15 Ekim Beyaz Baston Dünya Görme Engelliler Günü münasebetiyle bendeniz bir grup arkadaşla birlikte, Türkiye Körler Federasyonu’nu ziyaret ettik. Federasyon Başkanı Sayın Turhan İçli ile engellilerin problemlerini enine boyuna konuşurken söz geldi siyasete dayandı. Bu esnada Sayın Başkan bize manidar bir soru yöneltti. Aslında soru ile birlikte kendi görüşünü de yansıttı. “Ya” diyerek, “Milli Görüş’ün Lideri merhum Necmettin Erbakan; bu hareketi başlatan, yürüten, yaptıklarıyla tarihe damga vuran ağır sanayi, yerli kalkınma, denk bütçe, savunma sanayi, İslam Birliği gibi çok önemli projeleri ortaya koymuş birisi olarak bu kadar oy alamadı ve böyle iktidar olamadı da, nüfusun yüzde %98’inin Müslüman olduğu söylenen bir ülkede nasıl oluyor da Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) eşbaşkanıyım diyen ve Milli Görüş gömleğini çıkardım diyen birilerine oy veriyor ve iktidar yapıyorlar.” Yani Müslüman bir milletin ferasetine, aklına, şuuruna, öngörüsüne hayret ediyordu.

Aslında Sayın Başkan, dünya görüşü farklı olmasına rağmen inançlı insanların Erbakan gibi bir dünya liderine inanmayıp da; hamasete, gösterişe, şatafata, asılsız vaatlere inanıyor ve iktidarda tutuyorlar diye hayret ediyordu. “Bunun sebebi neydi acaba?” diyerek de bizden bir açıklama bekliyordu. Biz de dilimizin döndüğünce bir şeyler anlattık. Anlattık mı anlattığımızı mı zannettik bilmiyorum. Her seçim sath-ı mailine girildiğinde bütün unsurların iktidarın lehine olduğunu söylememize gerek yoktu. Bunu, cümle âlem biliyor dedik. Medya (gazete, radyo, televizyon, internet vs.) başta olmak üzere sermaye çevreleri, devletin kolluk kuvvetleri ve bürokratı, araç gereçleri ve devletin katkı payları iktidarın yanında. Buna karşın Milli Görüş’ü temsil eden Saadet Partisi birkaç inananın aidatlarıyla bütçe oluşturarak seçime giriyor. Takdir edersiniz ki bu kadar avantaj ve dezavantajın karşı karşıya geldiği bir müsabakayı tabi ki avantajlı olan kazanacaktır. Burada adaletin olmadığını söylememize gerek var mı? Yani diyen olacak ki şimdi, “Nerede adalet var ki?”

Biz “yargıya karışmayız, yargı bağımsızdır” dersiniz; gariban bir öğretmeni, hiçbir suç unsuru olmadığı ve masumiyeti anlaşıldığı halde, iki yılı aşkındır beraatına karar vermiyorsunuz. Ama PKK, FETÖ ile işbirliği yapan ve casus olarak tutuklanan papaz Brunson’a ceza verildiğinde, Amerika’yla işler bozulunca sonra yeniden yargılamış gibi yapıp, bir emirle serbest bırakabiliyorsunuz. Hem de yargının bağımsızlığından bahsediyorsunuz. Karşılığında da Trump’tan teşekkürler, övgüler; papazdan da dualar alıyorsunuz. Bu da sizi mutlu ediyor mu? Bilmiyorum. Ama bildiğimiz bir şey var ki, tutuksuz yargılanan ve görevinden ihraç edilen binlerce suçsuz, günahsız garibanın bedduaları sizi ondurmayacak. İnsan düşünüyor: Bu pazarlıkta hiç olmazsa şu gariban bankacıyı kurtarabilseydiniz. Ona da mı gücünüz yetmedi? Ya da hiç aklınıza mı gelmedi? Daha ne zamana kadar hep garibanların başı yanacak? Asıl suçu, vebali olanlar hak ettiğini ne zaman bulacak?

Genel seçimler öncesi bu millete daha çok adalet, hak, özgürlük, sıkıntılara çare olmayı vaat ettiniz. Maalesef ki, 24 Haziran’dan bu yana bu söylediklerinizin hep tersi oldu. Bozuk saat bile günde iki defa doğruyu gösterirken, siz bozuk saat kadar bile olamadınız. Aslında olabilirdiniz. Keşke biraz merhum liderinizi vaktiyle iyi dinleyip iyi anlasaydınız. “Bana ne Amerika’dan” haykırışları hiç kulağınızda çınlamıyor mu? Bizimki de laf mı? Trump’ın, Merkel’in, Putin’in öğütleri dururken, Hocamın sesi nereden çınlayacak? Çınlasaydı zaten bugünlere gelmezdik. Allah’ın emridir: “Ey iman sahipleri! Müminleri bırakıp da küfre sapanları dostlar edinmeyin.” (Nisa Suresi-144) Yüce bir buyruk ki, iman eden herkesin uyması gerekir. Allah’a emanet olun. Vesselam.