Suriye’deki gelişmeler ülkemiz açısından giderek daha ciddi bir tehlike oluştursa da siyasi partilerin koalisyon konusunda birbirlerine karşı sergiledikleri ayak oyunları sürüyor. Kimisi daha baştan koalisyon kurmaya taraftar olmamasına rağmen hükumeti kurmaya çalışıyormuş görüntüsü veriyor, kimisi yüzde 40 oy almış partinin değil yüzde 25 oy almış kendisinin başbakan olması gerektiğini ileri sürüyor. Elbette, yüzde 25 oy alan bir partinin genel başkanı da bu tablo içinde başbakan olabilir ama bu durum şartların oluşması ile ilgili. Bunun ötesinde anayasal ve yasal durum koalisyon çalışmaları konusunda nasıl bir yolun takip edileceğini açıkça gösteriyor. Bu bakımdan daha hükümeti kurmakla bir görevlendirme yapılmamış iken özellikle CHP Genel Başkanı’nın hükumetin kurulması ile ilgili bir dizi şart açıklamasının daz anlaşılır bir yanı yok. Ayrıca seçim sonuçlarını, ”Millet yüzde 60’ın hükumeti kurmasını istedi” şeklinde yorumlanması da en hafif iadesiyle eksik bir değerlendirmedir. Yüzde 40 oy alanların ötekileştirilmesi, dışlanması anlamına gelir ki seçim sonuçlarını böyle bir değerlendirmeye tabi tutmak muhtemel bir seçimde seçmeni tek parti iktidarına yönlendirir. Halbuki iktidarı ve muhalefeti ile partilere düşen görev seçmenin ortaya koyduğu iradeye saygılı olmak, o irade doğrultusunda gerekli adımları atmaktır. Seçimlerden koalisyon çıktığına göre hangi partiler koalisyon kurabileceklerse, daha doğrusu kendilerini hangi partiye yakın hissediyorlarsa o yönde adım atmak gerekir.

Kılıçdaroğlu’nun, üç partinin aldığı oyları kendi kontrolü altındaymış gibi bir tavırla ‘Yüzde 60 oya sahip partiler hükümeti kurmalı, benim de Başbakan olmam gerekir’ gibi bir tavır sergilemesinin kabul edilebilir bir yaklaşım olmadığını söylemek yanlış olmaz. Elbette AK Parti dışında kalan üç partinin yüzde 60 oy aldığı bir gerçek. Ama seçimden başka hükmet alternatifleri de çıkmıştır. Söz gelimi Amerika ve TÜSİD, AK Parti-CHP koalisyonu istediği medyaya yansıyor… Bunun ötesinde AK Parti-MHP koalisyonu da mümkündür. Bu arada düne kadar çözüm süreci diyerek birlikte hareket etmekte sakınca görmeyen HDP ile AK Parti’nin bugün kesinlikle hükumet kurmalarının mümkün olmadığını açıklamaları da inandırıcı ve samimi bir yaklaşım olamaz.

Bu noktada iktidar partisinin çözüm sürecini sürdürme tavrından vazgeçmeden MHP ile hükumet kurması da mümkün görünmüyor. Çünkü MHP yıllardan beri çözüm sürecini topluma ülkenin bölünmesi projesi olarak sunmuştur. Gerçekten çözüm sürecinin hedefi bu muydu Yoksa sadece toplumun belli bir kesimini korkutarak MHP oylarını artırma düşüncesiyle mi bu yolu seçti Eğer böyle bir strateji uygulanmış ise başarılı olunmuş demektir. Ancak, terörün sona ermesi için bu yönde her türlü adımın atılması da gerekiyor. Ancak, HDP ile birlikte hareket edilerek de terörün sona erdirilmesinin mümkün olmadığı görülüyor. Çünkü HDP bağımsız bir irade ortaya koyarak silahların bırakılmasını sağlayacak güce sahip değil. Son açıklamalarda Kandil bu konuda son sözü kendilerinin söyleyeceğini deklere etti. Bu noktada HDP öncelikli olarak konumu netleştirmek durumunda. Seçime girmiş, demokratik mekanizmanın parçası mı olacak, yoksa Kandil’in isteklerini yerine getirmek görevini mi sürdürecek Kısacası, bu Parlamento aritmetiği içinden en az 4 koalisyon hükumeti çıkabilir ama bu konuda samimi olunması, parti çıkarlarından önce ülkenin düşünülmesinin esas olması gerekiyor.