Malum, bir zincirin gücü, en zayıf halkanın gücü kadardır. Zinciri oluşturan diğer bütün halkalar ne kadar güçlü olursa olsun, asıl belirleyici olan zayıf halkadır. Zira zayıf halka koptuğu an, diğer bütün güçlü halkaların ne anlamı, ne de herhangi bir fonksiyonu kalır.. Diyelim ki, zinciri oluşturan onlarca halka çok sağlam ve çok güçlü, fakat bir halka var ki zayıf düşmüş ya da düşürülmüş. Diğer onlarca halka tek tek ne kadar sağlam ve kuvvetli olura olsun, zincirin çektiği yüke dayanma gücü, zor şartları omuzlama mukavemeti sadece “en zayıf” halka kadardır. Nitekim, gerçeğin izinde yürüyerek 15 Temmuz gecesine gidecek olursak, ders çıkarmamız gereken birkaç hususu görürüz.
Hani demiştik ya, “Askeri darbe dönemleri bir milletin topyekün sınanmasıdır”. 28 Şubat post modern darbenin derinliklerine bile inmeden yapacağımız bir okumada şu gerçekle yüzleşiriz: 28 Şubat darbesinin işbirlikçisi maalesef muhalefet ve medya olmuştur. 15 Temmuz gecesinin en sağlam halkalarından ikisi ise 28 Şubat’ın aksine “muhalefet ve medya”dır.
Gördük ki, vatan herkesin vatanı. Gördük ki, muhalefet baskılanırsa, sorumlu medya dışlanırsa başka eller devreye giriyor. Bütün halkaları güçlü tutmak esas olmalıdır.
Devlet, bir vatan toprağında toprak bütünlüğüne bağlı olarak siyasal bakımdan örgütlenmiş milletin oluşturduğu tüzel bir varlıktır. Kural koyar, düzenler, yetkilendirir, yasaklar, sosyal hayatı tanzim eder. Devletin gölgesi bütün beşeri faaliyetlerin üzerine düşer. Doğal olarak devlet bir yapıdır, bir sistemdir ve teşkilatlanma esasında faaliyetlerini yürütür. Siyasetinden eğitimine, ekonomisinden güvenliğine, ordusundan istihbaratına, merkezi yönetiminden yerel yönetimine ve sağlığından dini hayata kadar onlarca teşkilat, belki yüzlerce, binlerce halkadan oluşan bir sistem…Böylesine devası bir sistem bütün unsurlarıyla “vatan”, “millet”, “din”, “dil” ve tabii ki “tarih” gibi mefhumların üzerine inşa edilir. Bu nedenledir ki, devletleri yok etmek isteyenler kimi zaman silaha sarılır, kimi zaman psikolojik bir takım stratejiler geliştirir, kimi zaman kültürel saldırıları etkin bir şekilde kullanır, kimi zaman iç kargaşalar çıkarır, kimi zaman istihbarat faaliyetleriyle fitne tohumları serpiştirir, kimi zaman ekonomik sömürü araçlarına başvururlar. Düşman için devletin ve milletin hem zayıf düşürülmesi hem de birbirinden koparılması elzemdir. Bir millet çaresizliklere sürüklenmeden o milletin devletini de ortadan kaldıramazsınız. Devletin yapısı “milletin devleti” ise ve millet milli-manevi değerlerine bağlı, inancı sağlam ve köklerinden besleniyorsa o devlet düşmanlarına karşı hep varlığını devam ettirir.
MİLLETE HİZMETİ ESAS ALAN “GARSON DEVLET”
“Devlet” tanımında göz ardı edilmemesi gereken esas şudur: “Devletin milleti” değil, “milletin devleti” olur. Milli Görüş’ün yazılı belgelerinde yerini bulmuş olan Erbakan Hocamızın deyimiyle milleti merkeze alan “garson devlet” olmak mühimdir. Sadece buyuran, sadece kural koyan, sadece yasaklayan, sadece alan değil; kurallarıyla, buyurduklarıyla, verdikleriyle teşkilatlanmasıyla, bütün kurum ve kuruluşlarıyla Hakka ve millete hizmet eden devlet güçlü bir yapıya bürünür.
