Herkes eceline doğru gidiyor.

Doğumda ilk aldığımız nefes, ömrümüzden ilk eksilen nefestir.

Bize hayat veren nefes, aslında bizim ömrümüzden bir nefes eksiltendir.

Buna çare bulan olmadı.

Hipokrat da öldü, İbni Sina da öldü.

Harun aleyhisselam da öldü, Karun da öldü.

Günümüzde sekiz milyar insan, eceline doğru yol alıyorlar.

Sarayda yaşayan da köprü altında yaşayan da aynı hızla yol alıyor.

Hatta köprü altında yaşayan, sarayda yaşayanın soykasını giyip zenginin tabutunun kabre taşınmasını seyrediyor.

On binlerce yıldır, bu doğum, yaşam ve ölüm olayını araştıran filozoflar, her konuda olduğu gibi bu konuda da aykırı fikirler peşinde ömür tüketmişler.

Kral emretmiş, “Herkes aklını getirsin, bu meydana bıraksın” demiş. Toplamışlar, dağlar kadar akıl yığını olmuş.

Kral tekrar emretmiş, “Herkes istediği aklı alsın” demiş, herkes kendi aklını beğenip almış, derler.

Bir gerçeği anlatmak için uydurulmuş bir şey bu ama isterseniz uyduruk bir konu açın ve herkesin fikrini sorun, herkes “Bana göre” diyerek başlar ve sonu gelmez hikâye gibi sürer gider.

Sekiz milyar insan var, sekiz milyar görüş var demektir.

Şimdi ne olacak?

Krallar, halkı meydana toplamışlar, kararlarını da okumuşlar ve kral kılıcını kaldırmış, “Bu dediklerim kanundur. Buna uyanlar boyunlarını eğsinler.

Buna uymayanlar, başlarını kaldırsınlar ve ben bu kılıcımla kalkan başları keseceğim” demişler ve böylece halkın boyun eğmesiyle oylama bitmiş.

Günümüzde silahına ve askerlerine güvenen Trump gibi adamlar, parmak çokluğuyla kararlarını geçerli hale getirmişler.

“Allah tek midir, üç müdür” oylamasında “üç” diyenlerin sayısı bir fazla olursa “üç” diyenlerin kazandığı bir dünyada yaşıyoruz.

Aklı değil, gücü esas alıyorlar, akla tapanlar.

Akıl, daha aklın ne olduğunu anlayamamıştır.

Akıl, elle tutulur, tartılır değil.

Bugüne kadar gören de olmamış ama varlığı konusunda hiç kimse şüphe etmiyor.

Yaşanmış bir olay aklıma geliverdi:

Bir zamanlar Allah demenin yasak olduğu, ilkokul öğretmenlerinin inkârcı olarak yetiştirildiği günlerde öğretmenin biri öğrencilerine şeker dağıttıktan sonra öğrencilerine, “Allah’tan şeker isteyin” der. Gökten şeker inmeyince “Çocuklar, bakınız ben varım, şekeri de verdim. Allah olsaydı o da verirdi.

Ben varım ve siz beni görüyorsunuz. Kapı var ve görüyorsunuz. Allah da olsaydı hepimiz görürdük” demiş.

Beşinci sınıftan bir öğrenci arkadaşlarına döner ve sorar, “Arkadaşlar, öğretmenimizin aklı var mı” der. Öğrenciler koro halinde “Eveeeet” derler.

Öğrenci, “Öğretmenimizin aklını görüyor musunuz?” der öğrenciler “Haayııır” derler.

Öğrenci, “Öyle ise öğretmenimizin aklı yok” der.

Öğretmeni yetiştirenler, aslında çağdaş krallardırlar.

Makamı, imkân dağıtımını, kılıç gibi kullanıyorlar.

Atalarımız “Akıl, akıldan üstündür” demişler.

Aklı yaratan Allah celle celalüh, hiçbir aklın diğer aklın gölgesine dahi girmesini istemediğinden ilk insan Hazreti Adem aleyhisselamı peygamber olarak göndererek kula kulluğun yolunu değil, Allah’a kulluğun yolunu açmıştır.

Şeytan ve insanın içindeki nefsi de insanlığın yolunu cehenneme çevirmek için çalışıyorlar.

Herkes görevini yapar ve karşılığını hem bu dünyada hem ahirette bulurlar.

Yolunu cehenneme çevirenler, kendi çocuğunu “Allah üçtür” diyerek veya “hiç”tir diyerek, yetiştirip cehenneme sevk kurumlarını, medeniyyetin ölçütü olarak kabul edenlerdir bu dünyayı da cehenneme çevirenler.

Bizi Müslümanlardan kılan Allah’a hamd ederek cehenneme doğru yol alanların yolunun üzerine çıkıp “Bu yolun sonu cehenneme çıkar” diye insanları uyarmaya devam edelim.