Acı ölümler yanında bir de sırnaşık sızlanma.
Havaalanı saldırısı oldu, Ramazan günü, Vezneciler’de polisler katledildi, Ankara’da tren garı cinayetleri, İstanbul adliyesinde savcı şehit edildi, yirmilik askerler, polisler tek göz kulübelerinden annelerinin dizlerini dövdüğü fakirhanelerden uğurlandı.
Yaşam tarzı sıkıntısı yoktu.
Ne de olsa garibanlardı, gidenler zaten yaşam tarzları ile geleneksel, kırsal, köylü kesimden gelme insanlardı.
Fakat gözü dönmüş savaş tacirleri ateşli namlusunu bir gece kulübüne çevirince, kıyamet koptu, giden canlara değil de yaşam tarzına bir ağıttır kapladı ortalığı.
Annesinin-babasının bir taneleri, gencecik yaşlarında katledilmişler tıpkı aynı yaşlardaki kırsal kesimin polis ve asker çocukları gibi, kimi nişanlı kimi hayatın baharında alınlarından vurulmuşlar ama ağlayanları kalmamış gibi “yaşam tarzı saldırıya uğradı”, diye bir zılgıttır inletti ortalığı.
Sanki bu ülkenin geçmişinde yaşam tarzının nasıl hırpalandığına dair binlerce örnek yokmuş gibi.
Köylülerin Ankara’ ya güneş doğduktan sonra sokulmadığını anlatmakta Niyazi Berkes, “Unutulan Yıllar”da. Sabahın karanlığında getirdiği ürünleri başkente ulaştıran üretici köylü kadınlar ve erkeklerin ayaklarındaki çamurlu kara lastikler ve yırtık üst başlarından ötürü başkente sokulmadığını meyve ve sebzeleri bırakıp bir suçlu gibi kaçarak uzaklaştıklarını aktarmakta.
“Köylü milletin efendisidir” vecizelerde kalmıştır.
Şimdi modern Türkiye biraz esneklik gösterdi de, kırsalın kente karışmış kadınlarını elinin hamuru ile “babaanne gözlemecileri”ne yerleştirdi.
2.Cihan Harbi’ni Batılı demokrasilerin kazanması diktatörlüklerin defterini dürmüş, bu modası geçmiş görüntüye düşme korkusu ile İ. İnönü, isteksiz de olsa çok partili hayata kendisini sürüklenir bulmuştu.
Yeni partiye geçiş de öyle kolay verilmemiş, İnönü’ nün damadı Metin Toker’in kaleminden: ”Çankaya’da Cumhurbaşkanlığı makamında yapılan İnönü-Bayar görüşmesinde ağırlıklı olarak ‘laiklik’ ve ‘dış politika’ üzerinde durulmuş ve Bayar’ın kuracakları partinin ‘İtikadat-ı diniyeye riayetkâr’ olmayacağı garantisi üzerine Millî Şef İnönü tarafından kurulmasına izin verilmişti”.
Yaşam tarzı ile bu kadar oynanan bir ülkede, çok partili hayata geçişte muhalif partinin kurulmasına, ancak dini itikatlara bağlı olmayacağı sözü alınarak onay verilmiş verilmesine de, hemen seçimler erkene alınıp bir baskın seçimle ensesine önemli bir darbe atılmış, daha bitmedi denerek “açık oy- gizli tasnif” ile vurulan tekmeyle yere kapaklatılmıştı. Gizli tasnif semeresini vermiş, CHP 395, DP 64 milletvekili kazanmıştı. Hile şayiaları ayyuka çıkmış ancak üç yıl sonra İnönü: ”Bazı zekâlar, ehemmiyetli ölçüde bu seçim mekanizmasına ne ölçüde hile karışabilir, bunu keşfetmeğe gayret sarf etmişlerdir” demişti.
1946-1949 yılları arasında muhafazakâr yaşam tarzı olanların kurduğu partilerin başına hep aynı akıbet geldi.
Kapatıldı.
Çiftçi ve Köylü Partisi, Arıtma Koruma Partisi, İslam Koruma Partisi, Türk Muhafazakâr Partisi, Sosyal Adalet Partisi, Toprak Emlak Serbest Teşebbüs Partisi ve bunların en büyüğü olan Millet Partisi, hep aynı gerekçe ile dini siyasete alet etme, irticai faaliyetlerle ilişkilendirilme sonucu kapatıldı.
Bizim kuşak için de MNP, MSP, RP, FP kapatılan partiler kervanına katılan kendi yaşam tarzımızın yansıdığı partilerdi.
Başörtülülerin uğradığı kıyım da, herkesin malumu zaten.
Şimdi,“yaşam tarzı saldırı aldı” sızlanmalarına, son yüzyıldır aldığımız saldırılar aklımıza geldiğinden, şaşarak bakmaktayız.