ILIMLI İSLAM VE DİNLERARASI DİYALOG PROJELERİ TASFİYE EDİLMELİ
Düşman bir devleti yıkmak, bir vatanı işgal etmek, bir milleti yok etmek istediğinde vatanın toprak bütünlüğüne, milletin birlik ve beraberliğine, o milleti millet yapan dinine, diline, kültürüne ve kökü ifade eden tarihine saldırır. Gerekirse “Ilımlı İslam”, “Dinlerarası diyalog” projeleri devreye konur. Bugün eğer 15 Temmuz’dan bahsediyoruz da, 199O’lardan beri Türkiye’de sistematik olarak uygulamaya konan, özellikle de son 14 yıldır neredeyse kademe kademe “devlet politikası” haline dönüştürülen “Ilımlı İslam” ve “Dinlerarası Diyalog” projelerini konuşmaz, gündemimize almaz, üzerinde düşünmez ve bu küresel projeleri için “tasfiye” kararını almazsak bu darbe girişimine asıl cevabı vermiş olmayız. Milleti ve devleti korumak için, önce bu milletin “dinini” korumak gerek. Her sahada gözaltılar, operasyonlar, görevden almalar yapılırken, “Ilımlı İslam” ve “Dinlerarası Diyalog” faaliyetlerinin de önce gözaltına, sonra da askıya alınması gerekir! Ve bu yıkıcı projelerin bir daha bu milletin gündemine sokulmamak üzere “tasfiyesi”ni sağlamak da bu millete ve ümmete yapılacak en büyük iyilik olacaktır. Zira, Türkiye modelliğinde bu iki proje de diğer İslam ülkelerinde maalesef zemin bulmuştur. Ümmetin savunması için de Türkiye’nin darbe girişimcilerinin temsil ettiği bu projelerin kökünü kazıması zarurettir. Minarelerden yükselen ezanlar, sala’lar, verilen şehitler bir kez daha gösterdi ki; devlet, millet, vatan ve ümmet savunması inançla, imanla başlıyor. Öyleyse bu iki projenin yürürlükten kalkması için milletin yaptığını bu kez devlet yapmalıdır!...
ZİNCİRİN GÜCÜ, EN ZAYIF HALKANIN GÜCÜ KADARDIR!
Malum, bir zincirin gücü, en zayıf halkanın gücü kadardır. Zinciri oluşturan diğer bütün halkalar ne kadar güçlü olursa olsun, asıl belirleyici olan zayıf halkadır. Zira zayıf halka koptuğu an, diğer bütün güçlü halkaların ne anlamı, ne de herhangi bir fonksiyonu kalır.. Diyelim ki, zinciri oluşturan onlarca halka çok sağlam ve çok güçlü, fakat bir halka var ki zayıf düşmüş ya da düşürülmüş. Diğer onlarca halka tek tek ne kadar sağlam ve kuvvetli olura olsun, zincirin çektiği yüke dayanma gücü, zor şartları omuzlama mukavemeti sadece “en zayıf” halka kadardır. Nitekim, gerçeğin izinde yürüyerek 15 Temmuz gecesine gidecek olursak, ders çıkarmamız gereken birkaç hususu görürüz.
Hani demiştik ya, “askeri darbe dönemleri bir milletin topyekün sınanmasıdır”. 28 Şubat post modern darbenin derinliklerine bile inmeden yapacağımız bir okumada şu gerçekle yüzleşiriz: 28 Şubat darbesinin işbirlikçisi maalesef muhalefet ve medya olmuştur. 15 Temmuz gecesinin en sağlam halkalarından ikisi ise 28 Şubat’ın aksine “muhalefet ve medya”dır.
