Düşünmek aklın ibadetidir der bilenler. İnsanın diğer varlıklardan ayrıldığı faslı, düşünebilir olmasıdır. Düşünmek imkân olarak her insanda vardır. Ancak gerçek manada düşünmek çok az insana nasip olur. “Gerçek manada düşünmekten” kastım vehmin ve hayalin tesirinden kurtulup bizzat bilmek anlamına akletmektir. Bir diğer değişle insanların hepsi akıllıdır ancak akleden insan zan edildiği kadar çok değildir. Çünkü akletmek zahmete talip olmak demektir. Akletmek ya tahammül ya sefer gerektirir.
Tahammülü olmayan yahut sefere gözü kesmeyen düşünemez. Gerçi bu atıf aşk içindir. Âşık olan ya tahammül edecek ve böylece kemale ulaşacaktır. Ya sefere çıkacak kemali arayacaktır. Âşık olmak düşünmenin en kestirme yoludur. Kestirmeleri ise aykırı olanlar bilir. Bu yüzden bütün âşıklar aykırı insanlardır. Aykırılık aşırılık değildir. Aşırılıkta kemiyet söz konusudur. Aşk ise kemiyetin değil var olmanın bir tarzıdır.
Soru bütün heybeti ile karşımızda duruyor. Tahammül mü göstereceğiz yoksa sefere mi çıkacağız? Bir diğer ifade ile var mı olacağız yoksa vara mı yürüyeceğiz?
Tahammül zor. İnsan onu var kılan anlamını kaybetmiş ise tahammül edemez. Bir anlam arayışı yok ise tahammülün anlamı yoktur. Bu yüzden tahammülü mümkün kılan bir anlam bir hakikat arayışıdır. İnsan hakikat arayışını kaybedeli çok zaman oldu. Bir hengâmedir gidiyor. Gölgeler her yanımızı kuşatmış ve artık nefes almakta zorlanıyor insan. En son yazılan türkü hangisi var mı bildiğiniz? Aşığımız kaldı mı? Türküsüz bir dünya düşünebilirsiniz ancak o dünya gerçek bir dünya olmaz sanırım. İnsanın varlıkla kurduğu irtibatın adıdır türküler. Birde türküler olmasa zihnimiz havasızlıktan boğulacak gibi… Türküler nefes oluyor taliplere çünkü türküler varlığın ahenkli sesidir. Türküler ariflerin sözü bilenlerin sazıdır.
Tahammül zor da sefer kolay mı sanırsın? Sefer sonu olmayana yürümektir. Sefere çıkmak insanın elindedir ancak varmak nasip işidir. İnsan kendinden kaçıp bir sefere çıkabilir mi? Kendinizi arkada bıraktığınız kendinizi ardınızda bıraktığınız bir seferiniz oldu mu? Yoksa kendinize doğru mu sefere çıktınız? İş sefere dönünce daha zor bil hal alıyorum sanırım.
İnsanın yükü kendisidir. Derdi kadardır insan. İnsan sefere çıkarken kendini sırtında taşır. Bu yüzden insanın kaçışı hep yalandır. Kaçışı ve yalnızlığı hep sahtedir. İnsan nasıl yalnız kalsın kendisini taşırken kendi kendine… Nasıl uzaklara gitsin ki her adımda gölgesi peşinde…
Ne kadar acı değimli insan varlığı tadamadığı gibi yokluğu da tadamıyor. Hep arada kalıyor… Hep aralarda gölgeler dünyasında oyalanıyor. Ne vakit gölgeler kaybolacak ne vakit hakikat buradayım diye nida edecek bilinmez. Gölgeler gerçekliğimiz, gerçekliğimiz gölge oldu.
Ne tahammüle takatimiz var ne sefere nasibimiz. Aralarda bulunmaktan öte yapacak bir şey yok. Nazarımız uzaklara ilişse de aklımız hep perdelerle örtülü ve gördüğümüz sadece gölgeler... Ne hayalden ne vehimden geçebiliyoruz. Ne var ne de yok olabiliyoruz.
Belki de hakikatimiz budur kim bilir: Ne varız ne yokuz. Belki de farkında olduğumuz şey gerçekte olduğumuz şeydir. Var olamamanın verdiği sancı: Feryadımız, var olmanın verdiği acı: Adımızdır. Kim bilir beklide hep seferdeyiz ve sefere tahammül ediyoruz. Böylece hem tahammül he de sefer halindeyiz. Menzilimiz uzun bizler yorgunuz. Ancak ne bize sordular yola çıkarken ne bize danıştılar ayrılık türküsünü çalarken.
Evet, seferdeyiz ilk düştüğümüz günden beridir dönmek için seferdeyiz. Tahammülümüz kalmasa da bizler seferde olmaya mecburuz. Öyle bir yolculuk ki adım adım gidiyoruz. Ancak ne bir adım yaklaşıyor ne bir adım uzaklaşıyoruz. Öyle bir sefer ki gün be gün tükeniyoruz. Takatimiz tükenirken ümidimiz hayat buluyor. Bedenimiz tükenirken ruhumuz huzura eriyor. Bir seher vaktinde vakitsiz anda aklımızı örten gölgelerin kaybolacağı ümidini taşıyoruz.
Yaşıyoruz. Yaşamak zorundayız. Çünkü bizler sefere mecbur kılınmış aciz kullarız. Aczimiz en büyük övüncümüzdür. Boynumuz kıldan ince sözümüz sessiz derince… Bizler gecenin karanlığında ışığını kaybetmiş pervaneler gibi bir ışık umuduyla kanat çırparken ışığı taşıdığımızı unutmanın sancısını çekiyoruz. Ötelere bakmaktan vazgeçtiğimizde hiç adım atmaksızın seferimiz tamamlamış olacak. Önümüze değil içimize bakarsak tahammülümüz artacak ve seferimiz vuslata erecek.
Güneşe yıldızlara sorup bulacak bir şeyi kaybetmiş değiliz. Biz ne yağmurdan ne uçan kuştan medet bekleyemeyiz. Dert ve Derman birdir bu halde. Dert ve derman ve derdi çeken birdir bu makamda. Çünkü “Allah’a karşı Allah’tan başka sığınak yoktur”.
Ne gelirse ne var ise nasibimizde kaderden,
Ağlayalım, nadanlar zannetsinler ki kederden,
İmdat et aciziz gözyaşımız kana döndü elemden,
Tahammülümüz kalmadı başladığımız seferden.