"Sana dert dökmeye yetmiyor bir gün.
Kâğıt bile mısralardan tedirgin.
Vakit gece, kalem hasta, göz yorgun,
Yazamadım, yazılmıyor Sultanım"
Dilaver Cebeci yi de Allah a uğurladık. Mümin bir insanın, imanlı bir şairin ebedî âleme yol alışı, kalbimizi titretti.
28 Mayıs 2008 akşamı gelen ölüm meleği, onu "Sultan"ına taşıdı. Rabbim rahmetiyle karşılamıştır
***
Dilâver Cebeci yle 1996 da, Ordu daki şiir şöleninde bir aradaydık. Gökhan Akçiçek liderliğinde düzenlenen şiir şöleni bizim yüzyüze gelmemize zemin hazırlamıştı. Boztepe de bir piknik alanındaydık. Aynı zamanda şiirler okuyorduk. Ortamı yönetenlerden birisi de Dilaver Cebeci ydi. Bir ara beni işaret ederek "Bu genç de bir şiirini okusun" demişti. Edebiyat aleminde ilk ve son kez böyle bir iltifatla karşılaşmıştım. Sonradan öğrendim, gençlere fırsat tanımak, onlara rehberlik yapmak gibi bir yönü varmış. Güz Klâsiği nden okumuştum. Ömrüm boyunca bu sahneyi unutmam mümkün değil.
***
Tabii, Dilâver Cebeci yle ilk tanışmam edebî eserlerini okuma yoluyla olmuştu. Gariptir, onu ilk olarak Seyyah-ı Fakir Evliya Çelebi imzasıyla kaleme aldığı yazılarla ilgi alanıma almıştım. Üslubu ilginçti ve yeni imkânlar sunuyordu. Sonradan başkaları da bu yolda yazılar kaleme almaya başladı. Fakat öncü oydu. [Gerçi yeri değil, fakat tamiratta fayda var. İrfan Külyutmaz, nam-ı diğer H. Yavuz, geçen gün bir gazetenin kitap ilavesinde (2 Haziran 2008, Zaman Kitap) bu tarzın öncülüğünü kendine mal etmek gibi bir yola sapmıştı . Hayır, bu üslubun öncüsü Dilâver Cebeci dir.] Cebeci nin bir gazetede peyderpey yayımladığı bu yazıları sonradan iki kitapla ilgililerine takdim edildi: Devrannâme (1984) ve Seyrânnâme (1997).
***
Tarih ve sosyoloji, edebî inceleme ve araştırma, gezi yazısı, tiyatro gibi farklı kültür alanlarında eserleri olan (Bu alanlardaki eserlerini sırasıyla kaydedelim: Tanzimat ve Türk Ailesi, Türk e Dair, Divan Şiiri ve Kadın, Ben Kazan a Gidiyorum, Büyü) Dilâver Cebeci nin bizce en dikkate değer yönü şairliğidir. Hun Aşkı (1972) Mavi Türkü (Mensureler, 1983), Şafağa Çekilenler (1984), Ve Sığınırım İçime (1992), Kandahar Dağlarında Sabah Namazı (Kendi sesinden kaset, 1992) Sitare (1997), Asra Yemin Olsun Ki (2000), Bütün Şiirleri (2003)
***
Rahmetli Cebeci nin "şiir dünyası"yla ilgili olarak neler söylenebilir
Mustafa Miyasoğlu onun Halk, Divan ve Yeni Türk şiirinden beslendiğini, yeni Türk şiirindeki ruh akrabalarının ise Yahya Kemal, Necip Fazıl ve rif Nihat Asya olduğunu kaydeder. Aprunçur Tigin ile İmrul Kays a kadar uzanan geleneklerin takipçisi olarak Dilâver Cebeci nin Halk ve Divan edebiyatındaki akrabalarından da isimler verelim: Onun üslubuna sinmiş şahika sesler arasında Dede Korkut u, Evliya Çelebi yi, Fuzuli yi, Şeyh Galib i görmemek mümkün değildir Böylece, karşımıza çıkan şair ve şiiri: Müslüman bir kalbin terennüm ettiği hisli şiirler ve alperen bir kahramanın destanî haykırışları
Durdu Şahin onun şiirini şöyle özetlemişti: "Allah, Muhammet, Kur an, kıble, Kabe, Mekke ve çocuk da, Fetih güzellemesi, Türkiye m, Asya çöllerindeki ürkek ceylanlar, Domaniç yaylasındaki dizginsiz atlar, atlas yelkenli gemilerin leventleri, Oğuz mayası gök ışığın erleri, Hunlar, Göktürkler, Uygurlar, Osmanoğlu, Ergenekonlu örslerde döğülen kollar, Taşkent geceleri, bir mabet serinliği getiren Buhara ve Kandehar dağları da şiirlerindeki aydınlığın kaynaklarıydı."
***
Fazla söze gerek kalmadı. "Sultanım" naatından bir dörtlükle giriş yaptığımız yazımızı, başka şiirlerinden yapacağımız alıntılarla noktalıyoruz:
"Eğilin önümde çağdaş güneşler!
Kenanlı yıldızlar varın secdeye!
Issız çöllerde, derin kör kuyularda
Ben görürüm camgöbeği düşleri
Ve ben yorarım sırma şafaklarda,
Bulanık, korkulu düşlerinizi...
( )
Dinleyin hele dinleyin çağdaş kadınlar!
Gamzesiz, zülüfsüz, yorgun kadınlar!
Mor mor halkalarda tutsak kadınlar!
Birer bıçak vermedi mi ellerinize Züleyha
Çizdirmedi mi güzelliği avuçlarınıza
( )
"Ümmü l Kitab" üstüne yemin ederim;
Bir gün beni çağıracaksınız.
Yediye ve katlarına yemin olsun ki;
Bana muhtaçsınız!
Bana muhtaçsınız!
Bana muhtaçsınız!
(Bu Yusufun Zindandan Seslenişidir den)
"Ben kaçıp Yesrib e sığınıyorum
Yesrib bahane, bir kitaba sığınıyorum
Dağda, ovada, badiyede okuduğum hep elif
Elif diyorum Sitare, sineme elif çekiyorum
"Ah minel aşk-ı ve halatihi.."
Çok eski bir gerçektir bu biliyorum"
(Sitare den)
Onlar bu dünyaya niye geldiler
Li yabudun diye diye geldiler.
( )
Kutlu seferlerden zaferle dönüp
Ala sayvanlarda toya geldiler.
( )
Dağları Tanrıydı, Süphandı, Nurdu,
Göklerin sesini duya geldiler.
(Nur Dağından Gelen den)
***
Mekânı cennet olsun diyor, Fatihalar okuyoruz