BAŞBAKAN ERBAKAN’IN SAKLANMAYA ÇALIŞILAN VATAN VE MİLLET MÜDAFASI
Yoklayalım 28 Şubat hafızamızı.. TSK değil, önce Medya Kuvvetleri sahaya sürüldü. Medya günler öncesinden 28 Şubat MGK’sını gündemine almış, bu MGK’nın Türkiye’nin geleceği için ne kadar önemli olduğuna dair sipariş/sızma haber ve yorumlar yapılmaya başlanmıştı. Maksat bu MGK’ya dikkatleri çekmek ve bu gece dayatılanların kamuoyuna mal edilmesini sağlamaktı. Medyasıyla, siyasetiyle, iş adamıyla, sendikalarıyla herkes MGK’ya kilitlendi birden bire. Halk şaşkındı çoğu MGK’nın ne olduğunu bile doğru düzgün bilmiyordu. 28 Şubat MGK’sında 9 saat boyunca Çevik Bir ve Güven Erkaya’nın da içerisinde olduğu Türk Silahlı Kuvvetleri’ndeki cuntanın da etkisiyle 54. Erbakan Hükümeti’ne uygulaması için 18 madde dayatılmıştı. 28 Şubat gecesi canlı yayınlar, yorumlar ve ertesi günün manşetleriyle herkes MGK’yı öğrenmişti. Bir bakıma, tanklar cunta tarafından Sincan’da yürütülmeden, medya milletin üzerine yürütülmüştü. Kalemlerin her biri millete çevrilmiş namlu gibiydi.
Fakat 28 Şubat MGK’sının gerçek ve tek galibi olan 54. Hükümetin Başbakanı Erbakan Hoca’nın direnci herkesi şaşırtmıştı. Tek başına bir vatan, millet müdafası yapmıştı 9 saat boyunca. Hemen o gece illa imzalansın isteniyordu; 18 maddelik dayatmacı, post modern darbe kararları. Erbakan Hoca’nın kararlı direnci saatleri akıtıyordu. Toplantı bu nedenle bu kadar uzamıştı. Dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve diğer MGK üyeleri artık toplantının yorgunluğuna yenik düşecek haldeydi. Nihayetinde “incelenmek” üzere bir üst yazıyla son bulmuştu gece. Fakat Erbakan Hoca’nın bu kahramanlığı yine “Silahsız Kuvvetler/Medya”nın algı operasyonuyla sanki darbeci zihniyetin zaferi gibi sunulmuştu. Tarihin en büyük yalanlarından birisi çok satan gazetelerinden birine manşet oluyordu. Sabah Gazetesi’nin “Paşa Paşa imzaladı” manşeti üzerinden korku, panik ve yalan bombardımanı gazete sütunları, ekranlar ve günün politikacıları üzerinden halkın üzerine yağdırılıyordu. Medya bunları yaparken, silahsız kuvvetlerin bir diğer ayağı olan kimi sendikalar da 5’li çete kuruyordu. …Ve muhalefet! Tüm bunlar olup biterken, herkesin gözü önünde sinsi bir darbe yapılırken muhalefet de ellerini ovuşturuyordu. Darbeye açık çağrı yapan işbirlikçi bir namertlik siyasete gölge düşürmüştü.
ERBAKAN, “BUGÜN BİZE YAPILAN YARIN SİZE YAPILIR” DEMİŞTİ…
28 Şubat gecesinden hemen sonra Başbakan Erbakan’ın yaptığı ilk iş, bütün siyasi partilerin genel başkanlarından randevu almak oldu. Tek tek gidildi hepsine. Mesut Yılmaz’dan, Bülent Ecevit’e, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’den diğerlerine… Erbakan Hoca, 9 saatlik kahramanlık müdafasını siyasetin tamamına taşımak istiyor, askeri cuntanın dayatmalarına karşı “sivil” bir cephe oluşsun istiyordu. Görüşmeler yapıldı.. Başbakan Erbakan, her birine, “ Bugün bize yapılan, bizim hükümetimize yapılan, yarın size yapılır, sizin hükümetlerinize yapılır. Gelin siyaset olarak bir cephe olalım ve bu darbeye, cunta dayatmasına karşı duralım” diyordu. Ama post modern darbenin işbirlikçisi günün muhalefeti Başbakan Erbakan’ı bu kahramanlık mücadelesinde yalnız başına bırakmıştı. Hükümette olmayan, ama güven oylamasında Erbakan Hükümetine tam destek veren BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu hariç diğer muhalefet parti liderleri darbe hükümeti olmanın kulislerine soyunmuştu bile. Muhalefet açıkça demokrasiye, milli iradeye ve kendi varlık sebebine sırt dönmüştü. Hükümet görevdeyken adeta darbe hükümeti kurulmuştu bile. Refah milletvekilleri, DYP milletvekilleri (istifa etmeyenler) ve BBP’li milletvekilleri yine de istenen imzayı buldu. Fakat bu kez de, Demirel millete ve siyaset kurumuna “politik” çalımını attı. Darbe işbirlikçisi muhalefet ANASOL-M hükümetini kurdu… Bu nedenle; “darbeler sivil hayatın koynunda beslenir, kendisini sinsice saklar, hatta maalesef sivil hayatın himayesi altında kuluçkada zamanını bekler” dersek yanılmış olmayız .
