Evet, tarihin sonu! Batının inşa ettiği üç yüz yıllık tarihin sonuna gelindi. Artık batı medeniyeti diğer bir ifade ile İslami olmayan medeniyetlerin insanlığa verecekleri bir değer kalmadı ve yalnızlık, depresyon, cinnet, toplu katliam, savaş; Batı Medeniyetinin görünen yüzü oldu. Yalnızca insan denen varlık değil, tüm varlıklar bir arayış içinde. Birey, aile ve toplum mutlu değil. İnsan-insan, insan-çevre ve insan-Allah ilişkileri iyi değil. Kavga toplumunun üyeleri haline gelen insan; başta kendisi olmak üzere her şeyle kavgalı.

Müslümanların yaşadığı coğrafyalarda; olumlu ve olumsuzlukları sıralayacak olursak; olumsuzluklar ön planı çıkacaktır. Doğrudur ancak; İslam medeniyet algısında ağlama duvarı yoktur. Müslüman kıyametin kopma anında bile elindeki bir fidanı toprağa dikmekle yükümlüdür. Yani kendi derdine düşerek veya mazeretler arkasına saklanarak; yaratılış gayesine aykırı bir tutum ortaya koyamaz. Öyleyse Müslüman, her şart altında yapacağı bir şeyi olan kimsedir. Evet, o ümit var olandır.

Bu anlam haritası içerisinde, şirkin egemenliğindeki çirkin çağa tanık olan; kadın ve erkek Müslümanlar; yeniden ıslah, yeniden ihya hareketini başlatmak ve iyilik hareketinin mensubu olmak durumundadırlar. Çünkü onlar yatak odası, mutfak, oturma odası ve tuvalet arasında hayatlarını sürdürmek için dünyaya gelmediler. Onların yeryüzüne niçin geldiklerini “yeryüzünden fitne kalkıp din egemen oluncaya kadar mücadele etmek” ilahi kaidesi belirlemektedir.

En olumsuz şartlarda dahi bir fidan dikmeyi; vahiyden nasibini almamış insanların anlaması çok zordur. Batnın cimri tornasından çıkmış bir bireyin bu düşünceyi algılaması pek mümkün değil. İslam medeniyetinin mensuplarının ise bunu çok iyi anlamaları gerektiği gibi pratiğe aktarmaları imanlarının bir sonucu olmalıdır.

Ancak bu eylemi yerine getirecek kimseler; aşkın bir boyutu, bilgiyi, ihlası ve eylemi/ameli kuşanmalıdırlar. Yani Ferhat’ın Şirin’e ulaşması için bu değerleri kuşandığı gibi.

21.yy.da İslam ümmetinin içinde bulunduğu ve fitnenin temelini oluşturan seküler anlayış, mezhep kavgaları, etnik savaşlar ve toprak anlaşmazlıkları; “cehalet, zaruret ve ihtilaf”  ancak; aşk, bilgi ve eylem silahı kuşanılarak aşılacaktır. İslam düşmanlarının Müslümanlara yönelik; demokrasi, insan hakları ve terörizm patentli saldırıları, bilginin güce dönüşmesiyle etkisiz hale getirilecektir.

İşte Allah’ın (cc) yardımı da o zaman gelecektir. Yardım dua (çağrı) sonucu gerçekleşir. Ama bilinen odur ki, dua; bilgi ve eylem üzerinde göklere yükselir. Bilgi ve eylem ekseninde kabul görür. Yeryüzünde ete kemiğe bürünüp mücessem hale gelir.

Gerçek o ki; İslam medeniyetinin egemenlik yürüyüşü bu üç değer üzerine inşa edilecektir; Aşk/inanç, bilgi ve eylem. Evet, bilgi güçtür; gücü elinde bulunduran yönetecektir.