İnsan doğar, belli bir zaman yaşar ve Emri Hak vaki olduğunda ‘sümme ileyna turceun’ ayeti mucibince gerisin geriye toprağa döner. Aldığı ilk nefes ile vereceği son nefes arasında sayılı bir ömrü tüketir hâsılı. Kimi iz bırakır geride, kendisini sevmeyenlerce bile takdir edilir! Kimisi de sadece oksijen tüketir ve esfele safilin olarak can verir. Kimi yokluğunda bile yâd edilir dualarla. Kimi ise aradan yüzyıllar geçse de anılır beddualarla.
Ömür dediğin nedir ki bir kuş misali uçup gidiyor işte. Dün gülüp eğlendiğimiz, şakalaştığımız, dert ortağı olduğumuz, çok sevdiğimiz nice canı tende tutamayıp toprağa vermedik mi Yokluklarıyla avunurken her hatırımıza geldiğinde derin derin iç çekmedik mi Kimimizin anası - babası, kimimizin eşi – evladı, kimimizin en sevdiği arkadaşı – dostu göçüp gittiler bu diyardan. Bir daha dönmemek üzere!
Bazı ölümler pek acı gelmez insana. Bazılar ise elem akıtır yüreklere. Elbette ‘her nefis ölümü tadacaktır’ ayetini kulağımıza küpe yapmışız. Biliriz biz de bir gün toprak olacak ve bu diyardan göçeceğiz. İnsanın öldükten sonra cenaze namazı ve namaza iştirak edenleri de önemlidir. Zira kişinin nasıl biri olduğunun işaretidir namazını kılanlar. Kimi sosyetik bir camiden kalkar ama katılanlar sadece gözünde gözlük seyrederler cenazeyi. Üç beş ihtiyar kılar namazını. Kiminin cenazesinin ise daha kalkacağı caminin adı söylendiğinde nasıl bir hayatı olduğunun sinyalini verir. Katılanların zikriyatı, fikriyatı insan hakkında fikir edinmemize yeterli delil sayılabilir aslında.
Geçtiğimiz hafta yani 28 Aralık’ta gazetemizin bir çalışanını ebedi istirahatgâhına tevdi eyledik. 27 Aralık Pazar günü kalp krizi neticesinde ebedi âleme yolcu ettiğimiz ‘Ahmet Görükoğlu’ ismi gazete ile uzaktan yakından azıcık alakası olan için bilinen bir isimdi. Henüz ufacıkken gazeteye rahmetli babası tarafından teslim edilmiş ve eti senin kemiği benim kabilinden hizmete başlattırılmış bir kardeşimizdi. 1991 yılı sonlarına doğru staj için gazeteye ilk adımı attığımda tanıdığım ilk isimlerden birisiydi kendisi. Güler yüzlü, dobra, sözü özü bir adamdı. Yaş olarak benden ufak olmasına rağmen yine de kaynaşıvermiştik işte. Gazetede büyük küçük herkes için Ahmet isminin bir ağırlığı vardı. Selman ve Osman kardeşlerle birlikte ‘Görükoğlu’ aşiretinin lideriydi neticede. ‘Ağır abi’ydi kendisi. Öyle film yıldızlarının göstermelik abileri gibi değil ha sakın yanlış anlamayın. Adam gibi adamdı. Herkesi dinler ama kendisi dertlerini açmayı pek sevmezdi. Yardımsever, hatırşinas bir insandı. Birinin bir şeye ihtiyacı mı var elinde varsa düşünmeden veren biriydi. Velev ki kendisine de lazım olsun. Öncelik o ihtiyaç sahibinindi. Yüreği cüssesinden daha kocamandı anlayacağınız.
Dile kolay bir müessesede hem de Milli Gazete gibi bir yerde 35 yıl hizmet etmek herkese nasip olacak bir şey değil. Zaman zaman çile çekti, sıkıntıları, dertleri olmadı değil. Kimi zaman kederlendi, kimi zaman üzüldü, kimi zaman kızdı belki ama hiç kırılmadı, küsmedi. Ne müesseseye ne de arkadaşlarına. Pikaj – montaj zamanlarının ustalarındandı. Montaj yaparken hızını görmek gerekiyordu gerçekten. Öyle saate bakarak da çalışmazdı. İş ne zaman biterse o zaman giderdi. Yani memur zihniyeti yoktu. Belki de ailesinden önce işi geliyordu. Belki değil öyleydi hiç şüphesiz. Eşinden, çoluk çocuğundan daha çok bizleri görüyordu. Son zamanlarında şeker hastalığına duçar olunca bir ortak yanımız daha olmuştu. Bu sebeple daha bir dertleşir daha bir söyleşirdik kendisiyle. Onun elinde insülini gördükçe yüreğim burkulur, göz göze geldiğimizde bir şey demese de ben neler hissettiğini anlardım. Hastalıkla ilgili konuştuğumuzda “Allah sevdiği kula dert verir” derdi. Haklıydı!
28 Aralık Pazartesi günü İsmailağa Camii’nden oldukça kalabalık bir cemaatin şahadetiyle ebedi istirahatgâhına tevdi eyledik kendisini. Cenaze namazında da belirttiğimiz gibi iyi bir insan olduğuna şahidiz ve tüm haklarımızı bir kez daha helal ediyoruz. Rabbim ona ve tüm ölmüşlerimize rahmetiyle muamele eylesin. Âmin…
Minik bir tebessüm
Nereye gidelim
Fadime işten dönen Temel’e:
- Sorma Temel. Bugün doktora gittim. Beni muayene ettikten sonra ne dedi biliyor musun Der.
- Ne dedi
- Bir ay deniz kenarında tatil yapmam gerekiyormuş. Nereye gidelim dersin
- Başka bir doktora…
İlgilisine Notlar:
• Eskiler kar yağdığında mikrobu kırar derlerdi. Bakın bakalım etrafınızdan ne kadar mikrop eksildi bu kar yağışı esnasında.
• “Kar taneleri ne güzel anlatıyor birbirine zarar vermeden de yol almanın mümkün olduğunu” Mevlana
• Gemi karaya oturmuşsa deniz son sözünü söylemiş demektir.
• Lafa gelince Hz. Ebubekir gibi konuşup Ebu Cehil gibi davranışı olanların yaşadığı bir ülkedeyiz.
• Aslında bize yeni bir yıl değil yeni bir insanlık lazımdı bilemedik.