İçinde bulunduğumuz zamanlarda, etrafımızda olan biten her
şeyin bizim dışımızda cereyan ettiğini, bizim olan bitene müdahele etmek
suretiyle bir “değiştirme” imkanına sahip bulunmadığımızı düşünen ya da
düşündüren (telkin eden) çok sayıda insan var. Bunlar eğer “biz” diye ifade
ettiğim cümleden iseler telkini yutmuş olanlardır. Yok değil iseler, o halde
telkinde bulunanların ta kendileridir.
Müdahele güç ve imkanına sahip olmadığını düşünenler,
müslüman (insan) oluşlarının idrakine erememişler ve yeryüzünde varoluşlarına
dair esaslı bir kavrayış elde edememişler demektir. Çevreden kendilerine
yönelen telkinler de bu arıza ve noksanlığın oluşmasına katkı sunmaktadır.
Sözünü ettiğimiz telkin/ler, bizim içinde bulunduğumuz
çarpık düzen/yaşam biçimine itiraz edebilme sadedinde, düşünebilme ve sahip
olduğumuz (olabileceğimiz) güç ve imkanları harekete geçirme irademize
kasdetmektedir.. Yine bu telkinlerin sahipleri ikbal ve istikballerini
telkinlerinin başarısına bağlı görmekte olduklarından meseleyi ısrar ve
ciddiyetle takip etmektedirler. Ta ki muhataplar elverişli kıvama
gelebilsinler, zokayı yutsunlar…
Daha önce de çeşitli vesilelerle, müslümanların yukarıda
ifade ettiğimiz telkinler yoluyla “ıslah (!)”ına çalışanlar olduğundan
sözetmiştik. Bu ülkede ve dışında “biz”e yönelen bu telkinlerin maalesef yer
yer ma’kes bulduğunu itiraf edelim.
Cümlelerimiz arasında “biz”i tırnak içinde yazmış bulunmam
bu hususla ilgili. Telkinlerden biri, öteki ve ötekileştirme yaygarası..İnsanı
tornaya bağlama çabasındaki küresel cinnet, “biz”den hazzetmiyor çünkü.
Kutsallarımızı buharlaştırma telaşında.
İman ettiğimiz düşünme ve yaşama biçimini (sadece yaratana
kulluk ve O’nun razılığı) hedef ittihaz etmemizden rahatsız olduklarından
dolayı, sözgelimi iktidar ve muhalefet kavramlarını mutlaklaştırarak,“biz”im
inandığımız esaslardan, kıymet ölçülerinden uzak kıldıkça kendilerini güvende
hissediyorlar. Bu suretle siyasal iktidara bize benzeyen, bize yakın, bizden
birileri geldiğinde “biz”i, işimizin bittiği zannına sevkediyorlar. Tam da bu noktada “biz”im işimizin biteceğini
umuyorlar. Siyasal alanın tüm ehemmiyetine rağmen mevcut politik mücadelelere
nazaran dinin (müslüman oluşumuzun) bunun üstünde ve ötesinde bir anlam alanına
sahip olduğu hakikatini “biz”e unutturmaya çalışıyorlar. Kısmen başarıyorlar
da.
Siyasetin, ticaretin, sanatın, edebiyatın ve tüm sair
alanların müslüman zihninde ve yüreğinde bölünmez bütünlüğünü (tevhid) berheva
ederek bizi cinnetlerine ortak kılmaya çalışıyorlar. Bize nasıl ve nelere
üzüleceğimizi, nasıl ve nelere sevineceğimizi, neleri önemseyip neleri göz ardı
etmemiz gerektiğini hep bu telkin sahipleri öğütlüyorlar. Edinmemiz gereken
hedefleri, görüş beyan etmemiz gereken gündemleri, sahip olmamız ya da
üstümüzden atmamız gereken techizatı hep onlar söylüyor. Mübalağa ettiğimizi
düşünenler, milletçe her gün neleri, neden ve ne biçimlerde konuştuğumuza bir
göz atsın. Size biçilen (çoğunlukla) iki rolden veya taraftan birini temsil
etmeye gönülsüz olduğunuzda bakın bakalım neler değişiyor
Bir kez daha ilan etmemiz gerekiyor; biz ve ötekiler var
yeryüzünde. Hep vardı yine var.
Varlık nedenine dair esaslı sorulara esaslı cevapları
olmayanlar, yaratıcıya isyan ve günah yolunu seçmiş olanlar (bilmeyenler) ve
iman edip salih ameller peşinde olanlar (bilenler) var.
Aynı kitabın ve peygamberin izcileri olduğunu düşündüğümüz
kimi dostlara bir telkin de bizden:
Hanımlar–beyler!.
Sıklıkla diyorsunuz ya “lütfen ötekileştirmeyelim insanları”
Hay dilini eşek arısı soksun!
Pek modern, demokratik, küresel değerlerin albenili
kavramsallaştırmalarına yaslanmayacak belki ama bizim “ötekileştirmemek” değil
“ÖTEKİLEŞMEMEK” gibi bir derdimiz var.
Hasılı “biz” olmak ve “biz” kalmak gibi bir mukaddesimiz var
hala!
Sorup duranlar var ya işte size yeni İslamcılığın temel
paradigması:
“Akıntıya karşı kürek çekebilme irade ve kararlılığı”