Yunan kültüründe yaşlılar tecrübe ve deneyimlerini gençlere
aktarmaları bakımından önemli görülür ve saygı gösterilirmiş. Platon ise,
yaşlılığın çocukluk ve gençlik dönemine göre biçim aldığına vurgulamış ve
sürecin ferdi yönüne dikkat çekmiştir. Çiçero da yaşlılık döneminde insanların
bilgelik yönlerinin geliştiğini ve bu kimselerin sanatsal faaliyetlerde daha
başarılı olabileceklerini ileri sürmüştür.
Yaşlılara saygı ifadesi sık sık dillendirilse de,
pratikte bunun yansımalarını pek göremiyoruz. İnsanlar yaşlıları kendileri için
meşakkat üreten değersiz birer nesne gibi görüyor ve sorumluluktan kaçıyorlar.
Bir toplumun medeniyet düzeyi zayıflarına verdiği değerle ölçülür. Modern
kültürün kuşatması altındaki toplumlarda ise zayıfa el uzatmak ahmaklık olarak
görülürken güce büyük değer atfediliyor. Bu toplumlarda aklımıza mantığımızı
vicdanımıza sığmayacak birçok şey zaman geçtikçe toplumun kabulleri arasında
yer almaya başlıyor.
Modernizasyonun etkisinde kalan toplumların değer
algılarını tüketim oluşturuyor. Size ne kadar kazandığınız ve ne kadar
tükettiğinizle değer biçiliyor. O yüzden bu toplumlarda zayıflara yer yoktur.
Zayıf ve korunaksız kalanlar, yaşlılar, çocuklar, hastalar son kullanma zamanı
geçmiş birer ürün gibi fırlatıp atılıyor. Bu toplumlarda zayıf düşmüşseniz,
sesinizi duyuramazsınız, kalkmak isteseniz elinizden tutan olmaz, yaranıza
kendi imkanlarınızla merhem sürmek zorunda kalırsınız.
Başta da söylediğim gibi bir toplumun medeniyet değeri
zayıflarına verdiği değerle ölçülür ki, dinimiz bunu asırlar önce koyduğu
kaidelerle sistemleştirmiştir. İslam zayıfların bakımını diğerlerine sorumluluk
olarak vermiş ve iyilik edenlerin iyiliklerinin karşılıksız kalmayacağını haber
vermiştir. Yaşlı anne babaların bakımı çocukların sorumluluğuna dâhil edilmiş,
bu konuda hiçbir boşluğa fırsat verilmemiştir.