daha da derinleştireceğe benziyor. Burada özellikle de Suudi Arabistan ın atacağı

adım oldukça önemli. Suudi Arabistan ın Mısır konusunda aldığı pozisyon belli.

Her geçen gün Mısır ile yakınlaşan ve bunu somut bir takım adımlarla ortaya

koyan Körfez i şu an Türkiye konusunda frenleyen en önemli neden Suriye ve Irak

krizlerinin belirsizliği. Tabi bir de ABD-İran arasında yürütülen müzakere

süreci var.

Türkiye ye rağmen bölgede yaşanacak bir takım gelişmeler,

Türkiye-Körfez ilişkilerinin seyrini de büyük ölçüde belirleyeceğe benziyor.

Bundan dolayı Türkiye nin başta İran ve Irak olmak üzere (hatta buna bir süre

sonra Suriye nin de dâhil edilmesi kaçınılmaz olacaktır) yeni bölgesel

denklemler geliştirmesi gerekmektedir. Reel politik bunu emrediyor!

Bu durumda Suudi Arabistan ya 2009 sürecine dönecek ya da

oynamaya çalıştığı tehlikeli oyunun bir takım ağır maliyetleri ile yüzleşecek,

buna Ralph Peter ın haritası da dâhil.

***

Türkiye nin 2014 te Rusya ve Çin üzerinden verdiği

dolaylı mesajlar Batı da; Siz bizim kulübün bir parçasısınız, hiç bir yere

gidemezsiniz şeklinde bir tepkiye yol açmış durumda. Dolayısıyla kulüpten

ayrılmanın maliyetinin çok ağır olacağıyla ilgili aba altından sopa

göstermeler 2015 te devam edecek gibi. Ankara bu mesajın alındığını ihalenin

Çin den Fransa ya doğru dönen seyri ile göstermiş durumda.

Burada Fransa elbette bir tesadüf değil. İşin kulüp

boyutu kadar, bir başka sıkıntılı yönü de var: Sözde soykırımın 100.

yıldönümü. Ermeni Sorunu nu ortaya çıkartan ve onu Osmanlıya karşı kullanan

Batı emperyalizmi, şimdi de bunu Türkiye ye karşı kullanabileceği mesajını

veriyor.

Dolayısıyla, Türkiye nin elini kolunu dört bir yandan

bağlamaya yönelik hamleler devam ediyor. Kasım 2007 sürecindeki oyunun bir

benzeri 2015 te de oynanacak gibi. Türkiye yi yeni bir Washington Zirvesi

sürecine zorlayan bir tablo ile karşı karşıyayız.

Diğer taraftan, Türkiye açısından 2015 te bir tercihte

bulunabilmek düne göre artık daha zor. Yumuşak bir geçişe olan ihtiyaç had

safhada. Bunun için de zaman kazanmaya yönelik bir kriz politikası kaçınılmaz.

Bunun yolu da öncelikle cephenin azaltılmasından, karşılıklı güvene dayalı yeni

bir işbirliği ortamından ve buna uygun bir diplomasiden geçiyor.