Yazı dizimizin birinci bölümünü sosyal mühendislik konusuyla bitirmiştim. Bunun örneğini Fetö terör örgütünün organize ettiği Ergenekon davasında görmekteyiz. Telefonların dinlenmesini de bu kapsamda değerlendirilebilir. 

Sosyal mühendisler hedeflerine göre; kişisel, kurumsal ve devlet olmak üzere üç alanda çalışma yaparlar. Sosyal medya bu bağlamda en çok kullanılan sosyal mühendislik araçlarından biridir. Terör olaylarının gerekçesi de, sosyal mühendislik yapmaktır. 2017’ye girdiğimiz ilk saatlerde gerçekleşen ve bir terörist tarafından Reina’ya düzenlenen silahlı saldırıda bir sosyal mühendislik çalışması olarak değerlendirebiliriz. Daha önce eylem yapan teröristlerin canlı bomba olma özelliği varken, Reina’da terör estiren şahıs kıyafet değiştirerek, kaos’dan faydalanarak kaçması, şahsin eğitimli ve arkasında istihbarat örgütü olabileceğini düşündürmektedir. Terörist kaçarak; “başınıza 2017 yılında da bela olmaya devam edeceğim” mesajını mı vermek istemiştir?

Elektronik ortamlarda bilgi toplamak, siber saldırı, mahremiyete girmek, İnternet sitesini ve mail adresini heklemek, veri ve yazılım hırsızlığı gibi belli başlı araçları kullanırlar. Reine’ye saldıran teröristin bilgi toplamadan saldıracağını düşünmüyorum/düşünemiyorum. 

Hibrit savaşlar ülkelerin bildiği bir savaş türü değildi. Bu savaş türüne hazırlıksız yakalandılar. Özellikle son on yılda, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) da dâhil olmak üzere dünyadaki en önemli askeri güçler ve koalisyon güçleri (Afganistan, Irak ve Suriye koalisyon güçleri), sözde ‘hibrit’ tehditleri anlamaya ve karşı koymaya çalıştılar.

Hibrit savaş, Rusya’nın 2008 Gürcistan ve 2014 Ukrayna müdahalesi ile Kırım’ın ilhakı sonrasında daha fazla ilgi çekmeye başlamış olmakla birlikte henüz Batılı kaynaklarda kavramsallaştırılmamıştır. Örneğin savaş konusunda yoğun çalışmaların yapıldığı ABD Savunma Bakanlığı birimlerinde bu kavram resmi olarak kullanılmamaktadır. 

NATO’da da Hibrit savaşı tanımlamak konusunda bazı çalışmalar yapılmakla birlikte henüz tam bir kavramsallaştırma aşamasına gelinmemiştir. Ancak NATO hibrit tehditleri aşağıdaki şekilde sıralamaktadır: 

* Siber savaşı da içeren düşük yoğunluklu kinetik ve kinetik olmayan tehditler,  

* Düşük yoğunluklu asimetrik çatışmalar, 

* Küresel terörizm, deniz haydutluğu, 

* Sınır aşan organize suçlar,  

* Demografik sorunlar,   

* Kaynakların yetersizliği,   

* Küreselleşmenin sorunları, 

* Kitle imha silahlarının yaygınlaşması 

ASİMETRİK SAVAŞLAR

NATO bütün bunları Hibrit savaş’ın tehdit unsuru olarak görmektedir. Konunun daha da iyi anlaşılması için asimetrik savaşın ne olduğu konusuna da açıklık getirmek lazım. Asimetrik savaş kavramı ilk olarak 1990’larda ortaya çıktı. Her konuda mükemmel bir donanıma sahip gelişmiş ülkelerin hükümetlerinin ve ulusal savunma düzenlerinin korkulu rüyası haline geldi.  Kısaca izah edersek; Asimetrik savaş, değişik şekillerde tarif edilebilirse de kısaca daha zayıf bir ordunun veya topluluğun daha güçlü bir orduya karşı yürüttüğü rastgele/belirsiz mücadele olarak tanımlanabilir. Dördüncü nesil dediğimiz bu savaş türü savaşan tarafların her ikisinin de düzenli ordular olması gerektiği fikrine son vermiştir. Bu savaş şeklinin diğerlerine nazaran çok daha uzun zaman dilimine yayıldığı görülmektedir. Ancak,  dördüncü nesil savaşta, zayıf tarafın uluslararası politik desteğe veya güçlü bir devletin himayesine sahip olması elzemdir. Birçok durumda, zayıf tarafın terörizm’i bir vasıta olarak kullandığı ve legalitesini kaybettiği görülmektedir. (Devam edecek)

http://www.nato.int/docu/Review/2015/Also-in-2015/hybrid-modern-future-warfare-russia-ukraine/EN/index.htm)

http://www.ahmetakyol.net/asimetrik-tehdit/