Los Angeles Times ın geçen hafta yayınlamış olduğu ABD

Başkanı Obama ve İran Cumhurbaşkanı Ruhani nin New York ta düzenlenecek olan BM

toplantıları sırasında bir araya gelecekleri iddiası gündeme bomba gibi düştü.

Eğer görüşme gerçekleşirse ABD ve İran arası ilişkilerde 36 yıl aradan sonra

bir ilk yaşanmış olacak. Ne de olsa Başkanlık düzeyinde en son görüşme 1977 de

ABD Başkanı Carter ile İran Şahı Muhammed Rıza Pehlevi arasında gerçekleşmiş ve

1979 devrimi sonrasında bir daha tekrarlanmamıştı. ABD varlığını ülkeden zorla

gönderen Humeyni nin kemikleri sızlıyor mudur bilinmez ama İran basınının

haberi büyük bir heyecanla ülkeye duyurmasından anlaşılıyor ki İran muhtemel

görüşmeler konusunda Batı dan daha arzulu.

Obama nın ulusa sesleniş konuşmasında Ruhani ile

mektuplaşarak onun İran ın nükleer faaliyetleriyle ilgili diplomatik çözüm

konusunda potansiyel sahibi olduğuna inandığını dile getirmesi hiç şüphesiz iki

tarafı da hareketlendiren ve beklenen yakınlaşmanın sağlanması için doğru zaman

olduğunu düşündüren çıkış noktası oldu. Obama yönetiminin ABD ile ilişkilerde sıkıntı

yaşayan tüm yönetimlere önerdiği yeni bir beyaz sayfa açma teklifi İran için

başarılı olur mu tartışılır, ancak durumun bu noktaya gelmesinde Suriye

Krizi nin, Rusya nın ağırlığının ve gelişmelerin Türkiye yi nasıl

etkileyeceğinin analiz edilmesi şart olarak görülmektedir.

İmaj Tazeleme

Ruhani nin İran da Cumhurbaşkanı seçildiği günden bu yana

onun Batı ile devam eden didişmeyi sonlandırarak diyalogu sağlamak amacıyla

başa getirildiği sürekli iddia edildi. Hatta Dışişleri Bakanlığı na da Zarif

gibi New York ekolünden birinin getirilmesi bunun en büyük ispatıydı. Bu

doğrultuda hem İran da hem de Batılı ülkelerde uzun bir müddettir karşılıklı

husumeti azaltacak etkin kamu diplomasisi hamleleri faaliyete geçirildi.

Ruhani nin Yahudi bayramını kutlamasından, Irak-İran savaşında nükleer

silahlardan ağır yaralar alan bir ülkenin Suriye deki kimyasal silah

kullanımından hoşnut olamayacağının Obama tarafından deklare edilmesine kadar

birçok örnek bu noktada sayılabilir. Yani karşılıklı bir imaj tazeleme ve kurulması

düşünülen yakınlığın alt yapısının hazırlanması yeni bir olay değil ve takip

edenler açısından birkaç sene önceye göre büyük bir çelişki olarak görülebilir.

Yeni Problem Çözücü Putin

Beklenen ABD-İran yakınlaşmasının bu kadar çabuk

gerçekleşmesinin ardında Suriye de tarafların içerisine düştüğü çıkmaz

yatmaktadır, tabi perde arkasındaki Putin i de unutmamak lazım. Obama

yönetiminin müdahale edip etmeme konusunda büyük bir çıkmaz içerisinde olduğu

ve karizmayı fena halde çizdirdiği bugünlerde, İran da aslında Suriye de

kullanılan kimyasal silahın kendi nükleer meselesine zarar vermesinden

kaçınıyordu. (Nitekim bunu kendi lehine çevirmeyi de başardı.) Tam da bu

noktada her iki tarafın imdadına Putin Rusya sı yetişti. Aslına bakılırsa

bugünlerde sadece Suriye Krizi nde değil, dünyanın birçok yerinde gerçekleşen

krizlere Rusya nın dâhil olarak tarafları çözüm konusunda ikna etmesi zaten çok

dikkat çekiciydi. Suriye de de Türkiye hariç tüm tarafları kazan-kazan mantığı

ile ikna eden ve istediğini alan bir Rusya ortaya çıkarak meseleyi domine etti.

Galiba artık bölgede arabulucu rol oynamak için yumuşak güç değil, bildiğiniz

kaba kuvvet etkili olacak.

Türkiye Saf Dışı Mı

Eskiden bölgede arabulucu denilince akla Türkiye gelirdi.

Her ne kadar o zamanlar da bu yaklaşımı çok inandırıcı bulmuyor olsam da bugün

Türkiye den bu tarz taleplerde bulunulmuyor. Bundan bir yıl önce kaybedecek bir

şeyi kalmayan Suriye rejimi Türk uçağını da gerekirse vurarak savaşı son çare

olarak görüyordu. Çünkü ancak bir savaş çıkarsa ayakta kalabilir deniliyordu.

Bugün geldiğimiz noktada ise savaşı arzulayan ve ancak bir savaş çıkarsa Suriye

politikasının başarıya ulaşacağını düşünen bir Türkiye görüyoruz. Tek başına bu

durum bile Türkiye nin siyaseten nasıl saf dışı kaldığının en açık

göstergesidir. Suriye de karşı cephelerde yer alan taraflar çoktan kendi

aralarında Suriye nin geleceği konusunda anlaştı. Biz hâlâ Esed düşsün

politikası güdüyoruz. Her gün sınırları ihlal edilen bir ülkenin vatandaşı

olarak bu kadar zaman sonra mı sınırları savunmak akla geldi Türkiye Suriye

siyasetinden adım adım ihraç edildi ve artık yeniden dâhil olma hamleleri çok

fazla tutmayacaktır. Bu saatten sonra Suriye nin geleceğinde Türkiye nin rol

oynamasını her şeyden önce Suriye halkı istemeyecektir. Dolayısıyla Türkiye

bundan sonra her şeyden önce yanlış yansıtılan savaş arzusunda olan bir ülke

görüntüsünden kurtulmalı ve başta Suriye halkı olmak üzere bölgenin tüm

halklarının yeniden gönüllerini kazanmalıdır.