Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa, cumhurbaşkanı halk tarafından seçildi. Bu sürecin önümüzdeki dönemde nelere gebe olduğunu, siyasetin manevra alanlarının nereye doğru evrileceğini, seçilmiş bir Cumhurbaşkanının müdahale sınırlarının neler olacağını bekleyip göreceğiz. Daha önceki dönemlerde Cumhurbaşkanının seçim sürecinde, Meclis in defalarca tıkandığı, tıkanmaya çalışıldığı, gerek militarist gerekse bürokratik vesayetin meclis üzerinde bir karabasan gibi iradeyi etkileyemeye çalışıldığı bir gerçektir. Zaten Cumhurbaşkanını halkın seçmesi fikri de bu siyaset tıkanmasını bertaraf etmek için ortaya atıldı ve kabul gördü. Ama yeni dönemde karşımıza çıkabilecek sistem arızaları hiç dikkate alınmadan yapılan referandumla Anayasa değişikliği, tam da Türkiye gibi Kervan yolda düzülür mantığıyla hareket eden bir ülkenin hazin gerçeği olarak karşımızda duruyor. Kabul etmeliyiz ki, Türkiye gibi ülkelerde Cumhurbaşkanlığı makamı, sembolik bir makamdır. Meclis tarafından çıkarılan yasa tasarılarını onayan, kendisini oraya oturtan siyasi iradenin meşrebince bu yasalara imza atan bir kimlik sergiler. Yani, icra yetkisi olmayan, imza yetkisi olan bir makam olarak dikkat çeker.

Cumhurbaşkanlığı adaylığı süresince bu makama oturduğunda neler yapacağını, yol, köprü, baraj bile yapabileceğini öne süren Başbakan Tayyip Erdoğan ın, şimdi seçildikten sonra böyle bir şey yapmaya yetkisi olacak mı Elbette olmayacak Çünkü Anayasa nın amir hükümleri belli. Türkiye Cumhuriyeti Devleti nin idare usulleri açık ve net şekilde belirlenmiş durumda. Devletin icracı kimliğini sergileyen, ortaya koyan irade, meclis tarafından hükümet etmeye yetkilendirilmiş, bakanlar kuruluna ait durumda. Cumhurbaşkanlığı makamına oturan kişinin, Ben de bu yetkilere ortak olmak istiyorum. Memleketin bir köşesinde yapılacak olan bir barajın, bir köprünün, bir asfaltın kararını ben vermek istiyorum demeye ne kadar hakkı ve hukuku olacak

Kısacası, devletin yatırım imkanlarını kullanacak olan Patronaj ın karar mekanizmasını kim işletecek

Cumhurbaşkanını halkın seçmesiyle, meclis üzerinde vesayet gölgesi oluşturmaya çalışanların eli, ayağı kesilmiştir. Ama önümüzdeki dönemin de muğlak ve belirsiz bir dönem olduğu konusunda da şimdiden büyük tereddütlerin oluşabileceğini kabul etmek zorundayız.

Tayyip Erdoğan, yüzde 52 ye yakın bir oyla Cumhurbaşkanlığı makamına oturdu. Anketçilerin tahminleri her zaman olduğu gibi yine tutmadı. Zira, Erdoğan dan çok daha yüksek bir performans beklentisini ortaya koyan anketçiler ve AKP liler, ortaya çıkacak siyasi tabloyu belki de önümüzdeki dönemde Anayasa yı yukarda izah etmeye çalıştığımız çelişkileri giderecek, Başkanlık veya yarı Başkanlık sistemine dönüştürecek bir potansiyelin oluşmasını bekliyorlardı.

Bundan sonraki dönemde parlamenter sistemi yamultmaya, kendi arzularınca bir şeylere dönüştürmeye çalışanların, nasıl bir siyaset düzlemini hayal ettiklerini tahmin etmek zor değil. Ama yeni dönem çok daha farklı şeyler getirecek.

Yeni dönem bize göre çok büyük krizlerle birlikte gelecek.

Siyaseti dizayn etmek, ülke yönetiminin tüm referanslarını ve güç kaynaklarını kendi tekelinde toplamak isteyenler için, bu kriz yumağını çözmek bizce hiç de kolay olmayacak.