Etkisinin bin yıl süreceği söylenen ve bıraktığı enkaz
ülkemizin yolunu tıkamaya devam eden 28 Şubat süreci, Müslümanların birçok
konuda yeni bir dil aramalarına neden oldu. Elbette bu dil ve arayış, Hazret-i
Yunus Emre nin Her dem yeni doğarız / Bizden kim usanası , ve Hazret-i
Mevlânâ nın Dünle beraber gitti, cancağızım, / Ne kadar söz varsa düne ait. /
Şimdi yeni şeyler söylemek lazım. mısralarındaki ruh ile örtüşmüyordu. Bu yeni
dil arayışı, bize düşman olanları nasıl korkutmam, onların öfkesini nasıl celp
etmem, ben de onlar gibi bu topraklara nasıl kök salar ve bir şeyler temellük
edebilirim anlayışının ürünü olarak doğdu ve hâlâ sürüyor. Halbuki bizim bir
dilimiz vardı ve bu dil bize Allah ın büyük bir nimeti ve devletiydi. Biz o
dille yüzyıllar boyunca tüm yeryüzü coğrafyasında ya bizzat kendimiz ya da
aracılarla adaleti tesis etmiş ve emaneti güven içinde son zamanlara taşımayı
bilmişiz. Bu yüzden olsa gerek ki, İslam ın emir ve yasaklarını, kim ne der
lafına bakmadan hayatında uygulayanlar, yani bu ilahî dilin en büyük nimet ve
devlet olduğunun bilincinde olanlar, bu konuda herhangi bir söylem ve eylem
değişikliğine gitmediler. Ancak maalesef İslamî cemaatlerin çoğu, sivil toplum
kuruluşları, dernekler, vakıflar kurarak alternatif eğitim, kültür, finans,
sayfiye ve hatta gıda [marketler zinciri] kurumları oluşturarak, sistemin ancak
izin verdiği mekânlara yine sistemin açtığı kontrollü gediklerden giriş
yaptılar. Alternatif üretme derdi, bize aslî meselelerimizi unutturdu sanki.
Böylece sefer unutuldu, zafere odaklanıldı. Zafer elde etmek uğruna dilimizi
unuttuk.
Meseleyi yaz okullarına getireceğim. 28 Şubat ile beraber
İmam Hatip Liselerinin orta bölümleri kapatıldı. Üç beş sene sonra da ilahiyat
fakültelerinin kontenjanları azaltıldı ve kimilerinin kapısına kilit vuruldu.
Çocukların yaz aylarında camilerde Kur an-ı Kerim eğitimi alabilmeleri
sınırlandırıldı. Buna göre camilerde Kur an-ı Kerim eğitimi alabilmek için
öğrencilere 5. sınıfı bitirme zorunluluğu getirildi. Yine bu eğitimin
alınabilmesi için, velinin imzalı bir dilekçesi ve karneyle başvurması istendi.
Bu kısıtlamalar elbette birçok öğrenciyi camiden uzaklaştırdı. Bu kısıtlamalar
resmî kısıtlamalardı. Bir de gayr-i resmî faaliyetler vardı. Özel olarak
oluşturulan kurum ve kuruluşlarla irtica adı altında insanlar fişleniyordu. Bu
fişlemeler yüzünden kimileri dinî yaşantılarını vicdanlarına ve evlerine
hapsediyorlardı. Her ne kadar bazıları Camiye giden vardı da, önüne çıkan mı
oldu gibilerinden laflar etse bile, durum vahimdi. Çalışmaya başladığım 2003
yılında, selefim olan arkadaş, son 3 senede cami cemaatinin yarı yarıya
azaldığını, cuma namazına gelen memurların sayısında ise yüzde 70 lik bir
azalma olduğunu söylemişti.
28 Şubatın hainliklerini anlatmakla bitirmek mümkün
değil. Bugün hâlâ 28 Şubat ın enkazını temizleyebilmiş değil ülkemiz. Maalesef
28 Şubat en büyük darbeyi eğitime vurdu ve yaklaşık 15 yıl boyunca darbe ürünü
eğitim anlayışıyla yetişti nesiller. 28 Şubat ın bize ettiklerinden biri de,
lafı dönüp dolaştırmak, Kur an-ı Kerim eğitimini farklı kelimelerle süsleyerek
anlatmak oldu. Bugün hâlâ o dilden kurtulamadığımızı görüyoruz. İşte yaz
başında sokaklara, caddelere asılan yaz okulları afişlerine baktığımızda bunu
net olarak görebiliyoruz. Ne diyor o afişlerde Değerler eğitimi, karakter
eğitimi diyor. Kur an-ı Kerim eğitimi ve öğretiminden, ahlâk derslerinden
bahseden yok. Temel dini bilgiler diyor ve sportif ve kültürel faaliyetlerden
bahsediyor. Maalesef 28 Şubat etkisini yaz okulu afişlerinde de göstermeyi
sürdürüyor. Anadolu Gençlik Derneğinin ve bir iki derneğin afişlerinde Kur an-ı
Kerim eğitim ve öğretiminin direkt olarak yazıldığını gördük. Hadd-i zatında
ülkemizde 28 Şubat a direnen ve 28 Şubat ın bitirmeye çalıştığı Milli Görüş
camiası değil miydi
***
Yaz okulları birkaç senedir Ramazan ayı yaz mevsimine
denk geldiği için randımanı düşük bir şekilde ilerliyor. Aslında oruç günleri
yaz okullarının da formatında bir değişiklik yapmamızı bize söylemiyor mu
Örneğin oruç olmadan yaz okulları sabahın 9 ve 10 unda başlıyor ve ikindiye
doğru sona eriyordu. Yatılı olması kaydu şartıyla yaz okullarında programlar
öğleden sonra başlayıp iftarla ve teravihle beraber yeni bir açılım
sağlayabilirdi. Örneğin iftardan sonra, teravih namazları için selatîn
camilerine, enderun usulü teravih namazı kıldıran camilere gidilebilir.
Teravihten sonra da çocuklarla sportif faaliyetler yapılabilir. Sahur ve sabah
namazından sonra da uzun bir dinlenme molası verilebilir. Özellikle camilerdeki
yaz kurslarındaki öğrencilerin sayısının kalabalıklığı bizi hem sevindiriyor
hem de endişelendiriyor. Seviniyoruz, çocuklarımız gençlerimiz camilerin yolunu
öğreniyor ve tabiatına uygun bir şekilde hareket ediyor. Endişeleniyoruz, çünkü
öğretici sayısı camideki bütün çocuklarla ilgilenebilecek miktarda değil.
Birçok camide sadece imamların görev yaptığını, müezzin kadrolarının boş
olduğunu hatırlayacak olursak, sorun daha bir anlaşılır.