AKPnin kapatılması istemiyle açılan dava üzerine farklı kesimlerden değişik yorumlar geliyor. Ancak, toplumun büyük bir bölümü kapatmaya farklı gerekçelerle karşı çıkıyor. Destekleyenlerin de açıktan "İyi oldu" dedikleri yok. Lafı dolaştırarak kapatma istemine destek veriyorlar. Birazcık da bu kesimler bıyık altından gizlemeye çalıştıkları gülücüklerle memnuniyetlerini gizleyemiyorlar. Elbette tüm bunlar doğaldır. Bir olay karşısında toplumun tüm kesimlerinin aynı düşünmesi ve aynı tepkiyi vermesini beklemek işin doğasına aykırıdır, doğru da değildir. Ancak, kesin olan bir şey var ki o da, kapatma davasına destek verenler toplumda çok az bir kesimi temsil ediyor. Çoğunluk ise bu kapatma istemi sebebiyle üzgün, tedirgin, kendisini dışlanmış hissediyor.

Başsavcının kapatma talebinin gerekçelerini tek tek ele alacak, doğruluğu ya da yanlışlığı üzerinde duracak değilim. Çünkü bu konuda gereken incelemeyi ve değerlendirmeyi yapma durumunda olan kurum Anayasa Mahkemesidir. Benim üzerinde durmak istediğim hususlar ise medyaya yansıyan bazı değerlendirme ve yorumlardır. Söz gelimi bir gazetede Başsavcının kapatma talebi "Devlet Hükümete yeter dedi" şeklinde bir başlıkla değerlendiriliyordu. İnsan böyle bir başlığı görünce ister istemez akla, "Peki Yasama ve Yürütme devlet denen o meçhulün neresinde Ya da Yasama ve Yürütme devlet için bir göstermelik kurumdan mı ibaret sorusu geliyor. Çünkü atılan başlıktan anladığımız kadarıyla Devlet; Yasama ve Yürütmenin dışında ve üzerinde. Peki gerçek böyle mi Devlet yapılanması Yasama ve Yürütmeyi dışlayan kendine has bir kurum mu Eğer böyle ise Yasama ve Yürütmenin varlığı bir çeşniden öte gidemez. Sanki devlet denen kurum ya da güç padişah gibi tüm yetkilere sahiptir, yasama ve yürütme bu gücün emirlerini uygulayan bir konuma düşer. Böyle olunca da sistemin adının yeniden belirlenmesi gerekir. Sanıyorum ülkemizin esas sıkıntısı ve çıkmazı da burada ortaya çıkıyor. Bir yandan sistemin adını demokrasi olarak belirliyoruz ama millet iradesini ve milletin iş başına getirdiği kurum ve kişileri bir başka kurumun emri altına veriyoruz. Her ne kadar hukuk fakültelerinde kuvvetler ayrılığı esasının geçerli olduğu gibi hususlar okutuluyor olsa da ülkemizde kuvvetlerin ayrılığından söz etmek pek mümkün olmuyor. Çünkü, demokrasilerde yasama ve yürütmeyi belirleyen halkın iradesidir. Yani gücün tek sahibi halkın olması gerekiyor. Ülkemizde ise tek belirleyicinin halk olduğunu bu şartlarda söylemek mümkün olabilir mi

Bu arada dikkatimi çeken bir başka husus ise atılan bir başlıkta kapatma istemini "Oy mu büyük hukuk mu " sorusu ile haklı gösterilmeye çalışılmasıydı. Böyle bir nitelendirme ve tartışma halk iradesinin çöpe atılması sonucunu vermez mi Kaldı ki demokrasilerde yasama ve yürütmenin kaynağını halk iradesi oluşturuyorsa, hukukun kaynağı da halka dayanmaz mı Bir diğer ifade ile hukuk halk için değilse kimin için Bir avuç seçkinler için hukuk olabilir mi Halkı dışlayacak, halkı sürü gibi algılayacak ardından da demokrasi nutukları atacaksınız, bunun adı kandırmaca olmaz mı

Bu arada şaşkınlıkla karşıladığım bir başka husus ise kapatma isteminin gerekçeleri arasında halk sağlığını ve gençliği korumak için alkollü içki satış ve tüketim alanlarının giderek daraltılmasının gösterilmesiydi. Yani içkiye getirilecek bir sınırlandıma devleti tehlikeye düşürüyormuş. Peki içki teşvik mi edilmeli Bu ülkenin ilerlemesi, gelişmesi ve çağdaş olabilmesi içkinin yaygınlaştırılması hususunda gayret göstermekle mi sağlanacak

Bir başka garabet ise toplumun kurtarılması için kapatma davasının açıldığı şeklindeki değerlendirmeydi. Böyle bir mantık sergileyenler nedense bu toplumun yarısının AKPyi iktidara taşıdığını ya görmezden geliyorlar ya da toplumun bu yarısını yok sayıyorlar.

Aslında daha pek çok böyle anlamsız yaklaşım ve yorum aktarmak mümkün. Belli ki AKPyi içlerine sindiremeyen çevreler Başsavcıya destek verebilmek için daha tutarlı ve inandırıcı gerekçeler bulamıyorlar.