Ortadoğu’daki sorunlar yumağı, İsrail çıkarlarına dayalı bir yelpaze şeklinde hızla yayılmaya başladığı bir dönemde, Türkiye’de yaşanan son gelişmeler ışığında, Amerika’da hatırı sayılır etkiye sahip Neocons, Türkiye’de olası bir iktidar değişikliğinde nasıl bir yol izleneceği konusunda “YENİ CHP” konseptiyle ortaya çıkan Kılıçdaroğlu vasıtasıyla ilk elden önemli argümantasyon (dayanaklandırma) elde etmiş oldular.
2005–2013 yılları arasında İsrail Merkez Bankası Guvernörü olarak görev yapan Stanley “Stan” Fischer, aynı dönemlerde IMF’de birinci başkan yardımcısı ve üst düzey politika belirleyicisi görevini sürdürürken, dönemin Başbakanı Bülent Ecevit’e dolaylı yollarla önerdiği ve IMF yöneticileri tarafından “dönen derviş” olarak nitelendirilen Kemal Derviş, Türkiye’de uyguladığı ve “Fischer-Derviş Ekonomik Modeli” olarak da ön plana çıkan çözüm modelinin perde gerisindeki asıl mimarının ve belirleyicisinin aslında Siyonist Fischer olduğu bilinen bir gerçektir.
Türkiye’deki son dönem gelişmeleri ile birlikte Kemal Derviş adının yeniden gündeme gelmesi dikkat çekicidir. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun son ABD gezisinin arka planında, Strobe Talbott başkanlığındaki Brookings Enstitüsü Başkan Yardımcısı ve Global Ekonomi ve Gelişme Direktörü Kemal Derviş’in adının saklı olduğu dikkat çekici bir ayrıntıdır.
Nitekim CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu enstitüde yaptığı konuşmanın asıl planlayıcısı ve dayanağı da Kemal Derviş olmuştur. Kemal Derviş’in Siyonist çevrelerle olan yakın dirsek teması, CHP Genel Başkanı’nın 28 Şubat sürecinin önemli dış aktörleriyle bir araya gelme imkânını da beraberinde getirmiştir. Bu temaslar sırasında Kemal Kılıçdaroğlu’nun teslimiyetçi bir politika ile İsrail konusunda önemli güvenceler vermeye hazır görüntü sergilemesi dikkat çekici olmuştur.
Kılıçdaroğlu, ABD’de İcrai Direktör Christopher J. Griffin yönetimindeki ünlü Foreign PolicyInitiative (FPI) düşünce kuruluşunda Yürütme Direktörleri (Boarding Directors) olarak görev yapmakta olan ve Türkiye ile yakın ilişki içerisindeki Siyonist ırksal süpremasistler (racialsupremacists) olarak bilinen Robert Kagan, Bill Kristol, Dan Senor ve eski ABD Ankara Büyükelçisi ve George W. Bush dönemi Ulusal Güvenlik Konseyi ve Terörizmle Savaş Stratejisi (CounterproliferationStrategy ) Direktörü Dr. Eric S Edelman ile de temas fırsatı bulduğu ifade edilmektedir.
Ayrıca, eski ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi Üyesi Alan Makovsky ile de görüşme imkânı bulan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Amerika’yı Koruma ve İsrail’i Güçlendirme” (Securing America, Strengthening Israel) şiarı ile hareket etmekte olan JINSA (Yahudi Ulusal Güvenlik Enstitüsü) başta olmak üzere, dünya çapındaki Yahudileri koruma amaçlı olarak 1906’da kurulan Amerikan Yahudi Komitesi (American Jewish Committee-AJC), 1843’ten beri dünyadaki tüm Yahudi kuruluşlarını koordine eden B’nai B’rith ve sözde Yahudi düşmanlarıyla savaşanlar örgütü olarak bilinen, Yahudi süpremasistlerin egemen olduğu Anti-Defamation League yetkilileriyle Washington’da bir araya geldiğinde yeni CHP hedeflerini anlatarak, İsrail konusunda kendilerine güvence vermiş olduğu tahmin edilmektedir.
Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ı iktidara taşıyan en önemli faktörlerin başında geldiğini düşündüğü Amerikan Yahudi kuruluşları ve siyaset bilimcileriyle bir araya gelerek, Türkiye’de seçmenlerin kendisine seçim yoluyla vermekten imtina ettiği iktidarı, Amerika’daki radikal Yahudi kuruluşları vasıtasıyla elde etme yoluna gitmiştir.
Türkiye’de ortaya çıkmaya yüz tutan belirsizlikten nemalanmaya çalışan Kılıçdaroğlu, ortaya koymaya çalıştığı bu tehlikeli hamlesinin Türkiye’nin güvenliği ve istikrarı açısından hangi konjonktürde ele alınması gerektiği merak konusudur. Yahudi çıkarları kapsamında Ortadoğu’yu yangın yerine çevirmeye çalışan İsrail Devleti’nin Amerika’daki uzantılarıyla ittifaklara yönelmek “YENİ CHP” açısından pek hayra alamet olmasa gerek.