"Fethullah Gülen hareketi" Batılılar ın ilgisini niçin bu kadar çekiyor İslâm Dünyası nın muhtelif yerlerinde ortaya çıkmış bulunan ve varlığını halen devam ettiren İhvan-ı Müslimin, Cemaat-ı İslâmî, Milli Görüş gibi fikrî/siyasî hareketlerden, hatta bizzat "Nurculuk"tan hazzetmediği açık olan Batı, "Fethullah Gülen hareketi" söz konusu olduğunda niçin mal bulmuş Mağribi gibi davranıyor
Batı nın İslâm a ısınmaya başladığını mı söylemeliyiz, yoksa onda hiç bilmedikleri bir şey mi keşf ettiler
Keşke mesele bu kadar basit olsaydı..
"Herkesi kendi konumunda kabul ve şayan-ı ihtiram görme" sloganıyla yola çıkmış bir hareket, kendisini, "İslâm Dünyası nda Dönüşüm" başlığı altında sunuyor, ya da öyle sunulmasına itiraz etmiyorsa, yukarıdaki soruların cevabını bu noktadan itibaren aramaya başlamak yanlış olmayacaktır. Yukarıdaki sorunun cevabını "Batı işine gelen/hoşuna giden bir İslâm tanımı ile karşılaştı" şeklinde vermek daha gerçekçi olabilir mi!
Zaman zaman bu köşede ifade edilmeye çalışılan şey de farklı değil: Hocaefendi hareketi klasik "Nurculuk" ile eni-konu ayrışmış durumda. Bu hareket artık "değişim"i temsil ve terviç ediyor. "Yeni içtihad" talebinin arkasında da aynı saiki görmek kehanet değil.
Hocaefendi hareketi hakkında cemaat bakımından hoşa gitmeyen, can sıkan yorumlar yapanları "kıskançlık"la, "anlamamak"la ve daha birçok şeyle suçlayanlar dönüp bu noktaya bir daha bakmalı. Bir bölümü işgal altında tutulan, diğer yerlerinin de çeşitli yöntemlerle abluka/baskı altına alındığı bir İslâm Dünyası manzarasıyla karşı karşıya bulunuyoruz. İşte Güneydoğumuz açık bir tehdit altında ve resmî ağızlar Türkiye nin "sadece PKK ile değil, uluslararası bir bela ile" uğraştığını açıktan ifade ediyor. Küresel sistemin "değişim" kelimesini bu derece önemsemesi, hatta "kutsaması" böyle bir vasatta neye tekabül ediyor diye bakmak durumundayız. "İslâmî terör"ü (!) lanetlemekle iş bitmiyor; böyle bir olgudan söz etmek doğruysa şayet, bir de dönüp onu doğuran fiilî durumlara bakmak gerekmez mi
Bunu yapmadığınız zaman "namaza yaklaşmayın" demiş oluyorsunuz ve bu da namazda gözü olmayanların hoşuna gidiyor.
Burada genellikle dikkatlerden kaçan bir husus var: Sözümona şiddetten, terörden ve "siyasetten" arındırılmış tavır, Tasavvuf un "gönül feth etme" söyleminden istifadeyle sanki "alternatif bir İslâm telakkisi" ortaya koymuş oluyor. Evet, Tasavvuf un böyle bir fonksiyonu vardır; ama tarih boyunca bunun "toprak feth etme"yle birlikte yürüdüğünü görmek gerekiyor. Yahut şöyle diyelim: Tek kanatla uçulmaz.
Birileri sizin toprağınıza, varlığınıza göz dikmişse, orada dünyanın "Darul İslâm" ve "Darul Harp" diye ikiye ayrıldığı söyleminin artık eskidiğini, yeni bir tasnif gerektiğini söylemenin izahı yoktur! Bu, direnç mekanizmalarını dumura uğratmaktan başka bir anlam taşımaz. Bu ülkede İstiklal savaşı barış nutukları atılarak verilmedi
Kendi icraatlarını tartışmaya yanaşmayan Batı, hal-i hazır durumda kendisine rahatsızlık veren her hareketi mahkûm ederken, kendisi için uygun zemin olarak gördüğü her oluşumu da terviç ediyor. Mesele bundan ibaret