Cihadın büyüğünün insanın kendisiyle olduğu düşünce
geleneğimizin bir gerçeği. Cihat; ceht etmek, mücadele etmek, çalışmak,
çırpınmak, mücadele etmek, sakınmak, korunmak ve geleceğe doğru yolculuk
yapmadır. İnsanın helal rızk edinmesi, kendisine ve çocuklarına, yakınlarına,
komşularına ve bütün insanlığa hayırlı ve faydalı olmak da bir cihattır.
İnsanın kendi kendisini denetlemesi, kendisiyle hesaplaşması, kendisini
sınaması olarak görülür bu eylem. Bir diğer ifade ile cihat eylemde olma
halidir.
Bu büyük savaş, yani mücadele bir ömür insanın yakasını bırakmaz.
İnsandaki göz, duygu, bakış, arzu tükenmez bir anaforun içine sokar. Orada
insanın kendisini denetlemesi çok zor görünüyor. Buna ister insanın içindeki
şeytan densin ister insan kendi kendinin şeytanı olsun değişen bir şey olmaz.
İnsan, nedense hep olumsuz olana eğilimlidir. Bazen kendini kontrol edemez
durumlara düşer. Sonra pişman olur, bu pişmanlık ona acılar çektirir ama
üzerinden biraz daha zaman geçince gene aynı hataya düşmekten kendini
kurtaramaz.
İçimize olan yolculuğumuz bizi anlamlar dünyasına
götürür. Zaten insanın kendisi de bir hazine. Bu hazinenin farkına varabilme de
bir bilinç gerektiriyor. Bu da insanın ne denli önemli bir varlık olduğunu
gösterir.
İnsan bilinç edinmeye başladıktan sonra sorumluluğu
artar. Her adımı, davranışı artık bireyi bağlar. Birey ise bu bilinçle
yolculuğunu sürdürür.
Sorumluluk bilinci insanı yüceltir. Yücelttikçe yükünü
ağırlaştırır. Bir insan bilgi edindikçe bilincini de onunla aynı düzlemde
tutmalı. Bu, onu daha anlamlı bir yere götürür. İnsan diğer varlıklardan farklı
olarak edindikleriyle yükümlülük altına girer. Bir insan edindiklerini salt
kendisine dönük olarak kullanmaz, kullanmamalı. Eğer edindiklerini paylaşmaz
ise o zaman diğer insanlara karşı sorumluluk sahibi olur. Bu, bir diğer deyişle
kul hakkı denen olguya neden olur. Bir kimse edindiği iyi ve güzel şeyleri
başkalarıyla paylaşmaz ve dağıtmaz ise o zaman kul hakkına girmiş olur.
Edinilenler insanı diğerlerinden farklı kılar. Bu farklılık ve fark ediş onu
bilim insanı düzeyine yükseltir. Âlimin mürekkebinin değer kazanması bilinç
nedeniyledir.
Günümüz insanının bencilliği, benini merkezde tutuşu
sorumluluktan kaçışı anlamına geliyor. Günümüz insanı salt kendini düşünüyor.
Başkalarını asla hesaba katmıyor. Bu davranış ise onu aşırılıklara götürüyor.
Bireysel davranışlar ve yaşayış tarzı insanı doyumsuzluğa
götürür. Aşırı zenginlik, aşırı uçlarda oluş insan için en tehlikeli olanı.
Hayat yoluna çıkışımızı belirleyen biz değiliz. Bizim
dışımızdaki bir irade burada söz konusu. Kendimizi bir yolda bulmuş isek o
zaman bize verilene sadakat göstermemiz gerekiyor. Aslında bu bile bir
sorumluluk nedeni. Yol boyunca atacağımız her adımın bir hesabının olduğu,
olması gerektiğinin nedeni de bilinçtir.
Başkasının özel durumları bir başkasını ilgilendirmez.
İnsan çıktığı yol ve yolculukta önüne bakarak yürür. Dikkatli bir yolculuk
insanın daha az yanlış yapmasını sağlar. Hatalar insan için. Bir yanlış
yaşanınca, ardından da aynı hataya düşmemek için daha dikkatli olunur.
İnsan yola çıkınca hız başlar. Bir zaman sonra bir hayli
yol andığının çok daha sonra farkına varılır. O zaman da yapılması gerekenlerin
yapılmamış olduğu fark edilince geçen zamanın boş olduğu anlaşılır.
İçimize yaptığımız yolculuk durmadan sürüyor. Her adım
bir başkasını zorunlu kılıyor. Durmak, insanın elinde değil. Dönen bir devran
var. Durmak hem zaman yitimidir hem de sorumluluk yitimidir.
Evet, biz bir yolculuyuz, bize biçilmiş bir süre ve yol
mesafesi var. Erime varmak her insanın arzusu. Bu erim neresidir, nereye kadar
gidilir bilinmez. Kendi kendisinin nasıl ve niçin geldiğinin bilinmemesi gibi
ne zaman yolculuğunun son bulacağını da bilemez. Bilinmezlik onun sorumluluk ve
bilincini artırır.