Bir ülkenin kültür ve sanat faaliyetleri, eğer Kapıkule nin dışında hiçbir anlam ifade etmiyorsa, o kültür ve sanat değerlerini üretenlerin öncelikle yaptıkları işin neden ayaklarının yere basmadığını kesin bir dille sorgulamaları gerekir. Çağdaş dünyada artık işgaller, tankla tüfekle olmuyor, ülkeler istila edilmiyor. Çağdaş dünyada işgaller, kültür sanat faaliyetleriyle yapılıyor, müzikle yapılıyor, sinema ile yapılıyor, onlarca dile çevrilerek yayınlanan dizilerle yapılıyor.

Bazen gazetelerin küçük bir köşesinde tarihi dizi olarak lanse edilen Muhteşem Yüzyıl ın farklı ülkelere pazarlandığı ve reyting rekorları kırdığıyla ilgili haberler okuyoruz. Geçtiğimiz dönemde de birkaç dizimiz Arap ülkelerine pazarlanmış, bu dizilerin başrol oyuncuları da bu ülkelerde epey reyting ve itibar yapmıştı.

Öncelikle şu konunun altını çizelim: Türkiye de üretilen dizilerin hiç birisi, İslami esasların uygulandığı Arap ülkelerinde gösterilmeye müsait değildir. Zira bizim dizilerimizde ahlâk kavramı, Avrupai bir tarzda işlenmekte, kimin eli kimin cebinde belli olmayan hayat tarzları içselleştirilerek insanlarımızın zihinleri dönüştürülmeye çalışılmaktadır. Hele Muhteşem Yüzyıl dizisinin bir Arap ülkesinde, bizim ülkemizdeki gibi çok rahat bir şekilde ekrana getirilebileceğini kesinlikle düşünmüyoruz. Harem kavramını payimal eden, 7 kıtaya nam salmış bir hükümdarı uçkur düşkünü gibi göstermeye kalkışan, hayatı savaşlarda geçmiş Sultan Süleyman ı saray entrikalarıyla boğuşmaktan başka bir iş yapmayan zavallı gibi lanse eden bir dizinin, bu haliyle hiçbir ülkenin televizyonunda reyting ve itibar göreceğini zannetmiyoruz.

Kültür ve sanat, bir ülkenin yerel değerlerinden besleniyorsa bir anlam ifade eder. O ülkenin kültür iklimini yansıtmayan, değerleriyle barışık olmayan eserler, ancak ve ancak bir dönem kendilerine yer bulabilir. Bir daha da zaten hatırlanmazlar!

Neden kendi değerlerimizden beslenen bir eserle, uluslararası platformda kendimize yer bulamıyoruz Müziğimizle, sinemamızla, tiyatromuzla Neden sadece kendimiz çalıp kendimiz oynuyoruz

Her zaman anlattığımız bir şehir efsanesi vardır Fransız televizyonu TRT den tarihi film talep eder TRT, arşivinde bulunan Malkoçoğlu, Kara Murat, Tarkan serilerini Fransız Devlet Televizyonu na gönderir Aradan uzun bir süre geçer Fransız televizyonu, TRT den aynı talebini tekrarlar TRT yetkilileri, Gönderdik ya diye daha önceki filmleri hatırlatırlar. Fransız televizyonundan cevap gelir, Biz o filmleri, tarihi film olarak değil, komedi filmi olarak yayınladık.

Tarihi dizi olarak yapabileceğimiz en son nokta Muhteşem Yüzyıl ve Fatih midir

Bu kısır döngüyü aşabilecek kalitede, kalibrede ve nitelikte bir sinema vizyonumuzun olmaması, yıllardır bizi Yeşilçam safsatasıyla avutan yapımcıların, prodüktörlerin, rejisörlerin ve oyuncuların vebali olarak tarihe geçecektir. Komedi diye hâlâ Kemal Sunal ın filmlerini yayınlayanlar, bütün bu filmleri de klasik diye bize yutturmaya çalışanlar da, bu vebalin ortaklarıdır. Türkiye de kültür-sanat arenasına, sinema ve dizi sektörüne yepyeni bir dil kazandırabilecek, bu işin ustası ve hastası olan birilerinin acilen dokunması gerekiyor.

Yoksa biz sonsuza dek kendimizi avutmaya devam ederiz!

Hollywood un bütün pisliği de hücrelerimize işlemeye devam eder!