Birkaç gün sonra demokrasi tarihimize bir karabasan gibi çöken, paslı bir çivi gibi çakılan, kanlı ve bir o kadar da travmatik 15 Temmuz darbe girişiminin yıldönümü. Demokrasimizin bekasına kasteden bu isyan hareketi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ele geçirmek ve yönetimi kendi arzuladıkları bir dünya çerçevesinde biçimlemek isteyenlerin kanlı bir gece yarısı harekâtıyla özellikle büyük şehirlerde insanlarımızın üzerine bir karabasan gibi çöktü. İnsanımızın üzerine tankları, topları, makineli silahları çeviren bu FETÖ’cü darbeci anlayış, halkımızın müthiş iradesiyle ve karşı duruşuyla inlerine geri gönderildi. Ömer Halisdemir gibi göğsünü kurşunlara siper eden kahraman Mehmetçiklerimizin demir iradesi, tankların önüne kendisini atan, kurşunlara karşı duran halkımızın sokaklarda, caddelerde bu darbeci anlayışa dur diyebilmesi, demokrasimizin silahla imtihanının kazanılmasını sağladı. Militarist irade, halkımızın çelik göğsünde eriyip kül olmaya mahkûm oldu.
15 Temmuz darbesinin yıl dönümünde demokrasimizin kazandığı bu cepheyi kesinlikle unutmamak, insanlarımızın hafızasında diri tutmak, Cumhuriyetimizin bekasına kastedenlere bir daha geçit vermemek adına tarihe çok önemli bir “Zafer” olarak not düşmeliyiz.
Türkiye, darbeler ülkesi. Cumhuriyetimizin kuruluşundan bu yana meydana gelen darbelerde başbakanını asan ülke kimliğimizle, dünya demokrasi literatüründe yerimizi almış durumdayız.
27 Mayıs ihtilali… 12 Eylül darbesi...
Ecevit ve Demirel figürleri arasına sıkıştırılan “Sağcılık ve Solculuk” kavramları üzerinden yürütülen algıyla meşru hale getirilmeye çalışılan 12 Eylül darbesi, Türkiye’nin 50 yıl geriye gitmesine, bütün parametrelerin iflasına yol açan bir darbe olarak tarihte yerini almıştı. Kardeşin kardeşi kırdığı bu dönem, aslında iç ve dış mihrakların birlikte organize ettikleri ve bilerek isteyerek darbe ortamının hazırlandığı bir dönemdi.
12 Eylül darbesi sonrasında ülkemiz insanı “terörün hemen bitirilmiş olması”nı, bu dönemin nimeti olarak görmüş ve darbe ortamı terörizm bataklığının kurutulmuş olmasının getirdiği bu nimet vesilesiyle meşru bir hale dönüştürülmüştü.
Herkes zannediyordu ki, Türkiye’de bir daha darbe olmaz… Ama Türkiye Cumhuriyeti’nin gelmiş geçmiş en başarılı hükümeti Refah-Yol’un alaşağı edilmesi sürecini tetikleyen 28 Şubat, insanlarımızın zihinlerinde kopkoyu bir militarist baskı ve korku ortamını getirmişti. Demokrasiye sahip çıkması gereken medya ve yargı, bu dönemde militarizmin arzuladığı dünya görüşünü ve laiklik algısını içselleştirmek için, tankların sokaklarda, caddelerde yürütüldüğü kesif bir postmodern darbeyle insanlarımızın zihinlerimi dönüştürdü.
15 Temmuz ise, devletin kendilerine sunduğu imkânlarla palazlanan, bürokraside ve askeriyede yuvalanan, türlü rantları kullanarak büyüyen ve büyütülenlerin devleti nasıl ele geçirmeye çalışacaklarının acı bir dersi olarak demokrasi tarihimizde yerini aldı. Maalesef, bu acı ders, yüzlerce insanımızın şehadeti ve binlerce insanımızın yaralanıp gazi ünvanı aldıkları kanlı bir süreç olarak tarihsel hafızamıza çakıldı.
Ders alıyor muyuz? Ders aldık mı?
Asıl sorulması gereken soru bu…