Milletimizin siyasal rehberliğe ihtiyacı var. Toplumun taleplerini dile getiren samimi, korkusuz ve kararlı, “beni temsil eden bir siyasi parti” arayışı artıyor. Geniş kitlelerin oyu alındığı hâlde beklenen olmuyor! Çünkü değişim ideolojik bir şey değil, stratejiktir. Siz, onu ideoloji olarak gördüğünüz zaman şartlar sizi değiştirir. Aldatarak geçici bir süre yola devam edilebilir; fakat kimsenin aldatılamadığı koşullarda gerçeklerle yüzleşmek ve hesaplaşmak zorunda kalır herkes… 2002’den 2015’ye böyle geldik, ancak; 2015’den 2027’e böyle gidemeyiz!
3 Kasım 2002den 1 Kasım 2015e kadar, ne değiştiğini: kaybettiğinin kazandığı yanında ne ifade ettiğini sorgulayan seçmen sayısı artıyor. Herkes görüyor ki; Türkiye’de hükümet değişikliğine değil, zihniyet değişikliğine ihtiyaç vardır. Biliyoruz ki, bütün yalanların "algı yönetimi" olarak sunulduğu bu ortam tersine döndüğünde, bütün algı operasyonlarının "yalan" olduğu da ortaya çıkacaktır. Bu durumda alternatif olduğunuzu ortaya koymak, bunu yapabilecek güce, siyasal birikime, fikri arka plana sahip olduğunuzu göstermek kolaylaşır.
Milletimiz, eskiden siz doğru söylüyorsunuz, “ama” derken bugün gelinen noktada, bütün “ama”lar ortadan kalkmıştır. Çünkü hiçbir sorun, onu oluşturan bilinç seviyesiyle çözülemez. Sorunları çözmek yerine sizden "aklınızı ve vicdanınızı" bir kenara bırakmanız isteniyorsa orayı terk etmenin vakti gelmiştir. Çünkü siyasete itibar kazandıran söylediğini yapmak, yapamayacağını söylememektir. Güven böyle oluşur, refah böyle artar, aksi takdirde “kötünün iyisi” kötüye götürmektedir.
“Ne Dedik, Ne Oldu” diye bir baktığımızda haklılığımız her geçen gün artıyor. On beş yıl önce “Türkiye’nin Teminatı” olacağını vadeden bu hareket, vaadini gerçekleştirmek için 3 Kasım 2002’de “Sen Gülersen Güler Bu Ülke” dedi. 22 Temmuz 2007’de “Bu Böyle Gitmez” diyerek gelecek öngörüsünün ne kadar da güçlü olduğunu, “Ergenekon, Balyoz, Suriye, Paralel” gibi tüm temel konularda durduğu yerin ne kadar da sağlam olduğunu gösterdi. “Geçim”in, “seçim”i perdelediği bir zamanda “hakkın olduğu yerde, ehven-i şer tercih edilemez” olduğunu ortaya koydu.
Devletin geleceğiyle ilgili, devletin çıkarlarını her şeyin üstünde tutacağına ilişkin bir ahlaki yapıyı bir an önce kurmak zorundayız. Giderek ağırlaşan şartlarla, değil kendi tercihleriyle kendine gelmek; isteyenlere siyasal rehberlik yapma zamanıdır. 1990’larda nasıl ki; “dün dündür, bugün bugündür” anlayışına son verdiysek, bugün de “reel-politik” anlayışa son verebiliriz. “Yeşilçam tarzı istikrar filmleri"ne 1 Kasımda son verecek duruşun ve tercihiyle “yeni bir dünya”ya kapı aralayacaksınız ve yakında ulaşacaksınız! Çünkü ülkenizin on beş yıl önünden gidiyorsunuz.