Birinci ve İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan sistem çökmesine rağmen değişmedi. Soğuk Savaş bitti ama alışkanlıklar ve teamüller kaldı. Eski ittifaklar da devam ediyor. İngilizler Birinci Dünya Savaşı sırasında Türkleri müttefik olarak yanlarına almaktan imtina etmişlerdir. Bu suretle Türkleri zoraki olarak Almanların saflarına itmişlerdi. İngiltere İkinci Dünya Savaşı’nda da benzeri bir politika izleyerek bu defa Hitler’i müttefik olarak almak yerine kendilerine Stalin’i ortak olarak seçmişlerdi. Bunlar bilinçli seçimlerdi. Soğuk Savaş bitti yine Batılılar eski ortakları Ruslardan vazgeçmediler. Brzezinski gibi Soğuk Savaşın mimarları, Soğuk Savaş sonrasında Batı’nın Rusları yine ortak olarak seçmesini tavsiye etmektedir. İdeolojik ayrılığa rağmen Birinci Dünya Savaşı’ndan beri durum aslında hiç değişmemiştir. Lenin 1925 yılından itibaren real politik izlemiş ve Batılılarla sürtüşmekten kaçınmıştır. İkinci Dünya Savaşı sırasında ise ‘armudun iyisini ayı yer’ misali Orta Avrupa ile Stalin’i ödüllendirmişlerdir. Şimdi Suriye’de de Rus-Amerikan ittifakı kaldığı yerden devam etmektedir. Afganistan’da başlayan bu süreç Suriye’de pekişerek devam etmektedir. O kadar ki Kerry, Beşşar Esat’ın insan hakları ihlallerinin önüne, dostları Ruslar ve İran’ın ikna gayretleriyle geçilebileceğini ve Beşşar’ın bu suretle davranışını düzeltebileceğini söylemektedir! Batı Rus ittifakının ortak paydalarından birisi İsrail meselesidir. Putin’in bazı Yahudi oligarkları tasfiye etmesine rağmen değişen sadece kadrodur. Yahudi nüfuzu değildir. Halen bugün Yahudi asıllı Primakov Rusya’yı şekillendiren üç beş kişiden birisidir.

*

İngiltere dışişleri eski bakanlarından Jack Straw geçenlerde çok önemli bir tespitte bulunmuştur. Bu da ABD ve Almanya’da Yahudi nüfuzunun ülkenin dış politikasını esir alacak kadar korkunç boyutlarda oluşudur. ABD’de AIPAC gibi Yahudi lobileri en etkili baskı grupları arasındadır. Mısır darbe yönetimi bile ABD’de kendisini anlatmak ve parlatmak için bu lobi kuruluşlarıyla anlaşma yapmıştır. Yahudi lobisi ABD’nin Ortadoğu politikasını kontrol etmektedir. Obama döneminde de durum değişmemiş aynen devam etmiştir. Jack Straw’a göre, Ortadoğu barışının önündeki temel engellerden birisi de Almanya’nın İsrail yanlısı politikalarıdır.

İslam dünyasıyla Batı arasındaki ilişkileri zehirleyen iki unsur vardır. Bunlardan birisi zıtlık üzerine kurulu (dikotomik) tarihi süreçtir. İkincisi de İsrail’dir. Sözgelimi, Türkiye ve Almanya eski iki ortaktır lakin bu ortaklığın gelişmesinin önünde yine de tarihi tortular vardır. Geçmişteki silah arkadaşlığı bile bu ilişkilerin gelişmesine katkı sağlayamamaktadır. Tarihi algı nedeniyle Almanya Türklere yabancılaşmıştır. Tarih çöl ise iyi ilişkiler bir vaha olarak kalmıştır. Almanya ve ABD’nin İsrail’e sınır tanımaz bağlılığının kanıtlarından birisi geçenlerde Merkel’in bazı Alman gazetelerine yaptığı açıklamalıdır. ‘Varlığımız, Yahudi varlığına armağan olsun’ demektedir. Obama’nın yardımcısı Jeo Biden de ardından ‘İsrail olmasaydı bile icat edilmeliydi ’ diye bir laf etmiştir. Böylece hem efendilerine bağlılığını tazelemiş hem de zamirini ortaya koşmuştur. Dolayısıyla bugün Balfour’un muakkipleri Merkel ve Jeo Biden gibi zevattır.

*

Bu gerçekleri unutmadan ittifakları yenilemenin vakti gelmiştir. Batı ile İslam dünyasının tarihten devreden pürüzleri ve sıkıntıları vardır. Özellikle İsrail’in varlığı nedeniyle bu tarihi safhayı aşmak neredeyse mümkün değildir. Öyleyse Batı’yı göz ardı etmeden veya ihmal etmeden farklı coğrafyalara ve ittifaklara açılmayı bilmeliyiz. Dengeli ilişkileri ihtiyacımız vardır. Sasakı Yoshıakı adlı Japon yazar geçenlerde Japon Başbakanı Abe’nin Türkiye ziyaretiyle alakalı olarak mühim bir makale yazmıştır. Bu makalesinde Japonya ve Türkiye’nin gelecek vadeden ilişkilerine temas etmekte ve bu ilişkilerin tarihle gölgelenmediğine parmak basmaktadır. Yani aramızda aşılmayacak tarihi ukdeler ve pürüzler yoktur. Bu önemli bir kalkış noktasıdır. İkinci olarak, stratejik ihtiyaçlar da Japonya Türkiye beraberliğini körükleyen faktörler arasındadır. Yani çıkarlar ve korkular ortaktır. Bu ittifakın faaliyet alanı Ortadoğu ve Orta Asya’dır. Japonya Almanya’nın hilafına Abe ile birlikte kabuğunu kırma eğilimi içine girmiştir. İkinci Dünya Savaşı tortularından ve atmosferinden kurtulmaya çalışmaktadır. Bu da ikili ilişkileri uçuracak bir zemindir. Pakistan da Müşerref’ten sonra Nevaz Şerif ile birlikte normalleşme sürecine girmiştir. Dolayısıyla Japonya ve Pakistan, Türkiye’nin yenilenen ittifaklarında Asya’daki iki mühim ayak olabilir. Buna bizim de onların da ihtiyacı var. Dünyanın da. Marmaray’ın açılışında gazetelere yansıyan kesitlerden birisinde, Japon Başbakan Abe sessizce ellerini açmış vaziyette Mehmet Görmez’in dualarına amin diyordu. Bu komplekssiz bir zemin demektir. Bunu kıymetlendirmeliyiz.