Türkiye de yaşam alanlarını, insan, kültür, eğitim ve inanç ekseninde şehirleştirmek yerine, dikey yükselen beton bina yığınları ile yaşamsal döngüde, şehirleri içinden çıkılmaz sorunlar yumağı ile Hamburg Dramaturgi sine dönüştüren anlayışın yumuşak karnını oluşturan rüşvet ve iltimas mekanizması, maalesef hâlâ gündemin ana maddesini işgal etmeye devam etmektedir. 

Milli Görüş ün dürüst belediyecilik anlayışının nişanesi niteliğindeki rüşvet alan da, veren de melundur serlevhasının yeniden Saadet Partisi adayları tarafından yüksek sesle dillendirilmesi kamuoyuna önemli bir mesaj niteliğindedir.

İnsanların huzur ve refahı yerine, birilerinin asude bir hayat düzeyi sürdürmeleri uğruna tevlit olunan, para-çıkar ilişkisine dayalı bir mekanizma kertesinde oluşturulan sözde dinamik yapı (dynamisches Bauen) ağı, yerel yönetimlerin en büyük kamburu haline gelmiştir. Tanzimat ile birlikte bilgi dağarcığımıza, şehircilik fenomeni (phénomèneurbain) olarak yerleşen ürbanizm (şehircilik) anlayışı, zaman içerisinde yerel yönetimlerde kaosa ve en nihayetinde özellikle metropolitanlarda, zorluklara karşı yaşam savaşı veren insanlar için kâbusa dönüşmüştür.

Başta kentsel dönüşüm alanlarında olmak üzere, yerel yönetimlerde kara bulut gibi şehirlerimizin üzerine çöken yanlış algılamalı ve uygulamalı  ürbanizm imar anlayışı, şehirleri yaşam açısından birer çıkmaza, orada yaşayan insanları da birer cendereye sıkıştırmış durumdadır.

Batıda, özellikle Fransa da, düzenli kentsel dönüşüm ve yapılaşmanın geçer akçesi niteliğindeki Ürbanizm Sertifikası (Certificatd Urbanisme), maalesef Türkiye de alışılmışın dışında farklı bir uygulama ile Rüşvetizm Sertifikası (Certificatd Corruption) anlayışına dönüşmüş olduğu söylentisi iyice ayyuka çıkmış vaziyettedir. Böylesine çürümüşlük anlayışını insan havsalasına sığdırmak pek mümkün olmasa gerek.

Oysaki yerel yöneticilerin, ürbanizmin içinde mündemiç asli ifadesinden yola çıkarak, asıl temel eksen olan ve hizmet anlayışında en ön planında yer alması gereken insanın, temel hakkı olan insanca yaşamını şehirlendirmek (urbaniser) amaçlı çalışma içerisinde olması gerekmez mi

Yerel yönetimlerde, farklı amaçlara yönelik yapılan icraatların ve bunun sonucu olarak cereyan eden nahoş olayların, tıpa tıp birbirleriyle paralellik oluşturması ve adeta birbiriyle örtüşmesi, amir iken, yanlış ve belirli amaçlara matuf uygulamalar sonucu, esir konumuna gelen yönetim anlayışının tabii birer göstergesi olsa gerek.

Son dönemlerde Türkiye deki mevcut yerel yönetimlerin, hizmet anlayışından uzak ve insanların beklenti ve ihtiyaçlarına cevap vermek yerine, amaç dışı mecralara yönelmeleri sonucu, kentler birer mevta haline dönüşmektedir. Türkiye gibi kalkınmakta olan ve geri kalmış birçok ülkede, seçmenlerin, yerel yöneticilerin uygulamaya koymaya çalıştıkları yanlış ve tutarsız belediyecilik anlayışı sonucu, bariz şekilde ortaya çıkan olumsuz tabloyu göz ardı etmemeleri gerekir kanaatindeyiz.

29 Mart yerel seçimlerinde böyle bir anlayıştan yeniden hizmet beklentisi içerisinde olmak,  yerel yönetimlerin yeniden birer metruk ölü şehir (nekropolis) anlayışı ile yönetilmeleri ile eşdeğer olabileceğinden, bu durum bir bakıma şehirlerin kaçınılmaz sonunu da beraberinde getirebilir.

DOĞAN BEKİN