Yazımın dünkü bölümünde, "Yâ Eyyühe n-Nâs/ EY İNSANLAR!" diye başlayan Bakara Sûresi 168 inci âyetinin bir kısmını anlamı üzerinde durdum ve bu vesileyle insanın genel ihtiyaçlarını yazdım.

Bugün kaldığım yerden devam ediyorum

Dün sözünü ettiğim bu maddi ihtiyaçların dışında;

 İnsanın hislerine yani duygularına,

 İnsanın fikirlerine yani düşüncelerine,

 İnsanın iradesine yani ekonomik hayatına,

 İnsanın sosyal yönsemelerine yani yönetim ve siyaset dünyasına hitap eden ve üretim yapabilmesi için birtakım araçlara da ihtiyacı vardır.

Bu emir mü minlere yani inananlara verilmiştir.

Bu emir tüm müslimlere ve tüm insanlığa verilmiştir.

Bu emir insanların nasıl yaşamaları gerektiğini öğretmektedir.

"Ben mü minim, ben müslimim, ben barışçıyım" demek ne demektir

İnsan tüm hayatı kurallar içinde ve hakkına razı olarak geçirmektir. İşte, kurallar çerçevesinde ve hakkına razı olarak hayatını idame eden insanlar belli bir denge ve düzen içinde bunu yapmaktadırlar.

*

"Arzda yani yeryüzünde olanlardan" denmektedir.

Yeryüzü insanlar için yaratılmıştır. İnsanlara yaramayan hiçbir şey yoktur. Bazı şeyler yenmez ama başka yararı olur. Nitekim bugün insanların bu bir işe yaramaz, gereksizdir diye attıkları bir şey yoktur. Her şeyden bir yanıyla yararlanılmaktadır. Mesela, günümüzde böyle bir yararı olacağını düşünerek sıtma mikrobunu bile yaşatmaya çalışmaktadırlar.

Burada "arzda yani yeryüzünde olanlardan ekledin, yeyiniz" denmesinden, gökte olanlar haramdır anlamı çıkmaz. "Gökte sizin için rızık vardır" âyeti, insanoğlu için başka ekledilecek şeylerin olduğunu bildirir. Bu da muhalif mefhumla istidlalin yapılamayacağını ispat eder.

*

"Helal olanlarından ekledin yani yeyin."

"Helal olmak" çözülmek demektir. Yani, sindirilecek şekilde yenebilecek yiyecek denmektedir. Bu emir bize zararlı olan şeyleri yemememizi ifade eder. Bir başka haramlık da başkalarının hakkını yememektir.

Zulmetmek demek, başkalarının hakkını yemek demektir.

"Zalimler görüp anlayabilselerdi" âyetinden (165 inci âyet) sonra bu ifadenin gelmesinden anlaşılıyor ki, yiyecek şeylerin helal olması gerekmektedir. Böylece barışın temini sağlanmış olmaktadır. Barış demek, insanların birbirlerinin haklarını çiğnememeleri ve hakem kararlarına uymaları demektir.

*

"Tayyib yani temiz olanlardan yeyiniz." 

Âyette geçen "tayyiben" kelimesi ya helalin sıfatıdır, ya da hâlden sonra hâldir.

Buradan iki mânâ çıkarırız.

1. Bir şeyin helal olması yeterli değildir, onun helal olarak kullanılması da gerekir.

Yeteri kadarı kullanıldığı zaman faydalı olan aşırı olunca zararlı olur.

İsraf ve tebzir haram kılınmıştır. Her şeyi uygun kullanmak gerekir.

Bir şey helaldir diye onu işe yaramayacak şekilde kullanmamak gerekir. Yani, kullanılacak şeyin kendisinin helal olması gerektiği gibi, kullanılması da helal olmalıdır.

2. Yahut helal olanı yani başkasının olmayanı eklediniz, yeyiniz.

Tayyib olanı yani güzel ve faydalı olanı da, habis olmayanı yani zararlı olmayanı da eklediniz yani yeyiniz demek olur.

Demek ki, âyette geçen iki kelime yani "helal" ve" tayyib" kelimeleri bize iki şeyi öğretmektedir.

Birincisi, bir canlı olarak o şey bize yaramalıdır.

İkincisi de, o şey meşru yoldan kazanılmalıdır.

Biri dinî mesele, diğeri hukuki meseledir.

Hangisi hangisidir hususu tartışılabilir.

Yarın, bu meselenin son ve önemli bir bölümünü ele almış olacağız.