54. Erbakan Hükümeti 28 Şubat gecesinden Haziran ayının sonlarına kadar süren mücadelesiyle tarihe geçti. Özellikle Erbakan Hoca’mızın vermiş olduğu “devlet adamlığı” vatanperverlik ve milletperverlik mücadelesinin manüple edilen bütün gerçekler, geçtiğimiz yıllarda mahkeme kararıyla açıklanan 28 Şubat MGK’sının tutanaklarında milletin önüne serilmiş oldu.
28 ŞUBAT’TAN 15 TEMMUZ’A… MUHALEFET VE MEDYA FARKI!
Hülasa-i kelam.. Her darbeyi kendi zemininde ve kendi şartlarında değerlendirmek lazım. Fakat 28 Şubat sürecinden 15 Temmuz gecesine gelecek olursak şunları söylemek mümkün: 28 Şubat’ın en zayıf halkası dönemin muhalefeti ve dönemin medyasıydı. Muhalefet darbeye işbirlikçilik bile yapma zilletine bile düşmüştü. 15 Temmuz’un en güçlü halkaları ise bugünün muhalefeti ve bugünün medyasıydı. Eğer, Meclis muhalefeti ve meclis dışı muhalefet 28 Şubat mantığıyla hareket etseydi.. Eğer medya 28 Şubat medyasını aratmasaydı.. Allah muhafaza bugün bir iç savaşla karşı karşıya kalabilir, büyük toplumsal kaosun içerisine sokulabilirdik. Derbe girişimiyle sorumlu, yapıcı muhalefete ve medyaya ne kadar büyük ihtiyaç olduğu ortaya çıktı. Sorumlu ve yapıcı muhalefet bir ihtiyaçsa eğer, muhalefeti baskılamamak, yapıcı ve sorumlu medyayı dışarda tutmamak sağlam bir devlet yapısı için de kaçınılmazdır. Yol gösterici olduğu müddetçe, bırakın atılsın kimi manşetler.. Hesapsız, samimi bir şekilde ve ilkeler ışığında “yanlış yapılıyor, doğrusu şu” deniliyorsa el üstünde tutulsun gazeteler, televizyonlar: İftira, çamur atılmadığı müddetçe, bir silah olarak kullanılmadığı müddetçe.
DEVLETİN-MİLLETİN GÜCÜ VE SAYGINLIĞI MUHALEFETİN VE MEDYANIN DA GÜCÜ VE SAYGINLIĞI KADARDIR…
Meclisin içindeki, Meclis’in dışındaki muhalefet partileri ve liderlerinin hak, hukuk ve saygınlıkları da herkesten önce devlet kurumlarınca, herkesten önce iktidarca korunsun. Gördük ki, vatan herkesin vatanı. Gördük ki, muhalefet baskılanırsa, medya dışlanırsa başka patlamalar, başka eller devreye giriyor. Bütün halkaları güçlü tutmak esas olmalıdır. Bu devletin gücü sadece iktidarın gücü kadar değil. Bu devletin ve bu milletin gücü aynı zamanda muhalefetinin ve medyanın gücü ve saygınlığı kadardır.