Ağır ağır terk eder. Köke yakın oturan mekânı.” (Friedrich Hölderlin) İnsan, bazen şaşkınlığını gizleyemiyor ve haliyle kendine soruyor, acaba huzursuzluğun içinde kaynadığı kaç kişi var? Gidişattan huzursuz olan kimler var? Umudu, hayal kırıklıkları yaşayan kaç kişi var? Bu akış içerisinde kimlerle aynı gezegendeyim diye insan kendini sorguluyor. İnsan farkına varıyor ki artık bir yerden sonra sözcükler, sloganlar bile bırakıp gidiyor. İki mırıltının arasında var oluyorsunuz ya da yok oluyorsunuz. Artık rasyonel düşünme melekelerinin pek bir kıymetinin kalmadığı bir zeminde; insan için düşünmenin, anlamanın zahmetli ve yorucu bir hale geldiği bir sürecin içerisinden geçerken yorgunlukla beraber Dostoyevski’nin dediği gibi: “Ne kadar çok anladıysam o kadar derinlere battım, sıkıştım kaldım.” Kocaman bir oyuncağa dönüşen koskoca bir yığınının altında kalmış bir topluluk içerisinde her yerden aynı sızı yükselirken, sadece beklemeye bütün her şeyini yatırmış olanların ve eylemsizliğe yüklenenlerin keyfi yerinde olmalı diye düşünüyor insan.

Her şey, “Yorgun düşmüş bir cesaret ve koca bir hasret” diyen Rilke’nin dizeleri gibi. Kimsenin bir adım atacak hali ve düşüncesi yok, koskoca yolu tüketmiş gibi birbirinden başka uğraşacak bir şeyi kalmamış, kendine benzemeyene duyduğu öfkesinden başka sermayesi olmayan bir topluluğun bugünü zaten kaybolmuştur. Geçmiş ise sürekli dejenere edilerek bozulan bir atalet yerine dönmüştür ve gelecek hiç gelmeyecek gibi hedefi, hayali tükenmiş kimselerin sıkıştırdığı bir cendereden başka bir şey değildir. Muhasebesi yapılmamış bir sürecin çıktısı elbette olamaz. Yol yürüyeceklerin bir hikâyesi olmalı, hikâyesi olmayanların hakikatleri de olamaz. Her geçen gün giderek taşralı bir ruha bürünen ve gerçek sorunlara dair hiçbir sorusu ve cevabı olmayan ve de yaşama dair derin anlamlar katamayan katı, tembel, önyargılı, açgözlü, kibirli insanların ördüğü bir topluluğa dönüşmeye başlamışken, sevgi ve şefkatten, kardeşlikten, fedakârlıktan bahsetmek sadece ağız alışkanlığıdır.

Artık hangi kavramı ele alırsanız alın o kadar kötü kullanılmış ki ele gelecek bir hali yok. Ağızlarda o kadar çok değer tahrif edilmiş ki insanlar duymaktan tiksinir hale geliyor. Oysa insanların yüreğine bir serinlik verecek, sadrını genişletecek bir yerde durmak gerekmez miydi? Herkesin emniyetini sağlayacak ve her şeye rağmen güvenli bir liman olmak daha muteber olmaz mı? Ancak her şeyden vazgeçip kötüye, kötülüğe yakın durmak ataletin, yürümeye mecali kalmayanların tercih edeceği bir seçenektir. Unutmamak gerekir ki “belleğimizde sadece hatırlamaya değer olanlar kalacaktır”. Bu yüzden sorumluluğun geldiği zamanlarda asıl maharet idare etmek değil; onarmak, hazırlamak ve hedef belirleyerek o hedefe doğru yürütmektir. Bozuk plak gibi hep aynı notada takılıp kalmak hiçbir beceri gerektirmediği gibi sorumluluğu da algılayamamaktır. Duygular elbette önemlidir ancak maharet mantıklı bir yol haritası ile bu yolu yürüyeceklerin teşvik edilip, koşu ritminin yakalanmasıdır. İşte sorumluluk güven duymak ve güven vermekten ibarettir. Korkular sadece ayakları ve elleri bağlar ve de düşünceyi sabitler. Bu nedenle korkularla yol alınmaz.

Yol almak için yeniden hikâyeyi gözden geçirmek gerekiyor. Hikâyeyi taşıyacak insanların da birer hikâyesi olması gerekir. Yaşamanın yasalarını içselleştirmek ve kişilere göre şekillenmeyen bir ilkeler ahengine ihtiyaç var. Değerleri menfaatlere, ilişkilere kurban etmeden ahlaken ve fikren güçlenmek ve bunu da eylemlerle tescillemek gerekiyor. İçinde yaşanılan toplumun saygı ve sevgi ve de en önemlisi güvenini kazanmak gerekiyor. Onun için muteber şahsiyetlerin yol aldığı bir yolculuğa herkes itibar eder. İç ahengini yakalayamamış hiçbir topluluk bir başarı yakalayamamıştır. Bunun tarihte bir örneği yoktur. Güçsüz ama iç ahengini yakalamış nice topluluklar çok daha güçlü ve donanımlı toplulukları geçmiştir. Bu yüzden reçete uzaklarda değil en görünür en belirgin yerdedir. Reçelin üzerindeki köpüğe kanıp da her şeyi köpükten ibaret görmek ve algılamak ne kadar yanıltıcıdır. Onun için köpük misali kimselerin vereceği şey zarardır, ziyandır. Gövdeyi muhkem ve muteber tutmak için notaların hepsinin yerli yerinde olması gerekir. Bunun için de sızının farkında olunması icap eder. Hoşça bakın zatınıza…